Bölüm 6
Josie'nin Gözünden
Brooks ailesinin şoförü beni kapının önüne değil de kampüsün yakınlarında bir yere bıraktı. Böyle olması benim de işime geliyordu; gereksiz dedikodulara mahal verme ihtimalim azalırdı. Brooks ailesiyle olan bağımı küçük bir çevre bilse de, göze batmamak daha az sorun yaşamak demekti. Bir elimle Olivia'nın çantasını dikkatle tutarken diğer elimle sırt çantamın askısını omzumda düzelttim.
Meydandaki saat kulesinin çanları, adımlarımı hızlandırmam gerektiğini hatırlattı. Dersin başını kaçırırsam Profesör Henderson bunu kesinlikle fark ederdi; derse geç kalanları özellikle zor sorularla köşeye sıkıştırmak gibi bir huyu vardı. Ancak amfiye tam vaktinde girmiş olsam da, bugün derse pek odaklanamayacağımı biliyordum.
"Proteinler ve enzimler arasındaki etkileşim, ilaç geliştirme sürecinde kritik bir rol oynar..." Profesör Henderson'ın sesi zihnimde yavaş yavaş silikleşti. Zaten aşina olduğum kavramlarla dolu tahtaya boş boş bakarken, düşüncelerim Brooks malikanesindeki o konuşmaya ve evden ayrılma kararıma kayıp gitti.
Connor evden ayrılmayı planladığımı öğrenmiş miydi acaba? Umrunda olur muydu ki?
Acı acı gülümsedim ve başımı iki yana salladım. Starlight'ta Sofia'ya benim hakkımda söylediklerine bakılırsa, muhtemelen üstünden büyük bir yük kalkardı.
Ders beklediğimden çabuk bitti, ya da belki de ben düşüncelere fazla dalmıştım. Defterimi çantama atıp kalabalık koridoru aşarak, Olivia'nın edebiyat dersinin olduğu Sosyal Bilimler binasına doğru ilerledim. Farklı bölümlerde ve sınıflarda olduğumuz için onunla pek ortak dersimiz olmazdı.
Olivia, etrafını saran her zamanki arkadaş grubuyla birlikte beton merdivenlerde bekliyordu. Reed ailesinin alametifarikası olan uzun boyu ve güneş ışığında parıldayan altın sarısı bukleleriyle, kalabalığın içinde bile hemen göze çarpıyordu. El sallayarak beni yanına çağırdı; arkadaşları da bana yol vermek için anında kenara çekildiler.
Çantasını elimden alıp içindekileri aceleyle ve büyük bir rahatlamayla kontrol ederken, "Almışsın!" diye sevinçle haykırdı. "Sana güvenebileceğimi biliyordum. O kolye kaybolsaydı annem beni mahvederdi."
"Seni ne zaman yarı yolda bıraktım ki?" diyerek gülümsedim ama sesim her zamankinden daha yorgun çıkmıştı.
Olivia beni şöyle bir süzdü. "Bir şeyler içmeye ihtiyacın var gibi görünüyorsun. Bu gece Echo'ya gitmeye ne dersin? İnanılmaz iyi olduğu söylenen yeni bir barmen işe başlamış."
"Olmaz," dedim kesin bir dille. "Ailen ya da Marcus yine bara gittiğini öğrenirse..."
"İyi, tamam," diye dudak büktü, ardından yüzüne muzip bir ifade yerleşti. Çantasından telefonunu çıkardı, ekranda biraz gezindikten sonra telefonu gözüme sokarcasına bana doğru tuttu. "Ama şuna bir bak. Sence de senin için mükemmel bir alternatif değil mi?"
Ekranda Dylan Brooks'un, belli ki bir iş etkinliğinde çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Üzerine tam oturan koyu renkli bir takım elbise giymişti ve o sakin mavi gözleri sanki ekranı delip geçiyordu. Yüzümün alev alev yandığını hissettim ve telefonu hemen uzaklaştırdım.
"Yapma, Liv." Önceki gece Dylan'la mutfaktaki karşılaşmamız, tökezlediğimde beni tutup düşmekten kurtardığı o an aklıma geldi. Avucunun sıcaklığı, o dikkatli bakışları... Hem kendi düşüncelerimi hem de onun sözlerini keserek, "Cidden," dedim. "Bir ilişkiden çıkıp hemen diğerine atlamaya niyetim yok. Ayrıca, bu çok..."
"Ateşli mi?" diyerek tek kaşını kaldırdı.
Yanaklarımın daha da kızardığını hissetmeme rağmen, "Uygunsuz," diye düzelttim kararlı bir sesle. "Her neyse, bir konuda yardımına ihtiyacım var. Okula daha yakın, tercihen Greenwich Village ya da o civarlarda bir ev arıyorum."
Olivia'nın gözleri parladı; anında dedikodu modundan çıkıp harekete geçti. "Sonunda o evden ayrılıyor musun? Bu harika bir haber!" Çoktan telefonunu eline almış, bir numarayı tuşluyordu. "Alo? Benim. Bu öğleden sonra Greenwich Village civarında birkaç ev bakmam gerekiyor; konumu iyi, güvenli, yalnız yaşayacak bir kadına uygun..."
Koridorun ilerisindeki bir hareketlilik dikkatimi çekince onun sesi yavaşça uzaklaştı.
Sofia Morales, etrafını saran her zamanki hayran kafilesiyle birlikte köşeyi dönüyordu. Kusursuz makyajı ve marka kıyafetleri, yeni elde ettiği statüsünü, yani Spectrum Media'nın bir numaralı sunucusu ve Connor'ın yeni sevgilisi olma unvanını adeta gözler önüne seriyordu. Bakışları beni bulduğunda dudaklarına kendini beğenmiş bir gülümseme yerleşti ve gözlerinde meydan okuyan bir pırıltı belirdi.
