Bölüm 4

Christina’nın Bakış Açısı

Beatrice çığlık atıp onun kucağından fırladı.

“Christina?! Aklını mı kaçırdın sen?! Ne işin var burada?!”

Apar topar bir yalan uydurmaya çalıştı.

“Yanlış anladın, düşündüğün gibi değil—”

Niall, kolunu kavrayarak sözünü kesti.

“Uğraşma açıklama yapmaya, Beatrice. Boşuna. Ailen bizim tarafımızı tutar. Biz sadece eski bir hatayı düzeltiyoruz.”

Beatrice’in panik hali bir anda ukalalağa dönüştü. Niall’ın yanına sokulup şefkatli bir sesle,

“Ah canım, başın kanıyor. Hemen hastaneye gitmemiz lazım,” diye mırıldandı.

Niall, korumalarından birinin uzattığı peçeteyi sakin sakin alıp alnındaki kanı sildi.

“Demek artık her şeyi biliyorsun.”

Cevap veremeden, Ysolde öfkeyle öne atıldı, eli Beatrice’e tokat atmak için havaya kalktı.

“Pis orospu—”

Niall’ın eli yıldırım gibi fırladı, Ysolde’un bileğini acımasızca kavradı. Sesi buz gibiydi.

“Benim kadınımı, ücra bir sürüden gelmiş sıradan biri hakaret edemez. Kahraman mı oynuyorsun? Haddini bil.”

İçim darmadağın oldu. Evet. O güçlü bir Alfa’ydı. Onunla açıkça savaşamazdım.

Ama hâlâ elimde cam parçası vardı.

Hızla hareket ettim, Beatrice’i kendime çekip önüme aldım ve camın keskin kenarını yanağına dayadım.

“Arkadaşımı bırak, yoksa kadınının yüzünü karakterine benzetirim. Sonuçta, kurt iyileşmesi olsa bile izler kalıyor, değil mi?”

Niall’ın gözleri tehlikeyle parladı.

“Bunu yapmaya cesaret edemezsin.”

“Senden dört yıldır gizli gizli ablamla ilişki yaşadığını öğrendim,” dedim sakin bir sesle. “Sence bu hikâye yayıldığında nasıl görünürsün? İtibarına pek yaramaz diye düşünüyorum.”

Niall bir an tereddüt etti, sonra yavaşça Ysolde’un bileğini bıraktı.

Bıraktığı anda camı Beatrice’in yanağında gezdirdim.

Beatrice çığlık attı.

“Şimdi kadını al ve defol.”

—-

Onlar çıkar çıkmaz, Ysolde beni kulüpten dışarı sürükledi.

“Chrissy… Çok özür dilerim. Bu gece orada olacaklarını bilmiyordum. Beatrice’in geri döndüğünden bile haberim yoktu.” Ysolde’un gözleri pişmanlıkla doluydu.

Acı bir kahkaha atıp başımı salladım.

“Benim de yoktu. Ama şunu gayet net duydum: Bir süredir birlikteymişler. Ben onlar için sadece aradaki engeldim.”

“Şerefsiz herifler!” Ysolde dişlerinin arasından tısladı. “Ailene anlatmalısın. Beatrice’in onların sandığı gibi masum meleksi kız olmadığını bilsinler. Peki ya Niall’ın ailesi? Böyle bir rezalete göz yummazlar.”

Bir süre sessiz kaldım. Ysolde haklıydı—Niall’ın annesi Louisa, bugüne kadar beni destekleyen tek kişiydi. Ama Niall onun oğluydu. Sonunda beni değil, onu seçecekti. Hep.

Peki ya benim ailem? Derin bir nefes verdim.

“Sen hepsinden iyi biliyorsun, onların tek umrunda olan Beatrice. Ben ne yaparsam yapayım, asla onun yerini alamam.”

Ysolde omuzlarımdan tuttu, bakışları endişeyle karardı.

“Peki şimdi ne olacak? Onların seni böyle rezil etmesine izin mi vereceksin?”

“Belki.” Sesim fısıltıya dönüştü; ağır bir yorgunluk yüklenmişti. “Belki de kabullenirsem, en azından her şey biter.”

Tam o sırada Ysolde’un telefonu titredi. Ekrana baktı, kaşları sinirle çatıldı.

“Chrissy, menajerim aradı. Son anda çıkan bir reklam çekimi varmış, hemen gitmem lazım. Eve tek başına dönebilir misin?”

Başımı salladım, hafif bir gülümseme zorlayarak.

“Git. Benim için endişelenme. Eve varınca seni ararım.”

O gittikten sonra bir taksi çevirdim. Ezbere, şoföre ev adresimi verdim. Ama daha iki dakika bile geçmeden, içime boğucu bir ağırlık çöktü.

“Aslında,” dedim, “beni herhangi bir bara götür. Tercihen insanların adını hatırlamak için değil, unutmak için gittiği bir yere.”

Şoför zar zor omuz silkti. Gökdelen Şehri’nde kalp kırıklığı, trafikteki başka bir akıştan ibaretti.

