Bölüm 12
Adam'ın Gözünden:
Çatı katının terasında, elimde telefonumla duruyordum. Ekranda beş yıl önce sildiğim ama asla unutmadığım bir numara vardı.
Sırf hala kullanımda olup olmadığını görmek için bir anlık dürtüyle aramıştım.
Telefon çaldı.
Ve sonra—onun sesi.
"Alo?"
Donup kalmıştım. Tek kelime etmeden telefonu kapattım.
Numarasını hiç değiştirmemişti.
Beş yıl. Lanet olası beş yıl geçmişti ve o hala aynı telefon numarasını kullanıyordu.
Onu bırakıp gittiğim gün rehberimden sildiğim o aynı numarayı.
"Hey. Ne yapıyorsun burada, karanlıkta somurtarak?"
Arkamı dönmedim. Parker Palmer, elinde içkisiyle kapı pervazına yaslanmış, beni utanç verici bir şey yaparken yakalamış gibi sırıtıyordu.
"Git başımdan."
"Yok ya." Yürüyerek yanıma dikildi. "On dakikadır telefonuna bakıp duruyorsun. Dur tahmin edeyim, Victoria Garrison'la mı mesajlaşıyorsun?"
Telefonumu ters çevirip kapattım. "Hayır."
"E kim o zaman?" Sırıttı. "Hadi ama. Sıkıcı olma."
Cevap vermedim.
Parker beni bir an süzdü, sonra omuz silkti. "Her neyse. İçeri gel hadi. Ethan yeni bir şişe açıyor."
"Ben gidiyorum."
"Ne? Neden?"
Yanından geçerek kapıya doğru yöneldim.
Ethan koltuktan, "Hey, nereye gidiyor?" diye seslendi.
Parker, "Hiçbir fikrim yok," dedi. "Garip davranıyor."
Ceketimi sandalyeden aldım.
Ethan doğruldu. "Dostum, daha yeni şişe açtık. Bir kadeh daha iç."
"Benim için bu kadar."
Ethan kaşlarını çattı. "Son zamanlarda neyin var senin? Haftalardır garip davranıyorsun. Huysuzun tekisin. Herkese tersleniyorsun."
Parker sırıttı. "Ben ne olduğunu biliyorum. Seksizlikten kafayı yiyor. En son ne zaman biriyle birlikte oldun dostum?"
"Siktir git."
"Ciddiyim. O kadar gerginsin ki patlayacaksın. Git bir bara, bir kız bul—"
"İlgilenmiyorum."
"Gördün mü? Sorun da bu zaten." Parker kendini Ethan'ın yanına, koltuğa bıraktı. "Beş yıllık bekarlık. Bu hiç sağlıklı değil."
Ethan güldü. "Bekle, beş yıl mı? Ciddi misin?"
Ona sert bir bakış attım. "Kapat şu konuyu."
"Hadi canım." Ethan'ın gözleri irileşti. "Cleveland'dan beri kimseyle birlikte olmadın mı?"
Parker ıslık çaldı. "Vay anasını. Sen hala onu unutamadın, değil mi?"
"Ben gidiyorum." Kapıya doğru yürüdüm.
Ethan arkamdan, "Bu çok acınası bir durum dostum," diye seslendi. "Kız seni beş yıl önce terk etti. Aş artık bunu."
Durakladım. Yavaşça arkamı döndüm. "Beni terk etmedi. Ben gittim."
"Çünkü para avcısının tekiydi," dedi Ethan. "Değil mi? Bize böyle söylemiştin."
Çenem kasıldı. "Parayı bana tercih etti."
"Çünkü ona yalan söyledin," dedi Parker. "Kim olduğunu sakladın. Maddeci biri olup olmadığını test etmek için aptalca bir oyun oynadın. Ve senin o küçük testini geçemeyince de sıvıştıp gittin."
Soğuk bir sesle, "Beni ben olduğum için sevip sevmediğini bilmek istedim," dedim. "Soyadım ya da param için değil."
"Ve sevmiyormuş," dedi Ethan sessizce.
Cevap vermedim.
Parker iç çekti. "Bak, anlıyorum. Seni incitti. Ama hadi dostum, aradan beş yıl geçti. O çoktan hayatına devam etmiştir."
Ethan başını salladı. "Evet. Önüne bak artık kardeşim. Dışarıda—"
"Başka kadınları istemiyorum."
Ethan ve Parker birbirlerine baktılar.
"Allah aşkına," diye mırıldandı Ethan. "Sen gerçekten hâlâ ona aşıksın."
Anahtarlarımı aldım ve dışarı çıktım.
Maya'nın Gözünden:
Ertesi sabah saat 9'da Chloe bana bir mesaj attı.
Seni ve Amy'yi bir saat içinde alıyorum. Rahat ayakkabılar giy. Çok yürüyeceğiz.
Chloe tam onda geldi ve kaldırıma yanaşıp iki kez korna çaldı. Çantamı alıp Amy'nin elini tuttum ve aşağı indik.
Chloe arabasına yaslanmıştı, güneş gözlüğü ve deri ceket giyiyordu. "Günaydın günışığım. Pazarlık yapmaya hazır mısın?"
"Umarım hazırımdır."
Sırıttı. "Bana güven. Bu işte harikayımdır." Amy için arka kapıyı açtı. "Selam tatlım. Kemerini bağla."
Amy neşeyle arabaya bindi. "Merhaba Chloe Teyze!"
"Merhaba bebeğim." Chloe sürücü koltuğuna geçti.
"İyi bir yer biliyorum. Bölgedeki en büyük ikinci el otomobil galerisi. Bu hafta sonu indirim yapıyorlar." Arabayı trafiğe çıkardı. "Sana güvenilir bir şey bulacağız. Amy için güvenli bir araba."
"Sabırsızlanıyorum," diyerek gülümsedim.
Galeri devasa büyüklükteydi. Güneşte parlayan sıra sıra arabalar vardı. Her yere pankartlar asılmıştı: YAZ İNDİRİMİ! KREDİ İMKANI! KREDİ NOTUNUZ MU DÜŞÜK? SORUN DEĞİL!
Chloe girişin yakınına park etti. "Pekâlâ. Hadi şu işi halledelim."
Otoparkta yürürken Amy gözleri kocaman açılmış halde elimi tutuyordu. "Anne, şu arabalara bak!"
"Biliyorum, bebeğim."
Chloe elleri belinde çoktan arabaları inceliyordu. "Tamam. Ne düşünüyorsun? Sedan mı? SUV mu?"
"Pratik bir şey olsun," dedim. "Az yakan. Güvenli. Gösterişli olmayan bir araba."
"Sıkıcı," diye takıldı Chloe. "Ama iyi madem."
Galerinin içlerine doğru yürüdük; Honda'ları, Toyota'ları ve Subaru'ları geçtik. Amy sürekli elimi çekiştirip parlak renkli her arabayı işaret ediyordu.
"Anne, peki ya şu?"
"O çok pahalı, bebeğim."
"Peki ya şu?"
"O da çok pahalı."
Chloe güldü. "Zevkli kız."
Tam cevap verecektim ki donakaldım.
Hayır.
Hayır, hayır, hayır.
Adam.
Onun burada ne işi var?
Amy'nin elini tuttum ve onu ters yöne yönlendirmeye çalıştım.
Ama çok geçti.
Adam başını kaldırdı.
Gözlerimiz buluştu.
Bir saniyeliğine ikimiz de kıpırdamadık.
Sonra bana doğru yürümeye başladı.
Kahretsin. Kahretsin. Kahretsin.
Amy'yi çevirip arkama saklamaya çalıştım. "Bebeğim, annenin yanından ayrılma, tamam mı?"
"Neden?" Amy merakla bacaklarımın arkasından baktı. "Anne, o adam kim?"
"Hiç kimse. Sadece—arkamda kal."
Ama Amy çoktan Adam'a bakıyordu, dikkatle bakmaktan küçük yüzü buruşmuştu.
Ve sonra gözleri irileşti.
"Anne," diye fısıldadı. "O adam şeye benziyor—"
Elimi ağzına kapattım. "Şşşt. Şimdi olmaz bebeğim."
Adam üç metre uzağımdaydı. Sonra bir buçuk.
Zoraki bir şekilde gülümsedim. "Ah. Selam. Ne... tesadüf."
Adam önümde durdu. Güneş gözlüğü takıyordu ama bakışlarının içimi delip geçtiğini hissedebiliyordum. "Senin ne işin var burada?"
"Arabalara bakıyorum. Gördüğün gibi." Kendi sesim bile kulağıma tiz geliyordu. "Asıl senin ne işin var burada?"
Amy etrafı görmek için arkamda kıpırdanıp duruyordu.
Adam'ın bakışları aşağı kaydı. "O da kim?"
"Hiç kimse." Bunu fazla hızlı söylemiştim.
Başını yana eğdi. "Maya. Arkandaki kim?"
