Bölüm 4

Diğer tarafta Luna yatağa yayılmış, yeni yaptırdığı manikürlü tırnaklarını hayranlıkla inceliyordu.

Bir süre sonra telefonu eline aldı, bir numara çevirdi. Sesine alaycı bir kibir hâkimdi.

“Bütün gün geçti, hâlâ bir videoyu editleyemedin mi?”

Karşıdaki kişi afallamış gibiydi.

“Bana kimseyi göndermediniz ki.”

Luna bir anda doğruldu, gözleri büyüdü.

“Ne?” diye sordu.

Hızla telefonu kapattı, başka bir numara çevirdi.

“Ne oluyor? Kızı ayırttığım odaya göndermedin mi ben sana?”

Karşıdaki ses mahcup bir tonda konuştu.

“Gönderdim ama yanlış odaya gitmiş. Ben 707 dedim, o 101’e girmiş.”

“Sen nasıl müdürsün ya? Kimse senin bu saçma, anlaşılmaz talimatlarından şikâyet etmedi mi?” diye Luna sertçe çıkıştı, sabrı tükeniyordu.

Göğsü öfkeyle inip kalkarken devam etti:

“Peki 101’de kim kalıyor?”

“Bir dakika,” dedi müdür, klavyede birkaç tuşladıktan sonra özür dileyerek,

“Gizli bir misafir. Bilgilere erişimim yok.”

Luna’nın siniri iyice arttı, adama birkaç kez daha çıkıştıktan sonra telefonu yüzüne kapattı.

Müdürün erişimi yoksa, demek ki o odadaki kişi Zümrüt Şehir’de hatırı sayılır biri olmalıydı.

Yoksa Olivia gerçekten şansını konuşturup zengin bir adamla mı birlikte olmuştu?

İstediğini elde etmeye alışmış biri olan Luna, hiç vakit kaybetmeden 101 numaralı odada kimin kaldığını öğrenmesi için birini görevlendirdi.

Ama araştırma derinleştikçe izler kayboldu, her seferinde duvara tosladılar ve Luna gitgide daha da huzursuzlaştı.

Sonunda şüpheler birkaç isme kadar daraltıldı. Luna, özel dedektifin raporlarını tek tek inceledi, isimleri bir bir eledi. Geriye sadece bir isim kaldı: Michael.

Hayır, mümkün değildi.

Michael ortalıkta pek görünmezdi, Luna da türlü bahaneler yaratmasına rağmen onunla bir türlü tanışamamıştı. Olivia, hem de Olivia, böyle bir şansa nasıl sahip olabilirdi?

Luna dişlerini sıkarak Michael’la ilgili bilgileri taradı. Bir sayfada durakladı; gözüne tanıdık bir gömlek ilişti. Bunu daha önce görmemiş miydi?

Gözlerini kıstı, zorlayarak düşündü.

Bu, Olivia’nın eve döndüğünde üzerinde olan gömlek elbise değil miydi?

Yoksa gerçekten Michael mıydı?

Luna’yı tarif edilemez bir kıskançlık dalgası kapladı.

Johnson ailesinin Michael’ı zorla evlendirmeye çalıştığına dair çıkan dedikodular yüzünden, Luna Chase’le olan nişanını apar topar bozmuştu.

Chase’in, kendisinin zengin bir aileye gelin gitme ihtimalini mahvedeceğinden korkmuş, bu yüzden Olivia’yı da aceleyle aradan çıkarmıştı.

Michael hakkındaki dedikodular sussa da, Luna tesadüfen karşılaşma bahanesi yaratmaktan hiç vazgeçmemişti.

Neden Olivia?

İzin vermeyecekti! Olivia’nın kendisinden daha iyi hiçbir şeyi olamazdı!

Öfke ve kıskançlıkla yanıp tutuşurken Luna’nın aklına karanlık bir fikir düştü.

Hemen çamaşır odasına indi; evin kirli çamaşırları genelde orada toplanıyordu.

Ama yarım saat aramasına rağmen o gömleği bulamadı. Hatta Olivia’ya ait hiçbir kıyafet yoktu.

Yoksa Olivia, kiminle yattığını biliyor ve bunu koz olarak mı kullanmak istiyordu?

Luna’nın içine bir endişe dalgası yayıldı, hızla gidip hizmetçiye hesap sordu.

Hizmetçi şaşkınlıkla baktı.

“Olivia Hanım çamaşırlarını hep kendi yıkıyor. Hani siz, ‘Bundan sonra kendi yapsın,’ demiştiniz ya.”

Luna o anı hatırladı ve kendi kendine bu kadar küçük hesaplı davrandığı için küfretti.

Sessizce villaya geri döndü ve gece derinleştikçe, gözü kara bir karar verdi.

