Bölüm 1 The Crash
Çarpışma anında Diana Johnson'ın zihni tamamen boşaldı.
İki araç korkunç bir şiddetle çarpışmış, ezilen metaller onu sürücü koltuğuna çelik bir kafes gibi hapsetmişti. Hava yastığı zamanında açılmasaydı çoktan ölmüş olurdu.
Göğsünden aşağısı dayanılmaz bir acı içindeydi ama onu asıl dehşete düşüren, etrafı saran keskin benzin kokusuydu.
Bugün yaşananlar, zincirleme bir trafik kazasıydı.
Buradan çıkamazsa, kazadan sağ kurtulmuş olsa bile patlamada ölecekti.
Her şeye rağmen karnını dikkatle korumaya çalıştı. Titreyerek son gücünü topladı, telefonunu çıkardı ve Charles Windsor'ı aradı.
Belki de bu onların son vedası olacaktı.
Zavallı bebeği bu dünyayı görme fırsatı bile bulamayacaktı.
Telefon uzun uzun çaldı. Telesekreterin mekanik sesi kulaklarında yankılanırken, cevapsız kalan her çalışta içi biraz daha buz kesiyordu.
Burada can veriyordu. Charles hâlâ telefonunu açmayacak mıydı?
Ölüm haberini aldığında muhtemelen rahatlayacaktı.
Ne de olsa o zaman nihayet Laura Smith ile evlenebilecekti.
Umutsuzluk, keder ve acı aynı anda üzerine çöktü. Karnının alt kısmına saplanan keskin, dayanılmaz bir sancıyla birlikte sıcak bir sıvının aktığını hissetti.
Yüzünde beliren dehşet dolu bir ifadeyle, ellerini çaresizce karnına bastırdı.
Tam o sırada Charles'ın silüeti arabanın camından hızla geçip gitti ama onun için durmamıştı. Aksine, koşarak dosdoğru öndeki araca yöneldi.
Charles'ın dirseğiyle öndeki aracın camını telaşla kırışını ve içerideki kadını kucaklayıp dikkatlice dışarı çıkarışını izlerken yüzü bembeyaz kesildi.
Laura'dan başka kim olabilirdi ki?
Diana çığlık bile atamadı. Acıdan her şey bulanıklaşmış, etrafı fırıl fırıl dönmeye başlamıştı. Bilincini yitirmek üzereyken, hayal meyal birinin arabanın camını kırdığını ve onu dışarı çekip kurtardığını gördü.
Onlar uzaklaşır uzaklaşmaz araba büyük bir gürültüyle patladı ve kaza alanı bir anda alev topuna döndü.
Diana'nın bilinci tamamen kapandı.
Uyandığında bir hastane odasındaydı. Başını kaldırmaya çalışarak önce bembeyaz tavana, ardından elindeki seruma baktı. Bilincini kaybetmeden önceki son anlar birer birer zihnine hücum etti.
Hayattaydı. Onu kurtaran kişi Lucas Williams'tı.
O sırada hastane odasındaki televizyonda son dakika haberleri veriliyordu.
Ekranda, arabada sıkışıp kaldığı anlarda kendi gözleriyle gördüğü o manzara vardı.
Takım elbisesi içindeki Charles, kanlı elleriyle hiç tereddüt etmeden Laura'yı kurtarıyordu.
Kamera her detayı yakalamıştı: Charles'ın Laura'yı kurtardıktan sonra yüzünde beliren o rahatlama ifadesi ve onu kollarının arasına alıp şefkatle sarmalayışı...
Görüntüler sadece birkaç dakika sürdü ama her bir saniyesi, Diana'nın kalbini deşen görünmez bir bıçak gibiydi.
İçindeki acı dayanılmazdı. Onun karısı olan kişi kendisiydi!
Charles ona hiçbir zaman değer vermemişti.
Haber bitti sanmıştı ki ekranda Charles ile yapılan özel bir röportaj belirdi.
Takım elbisesi toza bulanmış, üstü başı dağılmıştı ama bu umurunda bile görünmüyordu. Stüdyonun parlak ışıkları altında bile yüz hatları hâlâ nefes kesici derecede yakışıklıydı.
"Maddi durumu yetersiz çocukların hak ettikleri eğitimi alabilmeleri için eğitim vakıflarına on milyon dolar bağışlayacağım. Tek isteğim Laura'nın sağlığına kavuşması ve iyi olması."
Bu röportaj sosyal medyada anında gündem oldu.
Diana donup kalmış bir hâlde, sessizce ekrana bakakaldı.
Charles'ın ona karşı sergilediği o soğuk tavırlar, sabırsızlığı ve umursamazlığı birer birer gözünün önünden geçti.
Bir zamanlar onun için çarpan kalbi artık tamamen durmuştu.
Diana yavaşça gözlerini kapattı, yanağından tek bir damla yaş süzüldü.
Ne kadar acınasıydı. O, sıkıştığı arabada yaşam mücadelesi verirken; kocası başka bir kadını kurtarmakla, başka bir kadının adına bağışlar yapmakla meşguldü.
Bir pembe dizi bile bu kadar saçma bir senaryo uyduramazdı ama şu an başına gelen tam olarak buydu.
