Bölüm 4 Strike Two

Lyric Anlatımı

“Şey, bir şey düşünüyordum,” diyor Winter okula giderken arabada. “Ya Kraliyet Savaşçı Programı’na başvurmasak?” Sesini alçaltıyor.

Başımı bir anda ona çeviriyorum. “Şu an ne diyorsun sen? Beni artık fark ediyorlar diye mi? Ben de hepsini unutayım mı yani?” diye tersliyorum.

“Hayır, sadece şunu diyorum… On sekizine girince eşini bulabilirsin ve onu bırakıp gitmek istemeyebilirsin,” diyor.

“Eşim bu sürüdeyse, Summer Luna olunca ben zaten ölü sayılırım,” diyorum. “Belki eşim benimle gelir,” diye ekliyorum. “Eve gidince başvurumu vereceğim. Senin de vermeni isterim ama vermezsen tek başıma gideceğim,” deyip kulaklığımı takıyorum ve onu duymamaya çalışıyorum.

Okulun önüne Mason ve çocuklarla aynı anda çekiyoruz. Arabadan iner inmez bakışlarını üzerimde hissediyorum.

“Yani kabul et, bakması hoş çocuk. Bir ara sen de ondan hoşlanıyordun,” diyor Nova takılarak.

“Evet, ben küçükken. Bir de o zamanlar beni gerçekten görüyordu,” diyorum.

“Şu an görüyor merak etme,” diyor kıkırdayarak.

Onu kafamda susturup okula doğru yürüyorum, üzerimdeki bakışlarını görmezden gelmeye çalışarak. Winter’la dolaplarımıza gitmek için ayrılıyoruz ve şansıma bu yıl dolabım Mason’ın ve Hunter’ın dolabının tam yanında.

Dolabıma yaklaşıyorum, ikisine de bakmamaya çalışarak.

“Vay, selam ufaklık. Bu yıl komşuyuz,” diyor Hunter.

“Evet, artık birlikte gidip gelebiliriz,” diye ekliyor Lucas.

“Ondan emin değilim,” diyorum, kitaplarımı alırken.

Mason elimdeki kitaba bakıyor. “İleri seviye dövüş… bir de ileri seviye akademik dersler. Etkileyici,” diyor.

“Sağ ol. Bu yıl sizinle birlikte mezun olmayı umuyorum,” diyorum, dolabımı kapatırken.

“Gerçekten mi? Niye?” diye soruyor Mason, dolabına yaslanıp öyle yaklaşıyor ki sedir ve nane kokulu duş jelini duyabiliyorum.

“Şey… yaşıtlarımdan öndeyim, şimdiden son sınıf dersleri alıyorum. Ailem onaylarsa bir yıl erken mezun olabilirim. Sonra da on sekizime girmeden önce istediğimi yapmakta özgür olurum,” diyorum, ona bu kadar yakınken hızlanan kalp atışımı görmezden gelmeye çalışarak.

“Sürüyü terk etmeye mi çalışıyorsun?” diye soruyor, bir adım daha yaklaşıp.

Bir adım geri ve sola çekiliyorum ve koridorun aşağısında Summer’la göz göze geliyorum.

“Ne yaptığımı bilmiyorum ama gitmem lazım,” deyip dönüyor, Hunter’ın yanından sıyrılarak ilk dersime doğru ilerliyorum.

Göz göze geldiğimizde Summer’ın yüzündeki ifadeyi kafamdan silmeye çalışıyorum; dudaklarıyla “Birinci darbe” demişti. Parmaklarım kitaplarımın etrafında sıkılaşıyor. Summer’ın saymaya başlaması asla iyiye işaret değildir.

Sınıfa girerken bunu düşünmemeye çalışıyorum.

Ne ara olduğunu anlamadan öğle yemeğinde Winter’la buluşuyorum.

“Hey şekerim, iyi misin?” diye soruyor.

“Bizi iyi tanıyor,” diyor Nova.

“Fazlasıyla,” diye mırıldanıyorum.

“Summer koridorda beni Mason’la gördü. O da bana bayağı yakındı. İçime kötü bir his çöktü,” diyorum.

“Takma kafana. Okulda bir şey yapmaz,” diyor.

Yemekhanenin karşısına bakıp Summer’ı arkadaşlarının yanında buluyorum. Baktığımı fark edince gülümsüyor, sonra tekrar arkasını dönüyor.

“Umarım haklısındır,” diyorum.

Yemeklerimizi alıp çocuklardan olabildiğince uzağa oturuyoruz, ama Mason’ın bakışlarını salonun öbür ucundan bile üzerimde hissediyorum.

Sürüden iki savaşçı, Josh ve Chase, Winter’la benim yanımıza oturuyor.

“Selam kızlar, yanınıza otursak sorun olur mu?” diyor Josh, otururlarken.

“Tabii,” diyor Winter.

“Lyric, bugün antrenmanda harikaydın,” diyor Chase.

“Sağ ol,” diyorum.

“Sen de bugün çok güzelsin,” diye ekliyor. Yüzüm kızarıyor.

“Teşekkür ederim, Chase,” diyorum utangaçça.

“Belki bir ara seni dışarı çıkarabilirim,” diye soruyor ve hayatımda duyduğum en yüksek hırlama odanın içinde yankılanıyor.

Mason yanımıza geliyor. Gözleri kurdunun gözleriyle aynı renkte. Chase’le Josh’a bakıyor.

“Onunla bir daha asla konuşmayın,” diye hırlıyor. Buyruğu üzerlerine bir dalga gibi çöküyor.

İkisi de boyun eğerek başlarını eğiyor. “Evet, Alfa,” diyorlar bir ağızdan, sonra da koşarak uzaklaşıyorlar.

Ben tamamen çileden çıkıyorum.

“Bu da neydi şimdi, Mason? Sen kendini kim sanıyorsun?” diye çıkışıyorum.

“Ben senin Alfanım,” diye bana hırlıyor.

“Hayır, sen BENİM Alfam değilsin. Sen daha Alfa olacaksın. İnsanlara benimle konuşamazsınız deme hakkın yok,” diye tersliyorum.

“Seninle flört ediyordu,” diye tersleniyor.

“Eee? Bu seni neden ilgilendiriyor?” diyorum ve… hiçbir şey. Sessizlik.

“Aynen öyle. Benden uzak dur, Mason. Sen de, o Alfa triplerin de,” deyip çıkışa doğru yürüyorum.

Summer’ın bakışını sırtımda hissediyorum. Ensemdaki tüyler diken diken oluyor, içime bir korku çöküyor.

İkinci hata, diye geçiriyorum içimden.

Kahretsin.

Son dersten sonra otoparka doğru yürürken kafam bir dolaba çarpılıyor ve iki çift el beni bir depoya çekiyor.

Hiçbir şey göremiyorum ama şunu duyuyorum: “Sana eşimden uzak dur dedim. O da ne oluyor, neden erkeklere senden uzak dursun diye emir veriyor?” diye tıslıyor.

“Bilmiyorum!” diye bağırıyorum.

Bunun üzerine yüzüme bir tokat patlatıyor.

“Yap,” diyor.

Ne demek istediğini anlayamadan yan tarafımdan yakıcı bir acı fırlıyor. Gümüş bir bıçağın böğrüme saplandığını hissediyorum.

Çığlık atıyorum, gümüş içimi yakarken beni tutan ele uzanıp yakalamaya çalışıyorum. Arkadan beni tutan her kimse, yüzünü görebilecek kadar dönmeme fırsat vermeden daha da sıkıyor.

“Bu sadece bir uyarı, kardeşim. Mason’dan uzak dur. Yoksa bir başka Omega’nın talihsiz ‘kazası’na sebep olan kişi sen olursun,” diye yüzüme hırlıyor. Sonra beni tekmeleyip yere düşürüyor ve o da, beni bıçaklayan her kimse, depodan çıkıp gidiyor.

Elimi böğrüme bastırıyorum. Sözleri içime oturuyor. Bir başka Omega… Sonuncusunun hastane yatağında yattığı görüntü, engel olamadan gözümün önüne geliyor. Summer ne yaptığını gayet iyi biliyor.

Orada oturup yan tarafımı tutuyorum, ağlamamaya çalışıyorum.

Yakında buradan gideceğim.

“Neredesin, sürtük? Arabanın yanındayım,” diye Winter zihinden sesleniyor.

“Ana koridordaki malzeme deposunda buluşalım. Lütfen çocuklardan hiçbiri seni görmesin,” diye zayıfça karşılık veriyorum.

Özellikle Mason. Öğle yemeğinde yaptığından sonra beni kan içinde görürse soru sormaya başlar. Summer ona bir şey söylediğimi sanırsa, sıradaki bedeli kimin ödeyeceğini şimdiden biliyorum.

“Geliyorum,” diyor ve bağlantıyı kesiyor.

Kapıyı açar açmaz çığlık atıyor.

“Aman Tanrım, Lyric! Bunu sana kim yaptı?” diye soruyor.

Ben sadece ifadesiz bir bakış atıyorum.

“Summer mı?” diyor, yüzüne şaşkınlık yayılıyor. “Hiç bu kadar ileri gitmemişti. Aklından ne geçiyordu?” diye panikleyerek söylüyor.

“Win, lütfen sakin ol. Sadece ayağa kalkmama yardım et ve çocuklar görmeden beni sürü hastanesine götür. Özellikle de ağabeyin görmesin,” diyorum. Nefes nefese kalmış halde, beni kaldırmasına izin veriyorum.

“Lyric—”

“Lütfen, Win. Sadece beni Dr. Grant’e götür.”

Bir saniye daha bana bakıyor. Sonra kolumu omuzlarına alıp beni kapıya doğru destekleyerek yürütüyor.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm