Bölüm 2 Kalp Kırıklığı 2
~Hazel~
GEÇMİŞE DÖNÜŞ
Kocam Sebastian, dağ sürüsünün Alfa’sıydı. Bir de ben. Doğudaki tüm sürüleri bir araya getirmek için yılda bir kez yapılan yıllık törene davet edilmiştik.
Aslında altıncı evlilik yıldönümümüz olacaktı. Ama destekleyici bir eş olmak istediğim için kocamla birlikte o yıllık törene gitmeyi seçtim.
Tören capcanlıydı, çok keyif aldık. Diğer Alfa’larla ve Luna’larla Doğu’yu zorlayan meseleleri ve çözüm yollarını konuştuk. Tören bitince, önceki yıllarda olduğu gibi dans edip doya doya eğlenmeye karar verdik.
Sebastian elimi tuttu ve beni dans pistine davet etti. Kalbim çılgın gibi atıyordu, içim tatlı tatlı kıpırdıyordu. Kurt yanım Mia, zihnimde mırıldandı. Öyle mutluydum ki. Davetini kabul edip peşinden gittim.
Sağ kolunu sahiplenircesine belime doladı, öbür elimi de kocaman avucunun içine aldı. Arkada çalan şarkı yumuşak ve ağırdı. Ela kahverengi gözlerimin içine baktı, kalbim bir an duracak gibi oldu.
“Seni çok seviyorum,” dedi. Sesi kısık ve pürüzlüydü. Dudaklarım kocaman bir gülümsemeye açıldı, kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Ben de seni seviyorum, Sebastian,” dedim. Sesim alçak ve tatlıydı. Öne eğildiğini görünce gözlerimi kapadım. Gözlerim kapalıyken arkamda ne olduğunu anlayamadan sıcak dudaklarını dudaklarımda hissettim. Tutkulu ama nazikçe öptü, ben de ona karşılık verdim.
“Altıncı yıldönümümüz kutlu olsun,” dedi ve alnıma bir öpücük daha kondurdu. “Bizim altıncı yıldönümümüz kutlu olsun,” dedim. İçten bir gülümsemeyle baktı.
Ağır ağır dans etmeyi sürdürdük. Diğer yıllarda olduğu gibi yeminlerimizi tazeledik, birbirimize sözler verdik.
Seb birden dans etmeyi kesti, gözlerini kapattı. Sonra, sanki dünyada hiç var olmamış en güzel kokuyu almış gibi havayı kokladı.
“Sebastian, ne oldu? İyi misin? Yoruldun mu?” diye sordum. Korku içime sızdı.
“Seb, iyi değilsen hadi eve gidelim. Sana en sevdiğin kahveyi yaparım. İçince kendini daha iyi hissedersin,” dedim. Sanki yüzüne dokunursam içine düştüğü trans hâlinden uyanacakmış gibi elimi yanağına uzattım.
“Hazel…” Bir anda kendine geldi. Korkudan dolan gözyaşlarımı geri iterek ona gülümsedim.
“Aşkım, hadi gidelim. Burada daha fazla kalmak iyi bir fikir değil,” dedi. Elini tuttum, uzaklaşmaya başladık. Kalbim deli gibi atıyordu. Onu sonunda bana geri verdiği için ay tanrıçasına şükrettim.
Çıkışa birkaç adım kalmıştı ki Sebastian durdu. Ona bakmak için döndüm. Gözleri parlak parlıyordu. Kurt yanı Knight’ın kontrolü aldığı belliydi. Knight’ı bu kadar tetikleyen ben değildim. Ne olduğunu anlamak için kâhine ihtiyacım yoktu.
“Sebastian, hadi gidelim. Artık burada kalmak istemiyorum,” dedim, neredeyse yalvararak. Salonun içindeki onca gürültüye rağmen kalbimin nasıl gümbür gümbür attığını hissediyordum.
Elini çekiştirdim ama tepki vermedi. Sanki tamamen yokmuşum gibiydi.
“Eşim,” diye mırıldandığını duydum; en büyük kâbusumu doğrularcasına. Elini sıkı tutuşumdan dalgınca çekti ve uzaklaştı.
Odanın içindeki hava soğudu. Zaman, ağır çekime girmiş gibi hissettirdi.
Matteo’ya baktım, betasına, bana yardım etsin diye. Sebastian’a biraz akıl verip onu tekrar bana döndürebilir diye umut ettim. Ama Matteo, yüzünde özür dileyen bir ifadeyle bana baktı ve yalnız olduğumu anladım.
Sebastian’ın benden uzaklaşıp gidişini izledim. Ellerim buz kesmişti, kalbim yapayalnızdı. Kalabalığın içinde kaybolana kadar gözlerimi ondan ayırmadım. Başımı eğip boş ellerime baktım.
Arkasından koşup onu sımsıkı kucaklamak istedim ama buna cesaret edemedim. Bacaklarım kurşun gibi ağırdı.
“Ona gitmemiz lazım, o bizim.” diye fısıldadı içimdeki kurt Mia. Gözlerimi kapattım, tek bir damla yaş süzüldü.
Sustum. Mia’ya ne diyeceğimi bilmiyordum çünkü Sebastian’ın hâlâ sadece benim olup olmadığını anlayamıyordum. Bize geri döner mi, dönmez mi, hiçbir fikrim yoktu.
Umutsuzca kalabalığı yarıp çıkışa yöneldim. Artık kalmak istemiyordum, onu başka biriyle görmeye dayanamamaktan korkuyordum.
Ben güçlü bir kadınım. Ama… buna yüreğim yetmedi. Bunu izlemeye gücüm yoktu. Buna hazır değildim.
Dışarı adım attığımda soğuk rüzgâr tenimde ürperti yarattı. Artık tamamen yalnız olduğumu hatırlattı. Mia kafamın içinde uludu, ben de ormana doğru koştum ve yeterince uzaklaşınca kurt formuma büründüm.
Mia ormanın içine daldı, gökyüzündeki parlak hilal aya uluyarak. Mia ağladı, ay tanrıçasına yalvardı; bize merhamet et diye.
Ben de eşimle karşılaşmayı dilerdim ama tanrıça sanki bize gözlerini kapatmıştı.
ŞİMDİ
Anılar bir anda zihnime üşüşünce kalbim burkuldu. Ellerini belimden çektim, dönüp ona baktım ve inkâr eder gibi başımı salladım.
“Umutlanıp sonra ikinci kez paramparça olmak istemiyorum. Tutamayacağın sözler vermemek daha iyi.” dedim. Korkuyordum. Yaşanan her neyse beni yaralamıştı.
“El ele verirsek bunu yapabiliriz, biliyorum. Buralara kadar geldik ve seni kaybetmek istemiyorum, Hazel.” Sesi alçak ve yatıştırıcıydı.
“Bunu birlikte aşabiliriz, lütfen bana yardım et. Ya bütün anılar? Seni bırakmıyorum, Hazel.” dedi sahiplenici bir tonla, ellerimi hafifçe sıktı.
Çok sevdiğim o okyanus mavisi gözlerin içine baktım ve kalbim tekledi. Yüzüne dokunup denemeye razı olduğumu söylemek istedim. Benim de bırakmak istemediğimi. Onun yanında savaşmak, her şeyin nereye varacağını görmek istedim.
Ama o cesaret yoktu bende. Kendimi de kandırmak istemiyordum. Aynı şeyi yaşayan o kadar çok insan gördüm ki. Nasıl biteceğini biliyordum ve bu içimi acıtıyordu.
Bu düşünceler aklımdan geçince derin bir nefes aldım. Bizim hikâyemizin farklı olacağına kendimi inandırmak zordu.
“Kokusuna bile direnemediysen, sence bu savaşı kazanabilecek miyiz?” dedim ve o, utançla başını eğdi.
“Hiç savaşmadan vaz mı geçeceksin?” diye sordu Mia. Sesindeki acıyı hissedebiliyordum. “Sen de nasıl biteceğini biliyorsun.” dedim ona ve kafamın içinde uludu.
Sebastian yüzümü iki avucunun arasına aldı, gözlerimdeki yaşları sildi. O an ağladığımı fark ettim.
“Buna birlikte başarabileceğimize inanıyorum, Hazel. Lütfen bizden vazgeçmeyeceğine söz ver.” Gizli bir cevap arar gibi ela kahverengi gözlerimin içine derin derin baktı.
