Bölüm 3
[Ambie, üstümden kalk!] Kulağını oyun olsun diye çekiştirirken, zihinsel bağımızdan homurdanıyor.
[Zorla indir bakalım!] diye karşılık veriyorum, ama kendimi bir anda onun altında sıkışmış buluyorum. Kıpırdanıp kurtulmaya çalışırken sinir olmaktan kendimi alamıyorum. Hatta kulağını yakalayıp sıkıca ısırmaya kadar gidiyorum ama nafile, sonunda pes ediyorum.
[Bu haksızlık Leo. Sadece Savaşçı eğitimiyle daha çok ilgileniyorsun diye benden daha iri olmanın avantajını kullanamazsın.] diye sızlanıyorum.
[Hayat adil değil, alış buna.] Kibirli sesi başımın içinde çınlıyor. İçimden homurdanıp onun biraz gevşemesini bekliyorum. Rahatladığı an altından sıyrılıp bir ön patisini altından çekiyorum ve onu yere kapaklandırıyorum. O peşimden koşarken ben de kurt kalabalığının arasından hızla sıyrılıp kaçıyorum.
[Amberle, seni yakalayacağım ve yakaladığımda bittin sen.] Leo tehdit ederken, koşarken elimden geldiğince kahkaha atıyorum. Leo benden güçlü olabilir ama bende de hız var. İstemedikçe beni asla yakalayamaz.
Leo bizim gelecekteki Alfa’mız, Alfa Blue’nun oğlu. Evet, babasının adı gerçekten de Blue, hani şu çocuk çizgi filmindeki mavi köpek gibi, ve o köpeğe biraz benziyor bile. Blue da benim gibi, nadir kürke sahip bir kurt. Tüyleri tuhaf şekilde açık maviye çalan bir renkte, sol gözünün üstünde de koyu mavi bir leke var. Sürü içinde görülmeye değer bir görüntü. Daha da nadir olan şey, aynı sürüde iki tane nadir kürklü kurdun bulunması. Normalde bir sürüde en fazla bir kurt nadir kürkle doğar. Bu, Ay Tanrıçası’nın o kurdu daha büyük bir kader için kutsadığını gösterir. Bu kader genelde, kurtlar dünyasında en iyiyi ortaya çıkaran bir yol olur. Blue’nun kaderi, yıllar önce kurt kralını kurtarmaktı. Sürümüzün, sayıca çok büyük olmasa da bunca yıl ayakta kalabilmesinin sebebi bu. Herkes benim kaderimin ne olacağını merak ediyor ama şimdilik bunu kimse tam olarak bilemiyor.
[Tamam herkes.] Alfa Blue’nun sesi zihnime çarptığı anda duruyorum, tam zamanında eğilip Leo’nun babasının yanına toslamaktan son anda kurtulmasını izliyorum. Alfa ikimize de anlamlı, uyarıcı bir bakış atıyor. Sürünün bize “Çifte Bela” demesinin bir sebebi var. Nasıl oluyorsa ikimiz de her seferinde bir şekilde başımızı belaya sokmayı başarıyoruz. Bazen birbirimizi kovalamaktan, üst rütbeli kurtlara çarpıyoruz. Bazen farkında olmadan bir toplantıyı altüst ediyoruz. Ama çoğu zaman da en çok eğlendiğimiz şey, Alfa Blue’ya, babama ve diğer üst rütbelilere hiç beklemedikleri anlarda şaka yapmak.
[Koşu zamanı. Aramızda birkaç nadir erken dönüşen yavru var, gözünüz onların üzerinde olsun. Koşu, sürü evinin arkasındaki gölde bitecek, bunu unutmayın. Birlikte kalın, dikkatli olun.] Bununla birlikte sürünün lideri olarak öne geçiyor ve biz de peşinden fırlıyoruz. Bölge orta büyüklükte; aylarca antrenman yapmadıysan hıza ayak uydurmak zordur. İz Sürücüleri rotayı ağaçların üzerinden kontrol ederken, Avcılar kurtları çevreliyor. Kendi bölgemizde olsak bile bazen tehlikeli şeyler yaşanabiliyor. Son sürü koşusunda bir grup başıboş kurt bazı dişi kurtları kaçırmaya kalkmıştı. O gün, bir eşin, diğer yarısına dokunulmak istendiğinde ne kadar vahşileşebileceğini kendi gözlerimle gördüm.
Koşuyu bitirip dinlenmek için göle varmamız toplamda üç saatimizi aldı. Buradan ister eve dönebilir, ister kürklerimizin içindeyken sosyalleşebiliriz. Ben de yine kalabalığın içinde Leo’yu bulup üstüne atlıyorum, sonra yeniden fırlayıp kaçıyorum. Sonraki birkaç saat boyunca yavru kurtlar gibi birbirimizi kovalayıp sahte dövüşler yapıyoruz; iyice içimizin açılmasına, yuvarlanıp debelenmemize izin veriyoruz. Ancak gece için eve dönme vakti gelince toparlanıyoruz.
Tam o sırada duyuyoruz. Ağaçların arasından bir silah sesi patlıyor. Leo ile ben birbirimizden ayrılırken, az önce sürünün neşeli uğultusuyla dolu olan orman bir anda sessizliğe gömülüyor.
Olduğumuz yerde donup kalıyoruz.
[Avcılar bölgeye girdi. Herkes sürü evine, yavruların güvende olduğundan emin olun.] Blue emri veriyor. Kurtlar hızla yavruları kapıp alıyor ve bizi koruyan sığınakların bulunduğu sürü evine doğru delicesine koşmaya başlıyor.
[Amber?] Annem endişeli; muhtemelen güvende olup olmadığımı düşünüyor. Sesi sürü bağında yankılanıyor ve ben de ona, aynı bağ üzerinden cevap vermek zorunda olduğumu biliyorum.
