Bölüm 4 Fırtınalı Ayrılık

Dylan'ın sözleri bir yıldırım gibi çarparak Sophia ve Zachary'nin kavgasına anında son verdi.

Her ikisi için de Dylan, görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir aile büyüğüydü.

Zachary kararını çabuk verdi. "Önce eve gidelim. Başka bir şey yapmadan önce Dylan meselesini nasıl halledeceğimizi düşünmemiz lazım."

Sophia dudaklarını birbirine bastırdı, bavulunu bıraktı ve kapıdan çıkıp arabaya doğru yürüyen Zachary'yi takip etti.

Araba yolculuğu ölüm sessizliği içinde geçti; Sophia başını cama yaslamış, boş gözlerle dışarıdaki dünyanın bulanıklaşarak akıp gidişini izliyordu.

Spencer Malikanesi'ne vardıklarında Sophia arabanın kapısını hışımla açıp kimseyi beklemeden içeri girdi.

Eskiden nereye giderlerse gitsinler, Sophia içeri birlikte girebilmek için her zaman Zachary'yi beklerdi.

Artık hayatında başka bir adam olduğu ve boşanmayı düşündüğü için tavırları açıkça değişmişti.

Zachary asık bir suratla onun peşinden içeri girdi. Kapının girişinde arka arkaya durmuş, ağır ve boğucu bir sessizlik içinde ayakkabılarını değiştiriyorlardı.

Sophia sanki suyun altındaymış gibi ağır hareket ediyordu; onca şeyden sonra bitkin düşmüştü ve Dylan'la nasıl yüzleşeceği konusunda hiçbir fikri yoktu.

Tam kendini toparlamaya çalışırken, yemek odasından Dylan'ın sesi duyuldu.

"Buraya biftek ve tavuk suyu çorbası hazırlattım; Sophia'nın en sevdikleri."

Sophia, görünmez bir el kalbini sıkıyormuş gibi hissetti; göğsüne keskin bir sızı saplanmıştı.

Dylan ona ne kadar iyi davranırsa, hissettiği utanç da o kadar artıyordu.

Bir an tereddüt etti ama Zachary ayakkabılarını değiştirmeyi çoktan bitirip içeri geçmişti bile.

Daha fazla oyalanmak istemeyen Sophia da aceleyle peşinden gitti.

Sadece üç kişilik bir aile yemeği olmasına rağmen, Dylan masayı çeşit çeşit yemekle donattırmıştı.

Kapıdaki tıkırtıyı duyan Dylan başını kaldırdı ve Sophia'nın allak bullak olmuş halini fark etti.

Anında kaşlarını çatarak Zachary'ye döndü. "Zachary, Sophia artık hamile. Daha düşünceli olmayı öğrenmen lazım. Artık eskisi gibi umursamaz davranıp Sophia'nın sana ayak uydurmasını bekleyemezsin!"

Sophia kenardaki sandalyelerden birini çekip oturacakken, Dylan yanına gelip onu kendi solundaki sandalyeye yönlendirdi.

Bakışları son derece sevgi doluydu; Sophia'ya büyük bir şefkatle bakıyordu.

"Bu, Zachary ile senin ilk çocuğunuz... İnanılmaz heyecanlıyım!"

Dylan heyecanla "ilk çocuk"tan bahsedince, Sophia gayriihtiyari yanındaki Zachary'ye göz attı.

Zachary'nin bakışları soğumuş, hoşnutsuzluğu yüzünden okunuyordu.

Sophia hızla bakışlarını kaçırdı.

Ne de olsa Zachary onu hiçbir zaman gerçekten karısı olarak görmemişti.

Onun aklında ilk çocuğu muhtemelen Paula'dan olmalıydı, öyle değil mi?

Dylan yeni bebek heyecanına o kadar kapılmıştı ki, Sophia'nın yüzündeki o derin yorgunluğu fark etmedi bile.

Zachary yaklaşıp Dylan'ın sağına oturmaya yeltendi ama Dylan ona ters ters baktı.

"Kaç yıllık evlisiniz, hala bu kadar düşüncesiz misin? Geç Sophia'nın yanına otur da ne yemek istiyorsa yardımcı ol."

Zachary'nin bedeni bir anlığına kaskatı kesildi, ardından yönünü değiştirip doğrudan Sophia'nın yanına oturdu.

Aile yemeği başlarken Dylan neşeyle güldü. "Sophia'nın hamileliği ailemiz için harika bir haber. Bu müjdeyi duyurmak için basınla çoktan iletişime geçtim. Çocuk doğduğunda, sevgimin bir nişanesi olarak elimde kalan hisseleri ona devredeceğim."

Spencer Grubu şu sıralar büyük bir yükselişteydi, bu yüzden o hisselerin değerini söylemeye bile gerek yoktu.

Dylan'ın bu bebeği ne kadar büyük bir sabırsızlıkla beklediği her halinden belliydi.

Dylan bu çocuk için ne kadar heyecanlanırsa, Sophia'nın içindeki endişe de o kadar büyüyordu.

Umutları şimdi ne kadar yüksek olursa, ileride gerçeği öğrendiğinde yaşayacağı yıkım da o kadar ağır olacaktı.