Tahmin ettiğim kadar öfkeli hissetmiyordum. Ona sadece kısaca bir göz atıp bakışlarımı yavaşça başka yöne çevirdim. Artık öfkeme değecek biri gibi görünmüyordu.
Bakışmamızı açıkça fark eden Olivia, "Şu kendini beğenmiş küçük sürtük," diye mırıldandı zehir zemberek bir sesle.
Konuyu değiştirerek, "Boş ver onu. Bana yakın zamanda yaşayacak düzgün bir yer bulabilir misin?" dedim.
"Merak etme, her şeyi ayarladım. Bir haber alır almaz sana söyleyeceğim."
O öğleden sonra laboratuvarda son numunelerim üzerinde testler yaparken gözüm Olivia'nın mesajına ilişti. Büyük pencereli, tek yatak odalı bir dairenin fotoğrafıydı ve altında şu mesaj vardı: [Bütün öğleden sonra boşum. Ne zaman gidip görmek istersen bana haber ver]
Şimdiden bir yer bulmuş muydu? Olivia bazen şaşırtıcı derecede iş bitirici olabiliyordu. Saate baktım; 15.30'du. Bugün gidip görürsek, yarın taşınma ihtimalim vardı. Bu düşünce içimde tuhaf bir heyecan ve endişe karışımı yarattı.
[Saat 4'te gidelim] diye cevap yazdım.
Olivia anında, beni gülümseten göz kırpan bir emojiyle birlikte [Harika! Gelip seni alırım!] diye cevap verdi.
Saat dörtte, tutabileceğim daireyi görmek için onunla birlikte yürüdük. Kampüse sadece on dakikalık yürüme mesafesinde, oldukça yakın bir yerdeydi.
"İşte burası!" Greenwich Village'daki tuğla apartmanda yer alan dairenin ortasında durmuş, büyük pencerelerden ahşap zeminlere süzülen güneş ışığını izliyordum. Mekan çok büyük olmasa da açık planı sayesinde ferah ve aydınlık hissettiriyordu. "Buraya bayıldım."
Olivia sade eşyaları ve çıplak tuğla duvarları inceledi. "Gerçekten çok güzel. Çok sanatsal. Okula yakın, ayrıca alt katta bir kafe ve küçük bir market var." Pencerelere doğru ilerledi. "Şu manzaraya da bir bak!"
Uzaklara uzanan New York silüetini seyrederek hayranlığına ortak oldum. Bu benim yeni başlangıcımdı. Brooks malikanesinin lüksü, boğucu beklentiler ve Connor'ın gölgesi yoktu.
Çıkarken Olivia küçümsemesini gizleme gereği duymadan, "Yani Connor gerçekten tam bir pislikmiş," dedi. "Sofia ile flört etmesi, arkandan konuşması... Sana gerçekten sıkıcı dediğine inanamıyorum! Sanki onun o partileri ve medya oyunları çok sofistikeymiş gibi."
Bütün bu olanlara dair hislerimin onun hayal ettiği gibi olmadığını fark ederek hafifçe iç çektim. "Biliyor musun? Başka birini seçmesine o kadar da üzülmedim aslında."
"Ne?" Olivia şaşkınlıkla bana döndü.
"Yani, evet, reddedilmek incitiyor. Ama asıl inciten şey bunu yapış şekli." Sokakta koşturmaca içindeki insanları izlerken duraksadım. "On yıldır birbirimizi tanıyoruz. Aramızda dürüst bir konuşma yapacak kadar saygı olduğunu sanıyordum. Nişanı bozmayı kabul etmeyeceğimden mi korktu? Yoksa benim 'mesajı almamı' sağlamanın, yüz yüze konuşmaktan daha kolay olduğunu mu düşündü?"
Olivia elimi sıktı. "O bir korkak, Jo. Zor konuşmalarla nasıl başa çıkacağını bilmiyor, bu yüzden en aşağılık yolu seçti."
Tanıdığımı sandığım Connor'ı hatırlayarak başımı iki yana salladım. "O her zaman böyle değildi, biliyor musun?" dedim usulca. "Brooks'ların evine geldiğim ilk gece ateşim çok yüksekti. On iki yaşındaydım, ailemi yeni kaybetmiştim ve o yabancı, kocaman evdeydim..."
Kimseyi rahatsız etmekten korkarak yorganın altına kıvrıldığım o geceyi anımsadım. "Kimseye yük olmak istemedim, bu yüzden sessizce acı çektim. Ama sonra birinin alnıma dokunduğunu ve ateşimi düşürmek için soğuk bir bez koyduğunu hissettim. Ertesi sabah komodinimde üzerinde Connor'ın adı yazılı bir mendil buldum."
Olivia sessizce dinledi, alışılmadık bir şekilde sözümü kesmekten kaçınmıştı.
Gözlerimin dolduğunu hissederek, "İşte bu yüzden anlamıyorum," diye devam ettim. "Hasta küçük bir kızla ilgilenen Connor, Starlight'ta benimle alay eden kişiyle nasıl aynı olabilir?"
"İnsanlar değişir, Jo," dedi Olivia nazikçe. "Bazen iyiye, bazen kötüye. Bu senin suçun değil." Sonra aniden dişlerini sıkarak ekledi, "Pislik herif. Bir gün pişman olacak!"
Melankoliden sıyrılarak onun bu haline gülmeden edemedim. "Artık önüme bakmaya hazırım. Yeni daire, yeni başlangıç."
