Bölüm 2 Ertesi Sabah
Astrid banyoya doğru baktı. Işık açıktı; su sesinden Silas'ın hâlâ duşta olduğu anlaşılıyordu. Dışarıda ise Oliver'ın durmak bilmeden kapıya vuruşları yankılanıyordu.
Oliver'ın ihaneti, Astrid'in ona karşı içinde kalan son sevgi kırıntılarını da çoktan silip süpürmüştü. Onu parmağında oynatmasına ya da başka adamların aşağılık fantezilerine yem etmesine izin vermeyecekti.
Ancak şimdi yüzleşmenin sırası değildi. Onu Cypress Bay sosyetesinde tamamen bitirene kadar içi rahat etmeyecekti. Şu an tek önceliği oradan kurtulmaktı.
Silas elbisesini paramparça etmişti. Ana kapıdan çıkarsa doğrudan Oliver'la burun buruna gelirdi. Kanepedeki Silas'a ait ceket gözüne ilişince aklına bir fikir geldi.
Dakikalar sonra, üzerine bol gelen bir ceketin içinde kaybolmuş ince bir silüet, sürgülü cam kapıdan dışarı süzüldü. Astrid aşağıdaki boşluğa bir göz attı, ardından dikkatlice tırabzanı aşarak yan balkona geçti. Yandaki odanın boş olduğunu görünce, delicesine çarpan kalbi nihayet sakinleşti.
Arkasında yankılanan kapı sesleri aniden kesildi. Yakalanma korkusuyla adımlarını hızlandıran Astrid, sadece oradan çıkıp gitmeye odaklanmıştı.
Koridorda ise kapı nihayet açıldığında Oliver donakalmıştı. Karşısında duran adamı görünce sesi titredi. "Silas?"
"Evet." Silas'ın cevabı kısa ve netti. Astrid'in aniden ortadan kaybolmasına zaten canı sıkkın olduğundan, ses tonu fazlasıyla sertti. "Ne var? Önemli bir şey olsa iyi edersin."
Oliver kekeleyerek, "Ben... Kız arkadaşımı arıyorum," dedi.
Silas'ın yüzü asıldı. "Kayıp kız arkadaşını bulmana yardım etmemi falan mı bekliyorsun? Şu beceriksizliğine bak. Yarınki balo için onu kendin bulup yanında getirsen iyi edersin."
"Tabii ki!" diye aceleyle başını salladı Oliver. "Elbette! Sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim!"
Oliver oradan telaşla uzaklaşırken, Astrid çoktan evine varmıştı. Duş alıp Silas'ın teninde bıraktığı izleri gizleyecek boğazlı bir elbise giydi, ardından adamın ceketini dışarıdaki çöp kutusuna fırlattı.
Gelip geçici bir karşılaşmaydı. Yolları bir daha asla kesişmeyecekti.
Astrid kaşlarını çatarak Prescott ve Montgomery aileleri arasındaki bu ayarlanmış evliliği nasıl bozacağını düşünmeye başladı. Daha bir plan yapamadan dış kapının kilidi açıldı.
İçeri giren Oliver, Astrid'i kusursuz hatlarını ortaya çıkaran şık elbisesi ve tüm zarafetiyle ayakta dururken buldu. İçinden, ona bu asılsız istihbaratı veren arkadaşına lanet okudu. Astrid belli ki evdeydi ve sapasağlamdı. Silas'ın odasına paldır küldür dalmadığına şükretti.
Dün geceyi, üstelik Astrid'in doğum gününde, içki içip bir eskortla oynaşarak geçirdiği aklına gelince anlık bir suçluluk duygusuna kapıldı.
"Astrid, dün gece trafik berbattı," dedi Oliver, özür dileyen bir ifadeyle ona yaklaşıp kollarını beline dolarken.
"Bütün gece trafik mi vardı?" Astrid aralarındaki mesafeyi bilerek koruyup kenara çekildi. Yüzünde soğuk bir ifade vardı.
"Elbette hayır." Oliver gülümsemesini bozmadan cebinden kadife bir kutu çıkardı. "Hediyeni alırken geciktim. Bak."
Kutuyu açtığında içinden pırıl pırıl parlayan pembe pırlanta bir kolye çıktı. "Pembe pırlantalara bayıldığını biliyorum. İzin ver takayım."
Adam ona doğru bir adım attığında, Astrid'in zihninde dün gece telefonunda gördüğü o iğrenç görüntüler canlandı. Bedeni kaskatı kesildi. Adamın ona yaklaştığı her santim midesini daha da bulandırıyordu.
Ama henüz ona bir şey belli edemezdi. Doğru zaman geldiğinde asıl öldürücü darbeyi indirmesi gerekiyordu.
Astrid iğrenme duygusunu bastırıp kolyeyi nazikçe aldı ve nazlanıyormuş gibi yaparak ona uyarıcı bir bakış attı. "Bir dahaki sefere doğum günümü kaçırırsan seni pişman ederim!"
Onun sadece geciktiği için kapris yaptığını sanan Oliver rahat bir nefes aldı. Astrid'in kokusunu açgözlülükle içine çekmek için ona doğru eğilerek, "Yarın akşam Montgomery malikânesinde önemli bir gala var. Benimle gel," dedi.
Astrid sessiz kaldı. Üç yıldır, Oliver'ın ısrarı yüzünden ilişkilerini gizli tutuyorlardı. Sonunda onu ailesiyle tanıştırmaya mı karar vermişti?
"Bugün bir farklısın," diye mırıldandı Oliver büyülenmiş bir sesle. "Çok daha göz alıcısın."
Astrid zoraki bir şekilde gülümsedi. "Sana içkinin yaramadığını hep söylerim. Dün gece içtin mi sen?"
Oliver masum numarası yaparak boğazını temizledi. "Elbette hayır."
Adam onun elini tutmaya yeltendi ama Astrid ustaca bir manevrayla ondan kaçındı. Kızı tamamen avucunun içine aldığına emin olan Oliver, sabırla dil dökmeye devam etti. "Kızma artık. Yarınki galada ilişkimizi resmen ilan edeceğim. Cypress Bay'deki herkesin benim kadınım olduğunu bilmesini hep sen istemez miydin?"
Sanki onun sevgilisi olmak bulunmaz bir lütufmuş gibi konuşuyordu. Ne kadar da gülünçtü.
Adamın varlığı midesini giderek daha çok bulandırırken, tam kendini iyi hissetmediğini söyleyip onu başından savacaktı ki Oliver'ın telefonu çaldı. Ekrana göz atan adam anında kapıya yöneldi. Gözden kaybolmadan hemen önce, "Acil bir işim çıktı. Yarın seni aldırması için bir araba göndereceğim," diye seslendi.
Yalnız kaldığında, kasıklarına giren keskin bir ağrıyla yüzünü buruşturdu. Banyoya gidip hızlıca kontrol ettiğinde kanaması olduğunu fark etti.
Silas'ın o kaba saba hallerine lanet okuyarak hemen arabasına atlayıp hastaneye gitti.
Muayenenin ardından doktor elindeki dosyaya bakarak kaşlarını çattı. "Özel hayatınızda biraz daha ölçülü olmanız gerekiyor." Astrid'in yalnız olduğunu gören doktor, kınayan bir tavırla ekledi: "Erkek arkadaşınız nerede? Arzularına hâkim olup sizin sağlığınızı da düşünmesi gerek. Yaptığı son derece düşüncesizce bir hareket."
Her zamanki soğukkanlılığına rağmen Astrid'in yanakları alev alev yanıyordu. "Yeni evliyiz," diye uydurdu aceleyle. "İlk seferimizdi... bundan sonra daha dikkatli oluruz."
Bu utanç verici nutuktan bir an önce kurtulmak isteyen Astrid, muayenehanenin kapısını itip hızla dışarı çıktı.
Telaşla önüne bakmadan yürürken, doğrudan sert bir göğse tosladı.