Gözlerini tekrar açtığında kararını vermişti. Avukatını aradı.
"Derhal boşanma evraklarını hazırlamanı istiyorum. Mal paylaşımı olmayacak, tek bir kuruş bile istemiyorum."
Avukat kısa sürede geldi.
Diana kalemi eline aldı, yavaş ama kararlı bir şekilde imzasını attı.
Bu andan itibaren Charles ile aralarında hiçbir bağ kalmayacaktı.
İmzayı attığı an, karnının alt kısmına keskin, kıvrandırıcı bir sancı saplandı.
Diana yeniden bilincini kaybetti.
Doktor hışımla odaya daldı ve "Derhal ameliyathaneyi hazırlayın! Hastanın kanaması var, erken doğum başlıyor!" diye bağırdı.
Bu sırada Charles, yüzünde asık bir ifadeyle bir hastane odasının penceresinin önünde duruyordu.
Kaşları hafifçe çatık bir halde, elinde tuttuğu ve cevapsız kalan telefona bakıyordu.
Diana onun aramalarını asla cevapsız bırakmazdı.
Arkasında yatan Laura uyanıp kıpırdandı ve kısık bir sesle, "Charles," diye seslendi.
Charles hemen ona döndü ve endişeli bir sesle, "Nasılsın? Bir yerin ağrıyor mu?" diye sordu.
Laura acınası bir sesle, "Her yerim ağrıyor," dedi.
Charles telefonunu alıp kapıya yöneldi. "Seni muayene etmesi için doktoru çağıracağım."
Hızlı adımlarla odadan çıkıp asistanı Nathan Brown'un beklediği koridora geçti.
Charles'ın sesinde, kendisinin bile farkında olmadığı bir endişe vardı. "Diana'dan hâlâ haber yok mu?"
Nathan gergin bir şekilde, "Bay Windsor, eşiniz muhtemelen bugünkü zincirleme trafik kazasına karışmış," diye yanıtladı.
Charles'ın kaşları daha da çatıldı. Bugünkü kazanın ne kadar korkunç olduğunu çok iyi biliyordu.
Diana gerçekten...
Tam oradan ayrılmak üzereydi ki Laura'nın acı dolu sesi odadan duyuldu. "Charles, elim çok acıyor. Lütfen yanımda kalır mısın?"
Charles duraksadı, ardından, "Hemen Diana'yı bul. Ne gerekiyorsa yap, bebeğe hiçbir şey olmamalı," diye emir verdi.
Nathan hemen başını sallayarak, "Peki, Bay Windsor. Hemen ilgileniyorum," diye yanıtladı.
Charles'ın içindeki huzursuzluk giderek büyüyordu.
Ancak bu endişesinin kaynağını düşünmeye fırsat bulamadan, öfkeli biri hızla üzerine doğru gelmeye başladı.
"Charles, sen insan mısın? Diana'ya bunu nasıl yaparsın?"
Lucas dişlerini sıkarak öfkeyle atıldı ve Charles'ın yüzüne bir yumruk savurdu.
Charles ilk hamleden sıyrıldı ve Lucas'ın ikinci yumruğunu havada yakaladı; gözlerinde soğuk ve sinirli bir ifade vardı.
"Senin derdin ne?"
Charles bıkkın bir tavırla Lucas'ın elini itti.
"Diana nerede?"
İki adım gerileyen Lucas, "Bunu sormaya hakkın yok! Ona yaşattıklarından sonra seni asla affetmeyecek," diye bağırdı.
Lucas gözlerindeki acıyı bastırmaya çalışarak bir evrak çıkardı ve Charles'ın önüne fırlattı.
"Şunu imzala. Hemen."
Charles eğilip kağıtları yerden aldı. En üstte yazan "Boşanma Protokolü" yazısını görünce yüzü anında asıldı.
Sayfanın en altında Diana'nın zarif imzası duruyordu.
Charles'ın sesi sertleşti, ağzından çıkan her kelime bastırılmış bir öfke barındırıyordu. "Bu da nereden çıktı? Diana'yı görmek istiyorum. Onu hemen buraya getir, yoksa pişman olursun."
Lucas güldü; bu o kadar acı dolu ve kederli bir gülüştü ki insanın tüylerini ürpertiyordu.
"Diana bir daha asla karşına çıkmayacak. O öldü, Charles. O kazada öldü! Boşanma protokolünün üzerindeki kanı görüyor musun? O imzayı atmak için son nefesini harcadı! Onun hayatı, Charles... Bunun bedelini nasıl ödeyeceksin?"
Charles donakalmıştı, adeta şoktaydı. "Sen ne dedin?"
Lucas soğuk bir şekilde gülümsedi. "Boşanma evraklarını imzala. Artık Diana ile hiçbir bağının kalmasını hak etmiyorsun."
Charles yerdeki evraka bakakaldı, kağıdı yerden alırken elleri titriyordu.
Beyaz kağıdın üzerindeki siyah mürekkebe kan bulaşmıştı.
Diana gerçekten gitmişti; hem de bebekleriyle birlikte.
Lucas, Charles'ın yıkılmış haline dönüp bakmadan oradan uzaklaştı.
