Bölüm 11
Thomas'ın Gözünden:
Çeyrek raporlarını incelerken telefonum çaldı. Ekranda Victoria'nın adı yanıp sönüyordu.
Yine başlıyoruz.
"Baba, Julian'ın Cleveland'dan yanında getirdiği şu sekreteri derhal kovmanı istiyorum."
Başımı evraklardan kaldırmadım. "Yine ne yaptı sana? Kardeşini bir gün olsun rahat bırakamaz mısın?"
"Kardeş mi?" Victoria'nın sesi giderek tizleşti. "O bir piç, baba. Bizden biri değil—"
"Victoria." Kalemimi masaya bıraktım. "Ağzından çıkanı kulağın duysun. Sen ne zaman bu kadar hırçınlaştın? Konuşmaların tıpkı annen gibi."
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından, "Gerçekten onu mu savunuyorsun?" dedi.
"Julian'ı geri getirdim çünkü şirketin ona ihtiyacı var. Yönetim kurulunun ona ihtiyacı var. Artık olgun davranmak zorundasın." Şakağımı ovuşturdum. "Eğer ona bir daha o kelimeyi kullandığını duyarsam, bütün kredi kartlarını iptal ederim."
Victoria sinirden boğuluyormuş gibi bir ses çıkardı. "İyi, tamam. Julian'ı boş ver. Sadece şu sekreterini kov."
"Sekreterini mi?"
"Evet. Maya Bennett denen o kadını."
Maya Bennett. Son bir hafta içinde bu ismi ikinci kez duyuyordum. Sandalyemde arkama yaslanıp sordum. "Nedenmiş o?"
"Bana saygısızlık etti. Sürekli laf yetiştirdi. Böyle biri Garrison Endüstrileri'ni nasıl temsil edebilir?"
"Olmaz."
"Ne?" Victoria cidden şaşırmış gibiydi. "Nedenmiş?"
"Sen üzerine gitmeseydin sana karşılık vermezdi. Kadın hiçbir yanlış yapmadı. Neden durduk yere onu işten çıkarayım?" Kalemimi tekrar elime aldım. "Çalışanları sudan sebeplerle kovduğumuz duyulursa, başka kimsenin burada çalışmak isteyeceğini mi sanıyorsun?"
"Baba!"
"Yeter artık. Gittiğin her yerde sorun çıkarmaktan vazgeç." Telefonu yüzüne kapattım.
Telefonu masaya fırlatıp bakışlarımı dışarıdaki limana çevirdim.
İki gün önce Adam Sterling'in sağ kolu olan James Cooper beni bizzat aramıştı.
"Bay Garrison, Bay Sterling, Cleveland'daki o kısa karşılaşmalarında Bayan Maya Bennett'ten oldukça etkilenmiş. Kendisiyle tekrar bir görüşme yapmak istiyor."
James aynı son derece sakin ve kibar ses tonuyla devam etmişti: "Ayrıca, Garrison'ın teknoloji parkı projesine sunduğu teklifle ilgili olarak... Bay Sterling'in bazı çekinceleri var. Bu yüzden revize edilmiş belgelerin incelenmek üzere bizzat Bayan Bennett tarafından kendisine teslim edilmesini rica ediyor."
Bunun ne anlama geldiğini gayet iyi bilerek telefonu kapatmıştım.
Dahili telefonu tuşladım. "Anna, Maya Bennett adındaki çalışan hangi departmanda?"
"Kendisi Bay Julian Garrison'ın yönetici asistanı, efendim. Sekiz gün önce Cleveland'dan birlikte geldiler."
Hiç vakit kaybetmeden revize edilmiş teklif dosyasının hazırlanması talimatını vermiştim. Dosyayı Sterling Global'e götürecek kişinin bizzat Maya olması için gereken her şeyi şahsen ayarlamıştım.
Adam Sterling'in Maya Bennett ile ne derdi var bilmiyordum. Açıkçası pek umurumda da değildi.
Önemli olan tek bir şey vardı: Adam Sterling benden bir istekte bulunmuştu. Hem de kişisel bir istek.
Ve ben, ayağıma kadar gelen bir fırsatı geri tepmeyecek kadar zeki bir adamdım.
Austin teknoloji parkı projesi yüz milyonlarca dolar değerinde devasa bir iş. Garrison Endüstrileri'nin bu pastadan pay almaya acilen ihtiyacı var. Lidar sistemleri, çip paketleme ve diğer tüm ana donanımların tedarikçisi olabilmek için Sterling'in onayını almak zorundayız.
Eğer Maya Bennett, Adam Sterling'in gözüne girmenin anahtarıysa...
Onu elimde sımsıkı tutarım.
Maya'nın Gözünden:
Sokakta Victoria'nın elinden kurtulduktan sonra Garrison Endüstrileri binasına geri dönerken adeta koşuyordum.
Julian'ın ofisine vardığımda ellerim hâlâ titriyordu.
Başını bilgisayar ekranından kaldırdı. "Döndün sonunda. Çok şükür." diyerek ayağa kalktı. "Sterling sana bir zorluk çıkarmadı, değil mi?"
Ellerimi gerginlikle birbirine kenetledim. "Aslına bakarsan... bir şey oldu."