Sophia farkında olmadan sandalyesinde dikleşti, yüzü gerilmişti. "Büyükbaba, hamileliğimin henüz çok başındayım. Bunu bu kadar büyütmeye hiç gerek yok."

Ardından Zachary'ye manalı bir bakış attı.

Zachary boğazını temizledi. "Büyükbaba, henüz çok erken. Başkalarına söyleyeceksek bile en azından bebeğin doğmasını beklemeliyiz."

Sophia'nın yüzü asıldı.

Masanın altından Zachary'nin ayağına hafifçe tekme attı.

İkisinin arasındaki duruma bakılırsa, bu çocuğun doğmasını nasıl bekleyebilirlerdi ki?

Zachary istifini hiç bozmadı, o kusursuz soğukkanlı ve sakin tavrını korudu.

İkisinin de aynı fikirde olduğunu gören Dylan daha fazla üstelemedi.

"Öyleyse Zachary'nin dediği gibi yapalım. Doğru düzgün bir kutlama yapmak için çocuğun doğmasını bekleriz!"

Sophia için yemek adeta saman gibiydi; bir yandan korku içindeydi, diğer yandan hamilelik bulantıları ona eziyet ediyordu.

Dylan'ın yönlendirmeleriyle Zachary yemek boyunca Sophia'nın tabağına sürekli bir şeyler koydu.

En sevdiği onca yemeğe bakmasına rağmen Sophia'nın hiç iştahı yoktu.

Birkaç lokma aldıktan sonra çatal bıçağını bıraktı ve sessizce köşesine çekildi.

Normalde aile yemeği bittikten sonra Zachary ve Sophia evlerine dönerdi.

Ancak bugün Dylan'ın içi hiç rahat değildi.

Yemek boyunca ikisinin de dalgın olduğunu, üstelik Sophia'nın gözlerinin kızarmış olduğunu fark etmişti; sanki daha yeni kavga etmiş gibi bir halleri vardı.

Onları bu halde göndermeye gönlü elvermedi.

"Buraya zaten nadiren geliyorsunuz, bu gece neden burada kalmıyorsunuz? Odanızı çoktan hazırlattım bile."

Dylan itiraz etmelerine fırsat vermeden durumu kendi bildiği gibi halletmişti.

Onların peş peşe odaya doğru yürüdüğünü gören Dylan, özel olarak konuşmak için Zachary'yi kenara çekti.

"Sophia'nın çok yufka bir yüreği var. Eğer onu üzdüysen gurur yapmayı bırak da özür dile. Aranızdaki mesele her neyse oturup adamakıllı konuşun."

Zachary öylesine başını sallayıp içeri girdi ve kapıyı kapatarak Dylan'ın şefkatli bakışlarını dışarıda bıraktı.

Arkasını döndüğünde, Sophia'nın çoktan bir nevresim takımı çıkardığını ve yere özenle bir yer yatağı serdiğini gördü.

"Bu gecelik idare etmeni isteyeceğim, ayrı yatacağız."

Yer yatağını hazırlayan Sophia, Zachary'nin içeri girdiğini görünce gözlerini kaçırarak böyle söyledi ve yatmak için yorganı araladı.

Zachary hızlı adımlarla yanına gitti, Sophia'yı bileğinden kavradığı gibi ayağa kaldırdı.

"Yatakta yat," dedi sert bir sesle.

Sophia var gücüyle kurtulmaya çalıştı ama gücü Zachary'ye yetmiyordu.

"Seninle boşanmayı çoktan kabul ettim. Daha ne istiyorsun?"

Öfkeyle kaşlarını çatarken Sophia'nın gözleri doldu, sesinde sitemkâr bir ton vardı.

"Bu yatak sana küçük mü geldi? Yoksa sen hamileyken sana uygunsuz bir şey yapacağımı falan mı sanıyorsun?" diyerek soğuk bir tavırla alay etti Zachary.

"Sadece gereksiz olduğunu düşünüyorum. Madem boşanıyoruz, aramızdaki mesafeyi korumalı ve her türlü yakınlıktan kaçınmalıyız ki başkaları yanlış anlamasın!" diye çıkıştı Sophia.

Bahsettiği "başkaları" elbette Paula'ydı.

Ancak Zachary bunu böyle yorumlamamıştı. Gözlerindeki öfke, harlanan iki küçük alev gibi giderek büyüdü.

"Sevgilinin yanlış anlamasındansa kendi rahatından ödün vermeyi mi tercih ediyorsun?"

Kalbi güm güm atıyor, alnındaki damarlar belirginleşiyordu; ne pahasına olursa olsun Sophia'dan bir cevap almaya kararlı, inatçı bir hali vardı.

Sophia sessiz kaldı, sadece başını kaldırıp Zachary'ye meydan okurcasına baktı.

Uzun süren bir bakışmanın ardından Zachary, Sophia'yı bıraktı. Hızlı ve kararlı adımlarla sessizce odadan çıktı.

Kapı, adeta Sophia'nın kalbine inen büyük bir gürültüyle sertçe kapandı.

Yatağın kenarında başı öne eğik bir halde, yüreği kederle dolup taşarak öylece kalakaldı.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm