Bölüm 1
Şehrin en seçkin özel kulübü Oak Hill Malikânesi'nde sağır edici müzik yankılanırken neon ışıklar yanıp sönüyordu.
Emily Harrison, bir yandan içki tepsisini dengede tutmaya bir yandan da elinden geldiğince satış yapmaya çalışarak kaotik kalabalığın arasında ilerliyordu.
Kulübün zorunlu kıyafet kuralının bir parçası olan kısa üniforma eteğinin ucunu neredeyse farkında olmadan çekiştirdi.
Başında pofuduk bir çift tavşan kulağı vardı.
Aniden ayağa kalkıp yolunu kesen sarhoş bir adam, "İçki satmak için fazla güzel bir yüz, ne büyük israf!" diye alay etti. Gözleri arsızca kızın vücudunda geziniyordu; bakışları keskin ve yırtıcıydı.
Emily ona doğru döndü; mavi-yeşil gözleri berrak ve sakindi.
Kuyruklu bir eyeliner ve dolgun kırmızı dudaklarla tamamladığı ağır bir makyajı vardı. Neon ışıklarının altında bir garsondan çok, gecenin güzel ve tehlikeli bir yaratığına benziyordu.
"Bir kadeh içki bin dolar," dedi sakin bir sesle.
Bölgenin tanınmış zengin mirasçılarından Jason Lee, kızın güzelliği karşısında büyülenmiş bir hâlde, bariz bir şaşkınlıkla ona bakakaldı. Gözlerinde beliren bir hayranlıkla yutkunarak, "Öyle mi?" dedi.
Arkadaşları ıslık çalıp gülüşerek onu gaza getirmeye başladı.
"Koskoca Bayan Harrison'ın içki satacak hâllere düşeceği kimin aklına gelirdi? Millet bunu duysa şaka sanır!"
"Jason, bu gece turnayı gözünden vurdun! Böyle altın bir fırsatı kaçırma!"
Jason cebinden çıkardığı kredi kartını masaya yapıştırdı ve kollarını iki yana açarak böbürlendi. "Bu gece bitirdiğin her kadeh için o parayı hesabına geçeceğim. Bir gecede bir aylık maaşını çıkarabilirsin!"
Emily başıyla kesin bir onay verdi. "Anlaştık."
Tepsisini bırakıp Jason'ın masasına yaklaştı. Onun gibi zengin züppeler tam da böyle heyecanlar için yaşardı. Masa, pahalı şişeler ve sert içkilerle dolu kadehlerle dolup taşıyordu.
Emily kadehlerden birini aldı ve tek dikişte bitirdi.
Sert alkol boğazını ve midesini yakıp kavurdu.
Gözleri anında doldu ama tırnaklarını avuç içine batırarak kusma isteğini bastırdı. Ardından ikinci kadehi alıp onu da aynı hızla kafaya dikti.
Paraya ihtiyacı vardı.
Jason onu büyük bir hevesle izlerken VIP locasından kopan ıslık sesleri daha da yükseldi.
Emily onları duymazdan gelerek art arda on kadeh içti. Giderek artan baş dönmesine karşı ayakta kalabilmek için dilini ısırıp acıdan güç aldı ve ardından ince elini uzattı.
"On bin dolar. Paramı ne zaman alıyorum?"
Jason locadan yavaşça kalktı, hafifçe yalpalanarak kıza yaklaştı. "Bu ne acele? Sözümden döneceğimi falan mı sanıyorsun?" Dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. "Benimle otele gel, paranı orada kesinlikle veririm."
Konuşurken eli Emily'nin beline doğru kaydı.
Emily adamın eline bir tokat atarak onu itti ve geri çekildi. Alkol yüzünden yanakları kızarmıştı ama bakışları hâlâ soğuk ve tetikteydi. "Ellerini benden uzak tut."
Herkesin içinde rezil olan Jason'ın yüzü asıldı.
"Lüks bir telekızdan farkın yok," diye tısladı. "Ama hâlâ Harrison ailesinin soylu varisiymişsin gibi havalardasın. Kendini naza çekince namuslu mu oluyorsun?" Gözleri arsızca kızın vücudunda gezindi. "Para istiyorsun, değil mi? O zaman şimdi benimle otele gel. Beni memnun edersen, belki üstüne bahşiş bile ateşlerim."
Kıza doğru eğildi, sesi kısık ve zehir zemberekti. "Beni reddedersen avucunu yalarsın."
Jason'ın en başından beri anlaşmaya uyup parasını ödemeye niyeti olmadığını anlayan Emily, midesindeki kavurucu acıyla mücadele ediyordu.
Elini belli etmeden midesine bastırdı ve buz gibi bir sesle, "İçkileri içtim, o parayı bana borçlusun! Bu numaraları çeken çok adam gördüm ama bir iddia için bu kadar alçalanını ilk defa görüyorum. Bu iğrenç hareketlerini herkese yayayım mı?" dedi.
Jason kaba bir kahkaha attı, ardından cüzdanından bir tomar para çıkardı.
"Kolumdaki saat senin hayatını satın alır, bir de kalkmış bana cimri diyorsun!" diye çıkıştı.
Hemen ardından parayı doğrudan yüzüne fırlattı.
"Para istiyordun, değil mi? O zaman yere çök de topla."
Banknot destesi yüzüne bir tokat gibi çarptı.
Emily sendeledi ama çabucak kendini toparladı.
Etrafına, bu manzaranın tadını çıkaran yüzlere baktı; kıpkırmızı dudaklarını o kadar sert ısırıyordu ki neredeyse kanatacaktı.
Bu insanlar buraya onunla alay etmeye gelmişti.
Harrison ailesinin zirvede olduğu dönemlerde, bu tipler onun yanına yaklaşmaya bile cüret edemezdi. Şimdi gözden düştüğü için etrafında akbabalar gibi dönüyorlardı.
Jason alay etmeye devam ediyordu. "Ne oldu? Az önce para diye tutturmuyor muydun? Yerden toplarsan hepsi senin olur. Ama bunun için diz çökmen gerekecek."
Emily tırnaklarını avuç içlerine daha da geçirdi. Yere saçılmış banknotlara sanki kana bulanmışlar gibi bakıyordu.
Paraya şiddetle ihtiyacı vardı ama yetiştirilme tarzına işlemiş olan gururu eğilmesine izin vermiyordu. Öylece dururken bile sırtı dimdikti.
Jason'ın arkadaşları kahkahalara boğuldu.
"Bayan Harrison, bırakın bu numaraları. Harrison ailesinin hâlâ bir anlam ifade ettiğini falan sanmıyorsunuz, değil mi?"
"Devran nasıl da döndü! Eskiden aileniz Lee'leri küçümserdi. Şimdiyse sizi aşağılamak için biraz para yetiyor!"
Emily içinde büyüyen o ezici aşağılanma hissini bastırmaya çalıştı.
Bakışları kısa eteğine kaydı ve dudaklarında acı bir tebessüm belirdi.
Geldiği bu noktada, koruyacak ne gururu kalmıştı ki? Bu kulüpte çalışmaya karar verdiği gün çoğunu bir kenara bırakmıştı zaten.
Alaycı seslerin arasında, Emily nihayet yavaşça eğilmeye başladı.
Fakat tam paraya uzanmak üzereyken, soğuk ve mesafeli bir ses gürültüyü bıçak gibi kesti.
"Çok gürültülü."
Emily içgüdüsel olarak başını kaldırdı.
Karşısında açık gri, spor bir takım elbise giymiş bir adam duruyordu. Yüz hatları, sanki Tanrı'nın en kusursuz eseriymiş gibi zarif ve keskindi.
Çelik mavisi gözleri, sanki bu dünyadaki hiçbir şey onun ilgisini hak etmiyormuşçasına kayıtsızdı. Etrafını saran, insanın içini ürperten mesafeli bir aurası vardı.
Bu, Michael Wilson'dı.
Asistanı Jonathan Parker derhal öne çıkarak personele salonu boşaltmaları talimatını verdi.
Kulüp müdürü panik içinde kendi ayaklarına takılmamaya çalışarak defalarca eğildi ve özür diledi: "Bay Wilson'ın huzurunu bozduğumuz için çok özür dileriz. Bu istenmeyen misafirleri derhal dışarı çıkarıyoruz."
Ardından yüzünü sertleştirerek Jason ve grubuna döndü. "Dışarı çıkın. Hemen!"
Jason öfkeden deliye dönmüştü ama itiraz etmeye cesaret edemedi. Aklı başında hiç kimse Michael Wilson'ı karşısına almayı göze alamazdı. Çaresizce, sinir içinde mekanı terk etmek zorunda kaldı; ancak gitmeden önce Emily'nin yanından geçerken duraksayıp onu tehdit etmeyi de ihmal etmedi: "Bugün şanslıydın. Ama bir dahaki sefere o kadar şanslı olmayacaksın."
Emily utancından başını kaldıramıyor, gözlerini yerden ayıramıyordu. Kötü muameleye ve aşağılanmaya katlanabilirdi. Buna artık alışmıştı. Fakat Michael'ın karşısında umursamıyormuş gibi yapamıyordu.
Müdür aceleyle yere saçılan paraları toplayıp Emily'nin eline tutuşturdu. "Ne dikiliyorsun orada? Git hemen Bay Wilson'la ilgilen."
Emily şaşkınlıkla başını kaldırdığında Michael'ın kayıtsız bakışlarıyla karşılaştı.
Hiçbir şey söylemedi. Sadece arkasını döndü ve üst kata doğru yürümeye başladı.
Kısa bir tereddüdün ardından Emily de onu takip etti.
Michael bu kulübe nadiren gelirdi ama geldiğinde de ona hizmet etmesi için her zaman Emily görevlendirilirdi. Belki de onu diğer çalışanlardan daha temiz ve daha düzgün bulduğu içindi.
İkinci kattaki özel odada müzik sesi çok daha az duyuluyordu.
Michael baş köşedeki koltuğa rahatça yayılmıştı.
Emily içkisini doldurmak için yavaşça ona yaklaştı. Midesindeki ağrı artık dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştı ama sesini çıkarmadan dişini sıktı.
Derken, aniden, adamın soğuk sesi hemen tepesinde yankılandı.
"Rahatsız mısın?"