On dakika sonra barda oturuyordum, üçüncü viski sour’ımı bitiriyordum. Belki de dördüncüydü. Sayıyı çoktan kaçırmıştım. Barmen bana sürekli o “artık yavaşlasan iyi olur” bakışını atıyordu; ben de onu görmezden geliyordum.

“Bir tane daha,” dedim, boş bardağımı ileri iterek.

“Hanımefendi, belki—” diye başladı barmen.

“Kekelemiyorum herhalde?” diye kestim sözünü, kredi kartımı tezgâhın üstünden silah çeker gibi sürerek. “Ben dertlerimi boğmaya çalışıyorum, vaftiz etmeye değil.”

Barmen iç çekti ama dediğimi yaptı.

“Adam haklı,” diye derin bir ses geldi arkamdan. “Yoksa bu gece kendini tanımadığın birinin yatağında bulmak mı istiyorsun?”

Kim cesaret edip araya giriyor diye patlamaya hazır döndüm… sonra donup kaldım.

O’ydu. O seksi komşu. Hani kapısını yanlışlıkla tekmeleyince bana yardım eden, kibarca doğru kapıyı gösteren.

Bu gece şık bir takım elbise giymişti. Saçlarını geriye taramıştı; yüz hatları iyice ortaya çıkmıştı, Michelangelo’yu bile kıskandıracak, “bunu da ben yontayım” dedirtecek cinsten.

“Bak hele, kim gelmiş,” dedim, sözlerim peltekleşmiş. “Ay Tanrıçası’nın elçisi. Konumumu o mu attı sana, yoksa kötü karar veren kadınlar için özel bir radarın mı var?”

Güldü; sesi pahalı konyak gibi dolgun ve sıcaktı. “Buna ince ayarlı kurtarıcı kompleksi diyelim biz.”

“Alfa falan olacağına, Kaptan Kurtarma olmalıymışsın,” diye iç çektim abartılı bir tavırla. “Ya da Don Juan… Gökdelen Şehri’ndeki kalbi kırık bütün kadınlara terapi seansı verirdin.”

“Ben de terapilere önce sen yazılır diye düşünmüştüm,” dedi; gözleri yaramazlıkla parlıyordu.

“Hizmetlerini bütün komşularına mı sunuyorsun?”

“Sadece her an kendi kendini yok etmeye kararlı görünenlere.”

“Eh, ben bu işte profesyonelim,” dedim, bardağımı kaldırarak. “Hayatım halıya dökülmüş sim gibi… dağınık ve temizlemesi imkânsız.”

Gülmedi, beni teselli etmeye çalışmadı, söylediklerimi inkâr da etmedi. Sadece sessizce baktı. Sanki felaket filmi izleyen seyirci gibiydi.

“Haksız sayılmazsın,” dedi sonunda. “Kaos yaratma konuda bayağı yeteneklisin. Sana ‘kasırga’ demekte haklıymışım. Doğru dürüst ayakta duramıyorsun, hâlâ içki istiyorsun.”

İtiraz etmek için ağzımı açtım ama devam etti: “Ama nedense tam kendini tamamen bitirecekken, seni bırakıp gitmeyen birini bulmayı da başarıyorsun.”

“Benimle flört mü ediyorsun, Kötü Alfa? Yoksa bu tuhaf bir kurtarma operasyonu mu?” diye gözlerimi kıstım.

Gülüşü yavaşça yayıldı. “Bu sorulardan hangisi ‘evet’ olursa, daha az içmeni sağlar?”

“Muhtemelen hiçbiri,” diye itiraf ettim. “Ama içlerinden biri, ertesi sabahki baş ağrısını çekmeye değer kılabilir.”

Ona o zaman gerçekten dikkatle baktım. Sadece yakışıklı değildi. Tehlikeli görünüyordu. Hem bela hem baştan çıkarma, tek pakette. Gökdelen’in elit kulüplerini dolduran güven fonlu, sprey bronz tenli süslü çocuklara hiç benzemiyordu. Bu, ne olduğunu gayet iyi bilen ve bunun için kimseden izin beklemeyen bir adamdı.

Belki alkolün etkisiydi, belki de o yıkıcı derecede yakışıklı yüzü. Ne olursa olsun, onu ilk gördüğüm andan beri peşimi bırakmayan düşünce yine zihnime sızdı.

Daha mantıklı davranmayı aklımdan bile geçirmeden, elim koluna uzanmıştı.

“Sayın Yardımsever Komşu,” dedim kısık, buğulu bir sesle, “madem müdahale konusunda bu kadar heveslisin, neden sonuna kadar müdahale etmiyorsun?”

Gözlerinde bir anlık şaşkınlık parladı, sonra ciddileşti. Ama kolunu çekmedi. Sadece gözlerimin içine baktı ve, “Yarın ayıkken de bu kararı sahiplenirsen,” dedi, “o zaman.”

“Merak etme,” dedim tereddütsüz. “Bu gece kafamdan geçen tek net düşünce bu.”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm