Bölüm 1

Lisa'nın Gözünden

"Sen ne cüretle soyluların masasından hırsızlık yaparsın, aşağılık pislik?!" Masanın diğer ucundan Alfa Baron'un sesini duydum; az önce masadan bir kek alan elimi sımsıkı kavramıştı.

Yine rezil olacağımı ve cezalandırılacağımı anlamam için ilahi bir işarete ihtiyacım yoktu. Masanın altına nasıl girdiğimin pek bir önemi yoktu. Karnımı doyurmam gerekiyordu ve ufak tefek lokmalar aşırmak işimi görecekse, varsın öyle olsun. Peki ama bu gece yiyeceğim dayağa hazır mıydım?

Asla!

O bitkin ve perişan halimle saklandığım yerden beni sürükleyerek çıkardı. Sürü evindeki neredeyse herkes, alfanın yakaladığı hırsızı izlemek için çoktan başımıza toplanmıştı.

Başıma gelecekleri bekleyerek boynumu büktüğümde, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu.

Etrafımıza toplanan kalabalığın içinden birinin, "Bu omegada zerre utanma kalmamış," diye mırıldandığını duydum.

"Ve bu omeganın bir adı var," diye mırıldandım; sesim alçaktı ama herkesin duyabileceği kadar da netti.

Ağzımdan çıkanları idrak etmeye fırsat bile bulamadan, yüzümde sert bir tokat patladı. Tokadın şiddetiyle dengemi kaybettim ama yere yığılmadan hemen önce biri beni tuttu.

"Teşekk...ür.. e..." Tam teşekkür etmek üzereydim ki Alfa Baron'un eli yüzümde bir kez daha patladı.

O an anladım ki ilk tokat ona yetmemişti; sırf aklımı başıma getirecek bir tokat daha atabilmek için yere düşmemi engellemişti. Öfkemi ve boğazımda düğümlenen kelimeleri bastırmak için dudaklarımı ısırarak ona nefretle baktım.

Derin derin nefes alıp verirken içimden, "Karşılık vermek sana sadece daha fazla tokat yedirir, Lisa," diye geçirdim.

"Az önce ne dedin sen?" diye sordu Alfa Baron, cılız bedenimi odanın diğer ucuna fırlatarak. Sırtüstü yere çakıldım ve boğuk bir hırlama kopardım.

Alfanın iş ortaklarından biri, "Alfaya karşılık vermeye ne cüret edersin? Sende hiç korku kalmadı mı, seni sinsi küçük sokak köpeği?" diye bağırdı. Güçlükle ayağa kalkarken bu sözler öfkemi daha da körüklemekten başka bir işe yaramadı.

Dimdik durdum; adamın gözlerinin içine doğrudan bakarken yüzümdeki ifade buz gibi sertleşmişti.

"Ve az önce de söylediğim gibi, bu lanet olası sokak köpeğinin bir adı var ve o da Lisa. Adıma biraz saygı gösterin!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Hiç düşünmeden hareket etmiştim, gerçi normalde de pek düşünerek hareket ettiğim söylenemezdi.

Yemek salonunda şaşkınlık nidaları koptu. İnsanların gözleri fal taşı gibi açılmış, bazıları elleriyle ağızlarını kapatmıştı. Peki benim söyleyeceklerim bitmiş miydi?

Kesinlikle hayır!

"Benim annemle babam bu sürü uğruna kan döktü! Eğer burada sapasağlam duran, nefes alan herkesin bana bir borcu varsa, o da biraz saygıdır. Adıma lanet olası bir saygı gösterin!" diye bağırdım bir çırpıda. Sözlerimi bitirdiğimde nefes nefese kalmıştım.

Şoku atlatan birisi, "Böylesine aşağı tabakadan biri için gerçekten çok cesur," dedi.