[Leo’yla beraberim.] Cevabım kısa ama iki anlamı var. Bir, güvendeyim. İki, gelecekteki Alfamız benimle. Bizi korumak öncelik olmalı ve umarım sürü evine deli gibi koşarken kurtlar bizi görür.
[İyi, sürü evinde buluşalım.] Babam iç çekiyor, ama herkesin bizim için tetikte olacağını biliyordum.
[Tamam.] Leo’ya bakıyorum, ikimiz de başımızı sallıyoruz. Anlaştığımızı bilerek fırlayıp diğer sürü üyelerine yetişmek için koşmaya başlıyoruz. Bazıları bizi tamamen görmezden geliyor ki mantıklı; avcılar, kurt topluluğunda bir numaralı düşman sayılır. Ama tehlikede olmaları, yardım edemeyecekleri anlamına gelmiyordu. Gördüğümüz kurtlara yetişmek için elimizden geleni yaptık, hatta yardım diye havladık, ama bacaklarımız yetişkinlerin hızına yetişemedi. Kısa süre sonra geride kalıyoruz. Çatısı görünmek üzereyken, sürü evine giden yolun son kısmını bitirmek için kendimizi zorluyoruz.
“Alev gibi tüylü olan kurdu gördün mü?” Avcıları duyabiliyorum; beni fark etmişler. Kürküm ne kadar güzel olsa da bir o kadar da tehlikeli, çünkü uzaktan bile kolayca seçiliyor. Leo da onları hissetmiş olmalı; beni hemen oradan çekip insanların ilerlemesinin zor olacağı daha sık ağaçlı kısma doğru yönlendiriyor. Bizim saklanmamız ve ortama karışmamız da orada daha kolay olacak.
[Çabuk ol!] Homurdanıyor, içindeki Alfa tarafı ortaya çıkıyor. Benden daha hızlı gitmemi istemesindeki aciliyeti hissedebiliyorum; benden uzaklaşmamı, tehlikeden uzak kalmamı istiyor. Bu, Alfa kanı. Tehlike anında sürü arkadaşlarını koruma içgüdüsü daha da güçleniyor.
[Oluyorum zaten.] Dişlerimi göstererek ona ters ters bakıyorum. Mağaranın ağzı görününce oraya ulaşıyoruz ve hemen içeri, saklandığımız yere siniyoruz. Ne Leo ne ben şekil değiştiriyoruz, nefesimizi de olabildiğince sessiz tutuyoruz. Kayanın altındaki gizli çıkıntıya kıvrılıyoruz, Leo siyah kürkünü kullanıp beni gölgelerin içinde saklıyor. Üzerimize ışık tutulmadığı sürece, mağaraya bakan herkes için biz sadece bir gölge gibi görüneceğiz.
“Nereye kayboldular?” Avcı Bir hiddetle soruyor.
“Ben nereden bileyim! Şu lanet veledi ve arkadaşını takip eden sensin!” Yanındaki en az onun kadar öfkeli cevap veriyor. Biliyorum, bir avcı için nadir kürke sahip bir kurt binlerce lira eder. Bu Hayatta Kalma 101. Eğer benim gibi özel bir kurtsan ve avcıların dünyasında “koleksiyonluk” sayılan bir kürkün varsa, ya yakalanıp evcil bir hayvan gibi tutulursun ya da öldürülür, postun da onların işine nasıl yararsa öyle kullanılır.
[Amberle, Leo, neredesiniz?] Alfa Blue. Endişeli sesi bağa doluyor.
[Sürü evinin biraz kuzeyindeki mağaradayız. Biz saklanırken avcılar dışarıda bekliyor.] Leo’nun cevap verdiğini duyabiliyorum. Bana daha da sokuluyor, bulunmamız halinde atılmaya hazır halde bekliyor. Demek ki Alfa Blue zihin bağını herkese açmış.
[Orada kalın, geliyoruz.] Ondan sonra her yer sessizliğe gömülüyor. Biz nefes almamaya çalışırken duyduğumuz tek ses Leo’yla benim hafif nefeslerimiz. Avcıların yerini, bize ne kadar yakın olduklarını anlamaya çalışıyoruz. Birden ulumalar ve hırıltılar duyuluyor. Kurtlarla avcıların kavgasının sesi saklandığımız yere kadar ulaşıyor. Savaşta Savaşçılarımızın üstün geldiği belli. Sonra iki el silah sesi yankılanıyor. Titreyen bedenim bir anda kaskatı kesiliyor. Silah sesi bizim için asla iyiye işaret değildir. Çünkü avcıların kullandığı, türümüzü yok etmek için özel olarak üretilmiş gümüş kaplı mermiler, hemen hemen her atışta bir kurdu öldürür.
[Amberle, ne olursa olsun, ne duyarsan duy, her şeye rağmen mağaradan sakın çıkma.] Bu, Blue’nun sadece bana verdiği bir Alfa emri. Özel bağımız zihnimde yankılanıyor. Ama ben beklerken içimi endişe ve korku kaplıyor. Avcıların acı çığlıklarının yavaş yavaş azaldığını duyunca, Leo beni tutmaya çalışsa da onun yanından fırlıyorum. Gözlerinde hem acı hem de beni mağarada tutmak için deli gibi bir istek görüyorum, ama ön patilerini altından çekip onu sendeletiyorum. Bu fırsatı ve hızımı kullanıp yan yatırdığı bedeninin önünden yıldırım gibi geçiyorum. Mağaranın ağzı beni dışarı çağırıyor. Dışarı koşarken, aklım iyi şeyler olmasını umuyor ama kalbimin içinde kara bir korku yavaş yavaş ağırlaşıyor.
