Bölüm 2 Hamile
Sophia olduğu yerde donakalmış, lüks otomobilin garaj yolunda gözden kayboluşunu izliyordu.
Yüreği karmakarışıktı; burukluk, kırgınlık ve yakıcı bir sızı birbirine girmişti.
Zachary'nin ona davranışıyla Paula'ya davranışı arasındaki fark geceyle gündüz gibiydi.
Söz konusu Paula olduğunda sabrı hiç tükenmek bilmiyordu.
Ona gelince ise, sözünü bitirmesini bekleyecek kadar bile vakit ayırmıyordu.
Gözlerini yumdu; aldığı her nefese ağır bir yorgunluk çöküyordu.
Takip eden bir ay boyunca Zachary eve hiç uğramadı.
Karısı Sophia, onun nerede olduğunu ancak sosyal medyaya düşen magazin fotoğraflarından takip edebiliyordu: Bugün Paula ile alışverişte, yarın onunla bir yat partisinde...
Bu sonu gelmez bekleyiş ve sessiz keder içinde Sophia'nın kalbi yavaş yavaş hissizleşti. Çoktan bir avukat bulup boşanma evraklarını imzalamıştı.
Artık tek gereken, her şeyi adliyede resmiyete dökmek için Zachary'nin dönmesiydi.
Kendini eve kapatmıştı; sadece yardımcı kadın her gün gelip yemekleri hazırlıyordu.
Ancak bu akşam, yardımcı kadın masaya bir kâse tavuk çorbası koyduğu an Sophia'nın midesi fena halde bulandı ve öğürmeye başladı. Apar topar banyoya koştu.
Sanki midesindeki her şeyi çıkarmak istercesine şiddetle öğürdü.
Sophia banyodan çıktığında soğuk terler içindeydi.
Başını kaldırdığında, uzun zamandır ortalarda görünmeyen Zachary ile burun buruna geldi.
Zachary, onun bembeyaz olmuş yüzünü görünce kaşlarını çattı ve şaşkınlıkla, "Neyin var senin?" diye sordu.
Sophia yavaşça başını iki yana salladı, bitkin bedenini ayakta tutmaya çalışarak ağır ağır yürüdü. "Dokunan bir şey yedim herhalde. Midem pek iyi değil."
Sözleri ağzından çıkar çıkmaz tavuk çorbasının kokusu tekrar burnuna geldi. Yüzü bembeyaz oldu ve aceleyle banyoya geri koştu.
Zachary gayriihtiyari masadaki yemeklere göz attı.
Yardımcı kadın araya girdi: "Hanımefendinin son zamanlarda pek iştahı yok, hep hafif şeyler yiyor. Özellikle de tavuk çorbasının kokusu midesini bulandırıyor. Acaba hamile olabilir mi?"
Zachary'nin bakışları bir anda buz kesti.
Sophia'ya elini bile sürmemişti!
Nasıl hamile olabilirdi ki?
Sophia'nın dışarıda olup bitenlerden haberi yoktu. Bütün gücü tükenmiş halde sendeleyerek banyodan çıktığında, Zachary bileğinden yakaladığı gibi onu zorla kapıya doğru sürüklemeye başladı.
Sophia ondan kurtulamadı, Zachary'nin sert adımlarına ayak uydurmaya çalışarak peşinden sürüklendi.
"Zachary, beni nereye götürüyorsun? Bırak beni!"
Zachary arabanın kapısını açıp Sophia'yı içeri itti.
Buz gibi gözlerle ona bakarak, "Hastaneye," dedi.
Sophia kaşlarını çatarak şaşkınlıkla ona baktı. "Ne hastanesi? Çok yorgunum. Eve dönüp dinlenmek istiyorum."
Zachary cevap vermedi, sadece arabayı çalıştırdı.
Sophia neye uğradığını şaşırmıştı.
Aniden ortaya çıkan Zachary'nin derdinin ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu.
Yolculuk boyunca Sophia gözlerini hiç açmadı. Son zamanlarda üzerinde tuhaf bir yorgunluk vardı; vaktinin çoğunu uyuyarak ve dinlenerek geçiriyordu.
Sadece fazla bitkin düştüğünü sanmıştı.
Ancak doktor pozitif çıkan hamilelik testi sonucunu önüne koyduğunda, Sophia'nın yüzü kâğıt gibi bembeyaz oldu; raporu tutan elleri titriyordu.
"Hamile miyim?"
Zihni tamamen bomboştu; bu kelimeleri ağzından zorlukla dökebilmişti.
Yoksa o gece mi olmuştu?
Saldırıya uğramanın verdiği o dehşet, boğazını sıkan görünmez bir el gibi yeniden üzerine çöktü.
O kadar sarsılmıştı ki Zachary'nin bakışlarındaki öfkeyi fark edemedi.
Hastaneden çıktıktan sonra Sophia hâlâ sersem gibiydi.
Zachary bileğini kavradı; gözleri bıçak gibi keskindi, sesindeki öfkeyi zar zor zapt ediyordu. "Boşanmayı kabul ettin çünkü başka biriyle ilişkin vardı, şimdi de onun çocuğunu taşıyorsun!"
Sophia'nın ona ihanet edeceği aklının ucundan bile geçmezdi.
Konuyu açtığında boşanmayı o kadar kolay kabul etmesine şaşmamak gerekti; hayatında zaten başka bir adam vardı!
"Dylan'ı hiç düşündün mü? Olanları bilse ne derdi sence?"
Zachary'nin suçlayıcı ses tonu, Sophia'yı sonunda kendine getirdi.
Yüzü bembeyazdı, gözlerinin kenarları kızarmıştı.
"Boşanmak isteyen sendin. Sana istediğini verdim, şimdi suçlu ben mi oldum?"
Zachary bileğini daha da sıktı, sesi çok sertti. "Bana ihanet etmemeliydin! Görücü usulü bir evlilik olsa bile, en temel sadakati gösteremez miydin?"
Bir an için Sophia, Zachary'nin gerçekten bileğini kıracağını sandı.
Kolu acıyordu ama kalbindeki acı çok daha ağırdı. Neredeyse gülesi gelmişti.
"Bana kızmaya ne hakkın var? Kendi yaptıklarını unuttun mu? Bunca zamandır Paula ile içli dışlı olan sensin.
Gerçekten bana sadık kaldığını düşünüyorsun da şimdi beni mi suçluyorsun?"
Bunu söylerken, içindeki derin bir yerden bulduğu güçle bileğini çekip kurtardı.
İki adım geri çekilip Zachary'ye temkinli gözlerle baktı.
Bu çocuk kendi seçiminin değil, uğradığı saldırının bir kanıtıydı. O suçlu değil, kurbandı.
İçindeki acı tarifsizdi, kimsenin anlayamayacağı kadar büyüktü; ama yine de Zachary'nin onu aldatmakla suçlayan şüpheci bakışlarına katlanmak zorundaydı.
O an, Sophia'nın içindeki bastırılmış keder patlak verdi.
"Zachary, ne istersen onu düşün. Boşanma evraklarını zaten imzaladım. Sen ne zaman istersen bu işi bitirebiliriz."
Zachary alaycı bir tavırla konuşurken gözlerindeki öfke daha da alevlendi.
"Bu kadar bencil biri olduğunu, sadece kendini düşünüp etrafındaki hiç kimseyi umursamadığını hiç fark etmemişim."
"Benden boşanıp sevgilinle kaçmayı mı planlıyorsun?"
Sophia yumruklarını sımsıkı sıkarak karşılık verdi: "Durumu bu kadar çirkinleştirme. Benden boşanman Paula ile evlenmeni kolaylaştırmayacak mı sanki? Yıllardır onunla çıkardığınız onca skandalı tek tek saymamı ister misin?"
Sözlerini bitirdiğinde adeta bağırıyordu.
Bu duygu patlamasının ardından geriye sadece derin bir tükenmişlik ve çaresizlik kalmıştı.
"Dylan'ın boşanmadan haberi olmayacak. Şu an için boşanmak ikimiz adına da en doğru karar," dedi Sophia ifadesiz bir sesle.
"Kesinlikle hayır. Sana asla istediğini vermeyeceğim."
Zachary'nin soğuk bakışları yavaşça aşağı kayarak Sophia'nın karnında durdu.
"Sevgilin her kimse, ona bunun bedelini ödeteceğim."
"Ne istersen yap," dedi kendini tamamen tükenmiş hissederek.
Üstelik bu çocuğun babasının kim olduğunu bile bilmezken, saldırıya uğradığını itiraf edecek gücü kendinde bulamıyordu.
Anlatsa bile Zachary ona asla inanmazdı.
Onun bu tavrı Zachary'yi daha da çileden çıkardı.
Hiç tereddüt etmeden arabanın kapısını hışımla açtı ve arabaya binip uzaklaştı.
Sophia bir kez daha tek başına kalakalmıştı.
Gözleri umutsuzlukla dolarak karnına baktı.
Bu çocuğun varlığı, zarar gördüğü o gecenin acı bir hatırlatıcısından başka bir şey değildi.