Dönüp yüzü artık çürük domates salçasına benzeyen alfaya baktım. Patlamak üzere olan su dolu bir balona benziyordu. Derin bir nefes alıp toparlanmasını ve bana saldırmasını bekledim, çünkü eminim ki hayatında ilk defa isyankâr bir omega görüyordu.

Bana doğru yavaş ama kararlı adımlarla yaklaşırken onu izledim. Attığı her adımda dünyamın sonu yaklaşıyor gibiydi; ki teknik olarak öyle de olacaktı.

Nefesimi düzene sokmaya çalışırken boğazıma dizilen tükürüğü zorlukla yuttum. Birkaç adım ötemde durdu, bana öfkeyle bakarken gözlerinden ateş fışkırıyordu.

"Bu ne cüret?!" diye kükredi öfkeli Alfa sesiyle. Odadaki herkes onun kurduna duydukları saygıdan başını öne eğdi. Ben ona saygı duymak istemesem de, başım ister istemez itaat ediyordu.

"Sana o kadar iyi davrandım ki yerini mi unuttun?" diye sordu; o sırada büyük ve sıcak avucu yüzümde patladı.

Ağzımın içine sıcak bir sıvının dolduğunu hissettim. Gözlerimi kapattım ve duygularımın gözyaşlarımla birlikte özgürce akıp gitmesine izin verdim.

Onunla tartışmak ya da ona karşılık vermek anlamsızdı; bu sadece öteki dünyayı boylamamı hızlandırmaktan başka bir işe yaramazdı. Öldürülecek olsam bile, önce kurdumla tanışmak istiyordum; belki de eşim gelip bu acıya benim için bir son verirdi.

Benim ne kadar nankör olduğum ve beni hayatta bırakmakla ne büyük bir aptallık ettiği hakkında söylenip durdu ama ben orada sessiz bir oyuncak gibi dikilmiş, saçmalıklarını dinliyordum. Başımı aniden duvar saatine çevirdim ve ailemin ölümünden bu yana, hayatımda ilk defa içtenlikle gülümsedim.

Cezamı çekmek üzere dimdik ayakta dururken, "Beş dakika içinde kurdumla tanışacağım," diye geçirdim içimden.

"Sürüye ve Alfaya saygısızlık ettiğin için kırbaçlanacaksın ve tam bir hafta boyunca bir damla su ya da tek bir pirinç tanesi bile verilmeden aç bırakılacaksın," diye emretti Alfa Baron. O sırada iki iri yarı muhafız yanıma koşup kollarımı sıkıca kavradı.

Muhafızların beni sürükleyerek götürmesine izin verirken başımı geriye atıp ona sırıttım. Daha iki adım bile atmamıştık ki, tüm bedenimi kaplayan tarif edilemez bir acı hissettim.

Tüm bedenim içeriden parçalanıyormuş gibi hissederken beni tutan muhafızların ellerinden kurtuldum ve acı içinde iki büklüm oldum. Ellerimi kulaklarıma bastırarak dehşet içinde çığlık attım. Acı nasıl aniden başladıysa, aynı hızla sona erdi.

Zihnimin içinde, "İyi ki doğdun Lisa," diyen melek gibi bir ses duydum.

Bunun kurdum olduğunu ve bedenimin yeni bir üyeye daha ev sahipliği yapmaya başladığını biliyordum. Yenilenmiş, hatta belki de yeniden doğmuş gibi hissediyordum ki, duyduğum o son derece tatlı ve melodik ses anında en büyük kabusuma dönüştü.

Alfa Baron'un oğlu Bryan, ezilmiş patatese benzeyen nişanlısı Irene ile odaya adım atar atmaz, "Burada neler oluyor baba?" diye sordu.

Kurdum içimde çırpındı ve bedenimin kontrolünü ele geçirmek için şiddetli bir mücadeleye girişti. O anın hararetiyle, beni bu cehennem çukurundan kurtaracağına dair kendime söz verdiğim o kutsal kelimeyi bir anda ağzından kaçırıverdi.

"Eşim!!!"

Sonraki Bölüm