"Ne oldu?"
"Sterling Global'ın önünde Victoria ile karşılaştım." Kelimeler ağzımdan bir çırpıda dökülüverdi. "Babanı aramakla tehdit etti... Beni işten kovduracağını söyledi."
Julian'ın yüzü asıldı. "Merak etme. Bu şirketi Victoria yönetmiyor. Kendini öyle sanmayı seviyor ama durum öyle değil." Tekrar yerine oturdu. "Babamın beni Boston'a geri çağırmasının bir sebebi var. Victoria istediği kadar öfke nöbeti geçirsin, benim ekibime dokunamaz."
İçime derin bir su serpilmişti. "Emin misin?"
"Eminim." Eliyle kapıyı işaret etti. "Hadi, işine dön. Kız kardeşimi kafana takmayı da bırak artık."
Başımı sallayıp ofisinden çıktım.
Masama döndüğümde bilgisayarımı kapattım ve çantamı aldım.
Sonunda. Amy'yi alma vakti.
Saate göz attım. 17:35. Şimdi çıkarsam, altı buçuğa kalmadan Sunny Days kreşine yetişebilirdim.
Yarın Cumartesi. İş yok. Adam yok. Victoria yok.
Sadece ben ve Amy.
Asansöre doğru yöneldim.
Amy'yi Sunny Days'ten aldığımda, yorgunluğum geçmiş, kendimi yeniden insan gibi hissetmeye başlamıştım.
"Anneciğim!" deyip kollarını bacaklarıma doladı. "Akşam yemeğinde sandviç yiyebilir miyiz?"
"Tabii ki bebeğim."
Eve geçince Amy'nin en sevdiği yemeği hazırladım. Beyaz ekmek arasına hindi füme, peynir, marul ve mayonez. Kare yerine üçgen şeklinde kestim, çünkü üçgen sandviçlerin her zaman daha lezzetli olduğu konusunda çok ısrarcıydı.
Yemekten sonra Amy, bir doğa belgeseli izlemek için koltuğa kıvrıldı. Afrika'daki aslanlarla ilgili bir şeylerdi.
Telefonumu alıp yatak odasına geçtim.
Telefon ikinci çalışta açıldı. "Mmm... alo?"
"Seni uyandırdım mı?"
Chloe sesli bir şekilde esnedi. "Sayılır. Saat kaç?"
"Akşam sekiz." Yatağın üzerine oturdum. "Akşamın sekizinde uyuyor muydun sen?"
"Dün gece geç yattım, suç mu?" Tekrar esnedi. "Naber, ne oldu?"
"Bu hafta sonu müsait misin? İkinci el araç satan birkaç galeriye bakmak istiyorum."
"Hadi canım, cidden alıyorsun demek." Telefondan hışırtı sesleri geldi; muhtemelen Chloe geriniyordu. "Evet. Kesinlikle gelirim. Bana ihtiyacın olacak. Pazarlık konusunda üstüme yoktur."
"Biliyorum, öylesin."
"Peki neden ikinci el?" diye sordu Chloe. "Senin bütçene uygun, fena sayılmayacak sıfır arabalar da var. Kredi çekebilirdin..."
"Aylık ödemeleri düşük tutmak istiyorum," dedim. "Bütçem yirmi bin civarında. İkinci el alıp artan parayı bir ev peşinatı için kenara koymayı tercih ederim."
"Ev mi almak istiyorsun?"
"Eninde sonunda evet. Amy'yi sürekli oradan oraya sürükleyemem Chloe. Onun bir düzene ihtiyacı var. Gerçek bir yuvaya."
Karşı hatta bir sessizlik oldu.
Sonra, "Sen çok iyi bir annesin, Maya," dedi.
Boğazım düğümlendi. "Elimden geleni yapıyorum."
"Yapıyorsun. Bana inan." Chloe'nin sesi yumuşamıştı. "Tamamdır. Yarın sabah ikinizi de alırım. Sana güzel bir araba buluruz."
"Teşekkür ederim."
"Ne demek, lafı bile olmaz."
"Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz."
Telefonu kapattıktan sonra bir süre ekrana bakakaldım.
Derken telefon çaldı.
Bilinmeyen bir numaraydı. Alan kodu Boston'a aitti.
Kaşlarımı çatarak açtım. "Alo?"
Sessizlik.
"Alo?" dedim tekrar. "Kimsiniz?"
Ses yoktu. Karşı hatta sadece bir nefes alıp verme sesi duyuluyordu.
"Eğer bu bir şakaysa—"
Hat kesildi.
Ekrana boş boş baktım.
Muhtemelen yanlış numaraydı. Birisi yanlış yeri aradığını aramanın ortasında fark etmiş olmalıydı.
Telefonumu komodinin üzerine fırlatıp salona geri döndüm.
Amy gözlerini televizyondan ayırıp bana baktı. "Anne, baksana! Bebek filler!"
Yanına oturdum ve onu kendime doğru çektim.
"Çok tatlılar bebeğim."
Amy gülümseyerek bana yaslandı.
Ekranda, anne fil hortumunu şefkatle yavrusuna dolamıştı.
Amy'yi başının üstünden öptüm ve başka hiçbir şey düşünmemeye çalıştım.