Gece yarısını çoktan geçmişti. Luna sessizce Olivia’nın kapısını açtı. Olivia’nın uyuduğundan emin olunca, parmak uçlarında banyoya doğru yürüdü. Köşede bir giysi yığını duruyordu.

Ay ışığında Luna aradığı gömleği buldu ve içinde bir zafer duygusu kabardı. Yanındaki kirli çamaşır yığınına bakıp burnunu buruşturdu.

“İğrenç. Aileninkilerle birlikte yıkanmamasına şaşmamalı.”

“Gece gece odama gizlice girme sebebin bu mu? Bana laf sokmak için mi geldin?” Olivia’nın sesi Luna’yı irkiltti.

Banyodaki ışık bir anda yandı, ikisi de aniden gelen parlaklığa gözlerini kıstı.

Olivia, Luna’nın elindeki gömleğe baktı. Gözbebekleri bir an daraldı, sonra sakinmiş gibi davrandı.

“Bırak o kıyafetleri. Bugün kendimi iyi hissetmedim, o yüzden yıkayamadım. Sen karışma.”

Luna fırsatı kaçırmadı, hemen yanındaki kıyafetleri de kaptı.

“Madem kardeşimsin, bugün sana yardım edip bunları ben yıkayayım.”

Kıyafetleri kucakladı ama yüzündeki tiksinti açıkça belli oluyordu.

Olivia kaşlarını çattı, geri almak için uzandı ama Luna kaçtı.

“Luna, burada sadece ikimiz varız. İlgili abla numarası yapmana gerek yok,” dedi yorgun bir sesle. “Git uyu artık.”

Olivia’nın bu sahte olgunluğu Luna’nın midesini bulandırdı.

Belki saatin geç olmasındandı, belki de aklına Michael geldiği içindi; Luna’nın kafası allak bullak olmuştu, sesi keskinleşti.

“Olivia, gerçekten bunca yıl katlanan tarafın sen olduğunu mu sanıyorsun?”

Olivia başını kaldırıp baktı.

“Değil miydim?”

Luna acımasızca güldü.

“Saçmalama. Durumunu değiştirecek gücün yok diye bunu yüce bir fedakârlık gibi anlatma.” Sözleri gitgide daha zehirli hale geldi. “Annemle babam senden tiksiniyor. Ben olmasam, sence hâlâ bu evde rahat rahat yaşayabilir miydin?”

Yüzü, kötü niyetli bir gülümsemeyle çarpıldı.

Olivia ona bakıyordu; karşısında sanki yabancı biri vardı.

Araları en kötü olduğunda bile, Luna’nın böyle olabileceğini hiç düşünmemişti.

Muhabirlerin işinin Luna’nın oyunu olmasından şüphelendiğinde bile, Olivia sadece Luna’nın bu sefer çizgiyi aştığını düşünmüştü.

Ama Luna haksız da sayılmazdı.

Olivia, anne babalarının Luna’yı kayırdığı gerçeğini değiştiremiyordu. Bu yüzden, onların sevgisini kazanmak için Aiden ve Harper’ın Luna’ya olan düşkünlüğüne uymak zorunda kalmıştı.

Şimdi ise, o kadar çabasının hepsi, Luna’nın elinde Olivia’ya saplanan birer bıçak gibi geliyordu.

Bir günde, önce bir yabancının saldırısına uğramış, sonra muhabirlerin önünde rezil edilmiş, ardından anne babası tarafından hırpalanmış, şimdi de kardeşi ona son darbeyi vuruyordu.

Olivia, hayatının nasıl bu hale geldiğinin farkına vardı.

Kendisine hem çok benzeyen hem de bir o kadar farklı olan o yüze baktı ve sakin bir sesle uyardı:

“Gördüğün ilgi gözünü bu kadar döndürmesin.”

Luna alaycı bir sesle güldü.

“Ne saçmalıyorsun? Kendini ne sanıyorsun, aziz falan mı?”

“Luna, ben aziz değilim. Sadece seni kardeşim bildiğim için bunca zamandır katlandım,” diye ciddi bir ifadeyle düzeltti Olivia.

Bu söz, Luna’nın en can yakıcı yerine dokundu. Bir anda parlayıp sesini yükseltti:

“Yanılıyorsun! Bu evde yaşamana katlanan kişi benim!”

Öfkeyle elindeki kıyafetlere baktı ve bağırdı:

“Yara! Odasındaki bütün kıyafetlerini dışarı atın!”

Yara tereddüt etmeden yardıma insan çağırdı.

On dakika bile geçmeden dolabı tamamen boşalttılar.

Yara son giysi torbasını da dışarı taşırken, Olivia kapının aralığından Harper’ın bakışını yakaladı. Harper derin bir iç çekti ve başını çevirip uzaklaştı.

Olivia tepki verecek halde bile değildi; sadece Luna’ya sakince baktı.

“Artık çıkabilir misin? Yoruldum.”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm