Bölüm 5 Çocuklarımı Geri Getirmeme Yardım Edin

"Jason, yardım et!"

İlk tepki veren Daisy oldu; boya fırçasını elinden atıp kapıya doğru fırladı.

Koşarken panik halinde bağırmasına engel olamıyordu.

"Kaçma!"

Nathan aniden yerinden fırlayarak onun peşine düştü.

Bu çocuğun burnunun dibinden kaçıp gitmesine izin verirse, Charles onu kesin mahvederdi.

Daisy dehşet içinde dönüp aradaki mesafeyi kapatan Nathan'a baktı; küçücük kolları ve bacakları artık çok daha hızlı hareket ediyordu.

Yakalanmaktan korkuyordu.

Eğer Diana öğrenirse, kesinlikle başı belaya girerdi.

Jason tuvaletten yeni çıkmış, tam ellerini yıkayacaktı ki Daisy'nin çığlığını hayal meyal duydu.

Kaşlarını çatarak kendi kendine mırıldandı: "Hâlâ boya fırçasını bulamadı mı? Yanımızda getirmemiş miydik?"

Daisy resim çizmeyi çok sever ve boya fırçalarını her yere yanında götürürdü.

Küçük köpek resmini bitirdiklerinde bir şeylerin eksik olduğunu hissetmişlerdi. Resmi boyamaları gerektiğini fark etmeleri biraz zaman almıştı.

İkisi de bu fikri hemen benimsemiş ve Charles'ın odasına gitmeden önce fırçayı almak için dinlenme salonuna dönmeye karar vermişlerdi.

Ancak Jason'ın fena halde tuvaleti gelmişti.

Bu yüzden fırçayı alması için Daisy'nin tek başına dönmesine izin vermiş, işi bitince onu Charles'ın dinlenme salonunda bulmayı planlamıştı.

Kafasından binbir türlü soru geçmesine rağmen, ellerini yıkarken hiç acele etmedi.

İşini bitirip dışarı adımını atar atmaz, Daisy'nin son sürat ona doğru koştuğunu gördü.

Tam ona seslenecekti ki, Daisy'nin arkasından aniden biri fırladı ve kızı şimşek hızıyla yakaladı.

"Kaçabileceğini mi sandın? Küçük baş belası, bu ne cüret!" Nathan kollarında çırpınıp duran Daisy'yi zapt etmeye çalışırken nefes nefeseydi.

"Debelenmeyi kes! Söyle bakalım, suç ortağın nerede?"

"Daha bu yaşta başımıza dert açıyorsunuz, kim bilir büyüyünce ne olacaksınız!"

Nathan, Daisy'yi hırpalayarak tutarken bir yandan da böyle söylenip duruyordu.

Zaten korkmuş olan Daisy, Nathan'ın bu kaba tavrı karşısında içli içli ağlamaya başladı.

Jason, Daisy'nin hiç bu kadar zavallı bir halde ağladığını görmemişti. Öfkeden deliye dönerek bir gülle gibi yerinden fırladı ve hiçbir şeyden haberi olmayan Nathan'a okkalı bir tekme savurdu.

Nathan acı içinde sendeledi, bu sırada Daisy'yi de az kalsın yere düşürüyordu.

Kendisine kimin saldırdığını görmek için arkasını döndüğü an, bacağına minik kollar sarıldı. "Bırak Daisy'yi seni koca zorba, yoksa bir tekme daha atarım!"

Jason küçüktü; yumrukları pek acıtmazdı ama tekmeleri fena can yakıyordu!

Bir yandan tehditler savuruyor, bir yandan da Nathan'ın bacağına sarılmış halde durmadan tekme atıyordu.

"Ne dikiliyorsunuz öyle? Gelin yardım edin!"

Koridorda kıyamet koptu.


VIP dinlenme salonunda.

Ağlama sesleri ardı ardına yankılanıyordu.

Charles bir eliyle çenesini desteklemiş, diğer elini dizine koymuş, parmaklarıyla ritmik bir şekilde dizine vurarak oturuyordu.

Karşısındaki iki çocuğun ağlarken bile nasıl bu kadar uyumlu olduklarını büyülenmiş gibi izliyordu.

Biri yüksek sesle ağlamaya başladığında, diğeri sesini alçaltıyordu.

Biri yorulunca sırayı diğeri alıyordu.

Ortamın sessiz kalmasına zerre kadar ihtimal bırakmıyorlardı.

Jason, Charles'ı çileden çıkarıp kendilerini dışarı atmasını sağlamayı umuyordu ancak Charles, aksine bu duruma giderek daha fazla ilgi duymaya başlamıştı.

Ağlamak yorucu bir işti.

İki çocuk zaten küçücüktü ve onca ağlamanın ardından tamamen bitkin düşmüşlerdi.

Daisy'nin ağlayacak hali kalmamıştı, usulca Jason'ın kıyafetinin ucunu çekiştirdi.

Jason hızla Daisy'ye baktı.

Küçük kızın gözleri kıpkırmızı olmuştu.

Dişlerini sıkarak feryat etmeyi kesti.

"Özür dileriz. Biz hatalıydık."

Jason kesin bir dille özür diledi, gerçi içinden Charles'a koca bir zorba diye saydırmaya devam ediyordu.

Daisy hiçbir şey söylemedi; Jason'ın kıyafetini sıkıca kavramış, dudaklarını istemsizce büzmüştü.

Çocukların gözleri ışıl ışıl ve dürüsttü.

İki çocuğun bakışları da ona yönelttikleri sessiz beddualarla doluydu.

Charles tek kaşını kaldırıp Daisy'ye doğru uzandı.

Daisy korkuyla hemen geri çekildi, Jason ise hızla onun önüne siper oldu.

"Daisy'ye vurmaya kalkma sakın, seni koca zorba!"

Charles, Jason'ı duymazdan gelerek Daisy'yi kucağına çekti.

Bakışları Daisy'nin biraz kirlenmiş dizlerinde gezindi; izler tazeydi, bu da yakın zamanda düştüğünü gösteriyordu.

Nathan, Charles'ın hareketlerini biraz şaşkınlıkla izledi.

Charles çocukları sevmezdi, hele de kirli olanlarını.

Daisy ağlamaktan perişan olmuş, yüzü gözü leke içinde kalmıştı.

Yine de Charles bunu fark etmemiş gibi davranarak onu sıkıca kucakladı.

Daisy şaşakalmıştı; Charles onu kucağında tutarken zihni tamamen boşalmıştı.

Bu... Babasıydı!

Daisy henüz çok küçüktü ve hem fizyolojik hem de psikolojik olarak "baba" kavramına hasretti.

Jason ise telaşlanmıştı. "Kardeşimi bırak! Hemen bırak onu!"

Jason öfkeyle ileri atıldı ama Charles'ın göğsüne sertçe çarptı.

Gözbebekleri anında küçüldü.

Charles da kalbinde tuhaf bir şeylerin kıpırdadığını hissetti.

Sadece Nathan derinden huzursuzdu.

"Git bu çocukların kimin olduğunu öğren!" diye emretti Charles alçak bir sesle.

Nathan anında rahat bir nefes aldı ve bunu halletmek için hızla telefonuna sarıldı.


VIP bekleme salonu hareketlilikten uğuldarken, Diana kendi özel odasında buzdan bir mağaraya hapsolmuş gibi dikiliyordu.

Boş odaya bakan Diana'nın kalbi yerinden oynadı.

İçini bir panik kapladı ve alnında soğuk terler birikti.

İki çocuk da her zaman kendi başlarına buyruktu.

Ve Charles'ın babaları olduğunu biliyorlardı.

Çocuklar onu çok seviyordu ve oldukça da zekilerdi.

Diana, onun adına intikam almaya gitmiş olabileceklerinden korkuyordu.

Düşünmeye bile cesaret edemiyordu...

Derin bir nefes alarak hızla Layla'yı aradı.

Layla içeri girer girmez Diana'da bir tuhaflık olduğunu anlamıştı.

Layla'nın kalbi sıkıştı.

"Zoey, ne oldu?"

"Layla; Jason ve Daisy kayıp. Yoklar."

Diana'nın gözleri kızarmıştı, ayağa kalkmak için Layla'dan destek aldı.

Layla irkildi; Jason ve Daisy, Diana'nın her şeyiydi.

"Zoey, panik yapma. Belki sadece oynamaya çıkmışlardır. Koridorlarda ve odalarda güvenlik kameraları var, kayıtlara bakabiliriz."

"Doğru, bir de saatleri var! Saatlerinde GPS takibi var."

Layla'nın sözleri Diana'nın zihninde bir ışık yaktı.

Derin bir nefes alarak hızla telefonunu kaptı ve takip uygulamasını açtı.

"Bak Zoey, iki küçük kırmızı nokta da haritada."

"Güneydoğu köşesi, yaklaşık otuz metre uzakta," diye okudu Diana mesafeyi. "Güvenlik odası nerede?"

"Bu katın sonunda."

Layla hızla Diana'nın koluna girdi ve birlikte güvenlik odasına yöneldiler.

Güneydoğu köşesindeki odayı görüp içeride kimin olduğunu öğrendiğinde Diana'nın yüzü kasıldı ve anında bembeyaz oldu.

Charles! Bu nasıl olabilirdi?

Her şey nasıl bu kadar çabuk olabilirdi?

"Zoey, iyi misin?"

Layla, Diana'yı tam zamanında tuttu.

"Jason ve Daisy, Bay Windsor'ın odasında. En azından kaybolmamışlar."

Layla araştırmasını yapmıştı ve Charles'ın kim olduğunu biliyordu.

"Hadi gidip çocukları alalım."

Diana'nın sesini bulması epey zaman aldı ve aniden Layla'nın bileğini kavradı.

"Hayır, sen git!"

"Layla, şu an Charles'ı göremem!"

Charles'ı görmek istemiyordu.

Tanınmaktan korkuyordu.

Diana geçmişi geride bırakmak için koskoca beş yıl harcamıştı.

"Layla, lütfen bana yardım et. Sana zahmet veriyorum ama lütfen çocukları geri getirmeme yardım et."

Diana gidemezdi.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm