Bölüm 1

Isabella’nın bakış açısı

Gözyaşlarım, spot ışığının altında yıkanan çifti tanıyınca yanaklarımdan süzüldü; aslında o ışık benim üzerimde olmalıydı.

Kalbim paramparça oldu. Her atış, daha derine saplanan bir bıçak gibiydi. Beş yıldır sevdiğim adam Damon’ın bir dizinin üzerine çöktüğünü izledim… başka biri için.

Üstelik herhangi biri de değil.

Giana. Liseden en yakın arkadaşım.

Klişe bir film sahnesi gibi, gözlerimin önünde patlayan acı bir gerçeğin içine hapsolmuştum ve geçen her saniye beni öldürüyordu. Ruhum durdurma tuşunu haykırıyordu; birinin, herhangi birinin acımı görmesini istiyordu. Ama kalabalık sadece memnun bir iç çekişle izliyor, beni yerle bir eden o anın mutluluğuna kapılıp gidiyordu.

“Benimle evlen, hayatım.” Damon tek dizinin üstünde, Giana’ya başını kaldırmış bakıyordu. Bir zamanlar bana sakladığı o hayranlıkla—dudakları her dudaklarıma değdiğinde yüzünde beliren aynı bakışla.

“Evet!” Giana’nın sesi lisede olduğu kadar tatlıydı, ışıl ışıl gülümsemesi salonu aydınlatıyordu. Bir zamanlar o gülümseme benim can simidimdi. Şimdi ise göğsümde dönen bir bıçak gibiydi.

Hayır. Hayır, bu olamaz.

Damon ve Giana mı? Hiç mantığı yoktu. Gerçek olamazdı.

Tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim. Keskin acı acımasız bir hatırlatmaydı—bu bir kâbus değildi. Bu gerçekti.

Düşüncelerim kontrolden çıktı. Damon daha dün benimleydi. Ellerinin üzerimdeki izini hâlâ hissedebiliyordum; bedeninin, sanki bağlılıkmış gibi bir çaresizlikle bedenimi sahiplenişini. Dünyanın sonu geliyormuş gibi beni yutmuştu—ve benim için son gerçekten de şimdi gelmişti.

Dün geceki o tutkunun, bugün yıl dönümümüzü kaçırdığı için telafi etme biçimi olduğunu sanmıştım. Son zamanlarda uzaktı—ailenin işine gömülmüştü—ama sorgulamamıştım. Sonuçta, onun sevgisinden hiç şüphe etmemiştim. Dokunuşu hâlâ tenimi alev alev yakarken. Fısıldadığı sözler yemin gibi gelirken.

Peki beni buraya getiren neydi? Bakışlarım bulanıklaştı. Titreyen elimde buruşturduğum, üstünde isim kazılı davetiyeye baktım—Damon’ın babasının bizzat gönderdiği o zalim çağrıya.

[Sevgili Isabella, Ailemizin bu önemli anına tanıklık etmeniz için sizi saygıyla davet ediyoruz.]

Göğsüm sıkıştı; zarf ilk geldiğinde kalbimin nasıl pır pır ettiğini hatırladım. Bay Sanchez—anne babam öldükten sonra sahip olduğum aileye en yakın insan—özellikle benim gelmemi istemişti. Bunun Damon’ın ayarladığına o kadar emin olmuştum ki, son zamanlardaki uzaklığının, yıl dönümümüz için büyük ve romantik bir sürpriz planlarken uydurduğu bir oyun olduğuna inanmıştım.

Bu akşama hazırlanmak için saatler harcamıştım—Damon’ın çok sevdiği zümrüt yeşili elbiseyi düzelte düzelte üzerime geçirmiş, geçen Noel’de bana verdiği inci kolyeyi takmış, beni gördüğünde gözlerinin istekle kararacağını hayal etmiştim. Her bir rimel darbesi, özenle tutturduğum her bir bukle, umudun ta kendisiydi.

Sürpriz gerçekten geldi. Ama hayalini kurduğum sürpriz değildi. Geleceğimize dair özenle kurduğum hayal, yere düşen bir kristal gibi paramparça oldu; kalbim de onunla birlikte.

Kalabalık sevinç çığlıkları attı, ama onların neşesi göğsümde kıvranan acıyı daha da keskinleştirdi. Damon, Giana’yı kollarına çekti ve etrafa altın kurdeleler yağarken nişanlarını bir öpücükle mühürledi. Gözlerimi sımsıkı kapattım—sadece bir kâbus, sadece bir kâbus—ama açtığımda sahne hâlâ oradaydı.

Acımasız, inkâr edilemez gerçek.

Damon bana ihanet etmişti. Hem de yabancı biriyle değil—Giana’yla. En yakın arkadaşımla. Sırdaşımla.

Yalancı. Alçak. Öfke damarlarımda yanıyordu, tenimi kızartan utançtan bile daha hararetli. Bana bunu yapıp rezil edemezlerdi. Daha nefes alıyorken asla.

Öne atıldım—tam o anda bir el bileğimi kıskıvrak yakalayıp beni geri çekti.

Damon’ın kız kardeşi Daniella, şık elbisesiyle bir prenses gibi karşıma dikildi—kolları çapraz, kusursuz kavisli kaşı havada. Sanki kalenin kapısında bekleyen bir nöbetçiydi. Bu ailede hiçbir zaman istenmemiştim; onlar beni hep para peşinde koşan bir yabancı gibi görmüştü.

“Ne kadar şaşırtıcı,” diye mırıldandı, gülümsemesi jilet gibi keskin. “Geleceğini sanmıyordum.”

Bakışını olduğu gibi karşıladım. “Dramını kendine sakla, Daniella. Bugün senin sıkıcı oyunlarına ayıracak vaktim yok.”

“Neşeyi kaçırma, Isabella,” dedi, sesini yükseltip yakındaki misafirlerin dikkatini çekerek. “Kardeşimin, gerçekten sevdiği kadınla mutlu sona ulaşmasını görmek istemiyor musun?” Sahte bir şaşkınlık. “Dur—onunla evlenmenin hayalini kuruyordun, değil mi?”

Kalabalığın fısıltıları kabardı. Sonra, sanki üstüme bir spot ışığı çevrilmiş gibi, iki tanıdık yüz bize döndü. Damon’ın benzi attı. Giana mı? O ise havai fişek gibi parladı.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan bana doğru koşmaya başladı; aceleden şampanya kadehi neredeyse devrilecekti. “Belly!” diye bağırdı. Beni kucaklayıp sıkıca sardı; sevinci o kadar yoğundu ki canımı acıttı.

“Buradasın! Bunu kaçırırsın diye çok üzülmüştüm!” Geri çekildi, gözleri pırıl pırıldı. “Oluyor! Hayatımın aşkıyla evleniyorum!”

Onun adına sevinmeliydim.

Keşke o aşk, beş yıllık erkek arkadaşım olmasaydı.

Gözlerimin arkasında yanan yaşları tutmak için çenemi sıktım ve Damon’a döndüm. Yüzü buz gibiydi; bakışı sakın olay çıkarma diye uyarıyordu. Ama artık ona boyun eğmeyecektim. Cevaplara ihtiyacım vardı.

Kendimi Giana’nın kucağından nazikçe kurtarıp kelimeleri zorla çıkardım: “Yani... âşık olduğun kişi Damon mı?”

“Evet!” diye ışıldadı, sesimdeki yıkımı hiç fark etmeden. “İki yıldır birlikteyiz. Gizli tuttuk diye üzgünüm ama fikir Damon’ındı—herkese sürpriz yapmak istedi!” Ellerini kenetledi, gözleri parlıyordu. “Bak nasıl şaşırdın! Harika oldu, değil mi!”

“Mükemmel,” diye tekrarladım; sesim çatladı.

İki. Yıl.

Dudaklarından dökülen her hece, göğsümde dönen bir bıçaktı. İki yıl yalan. İki yıl boyunca aptal yerine konmuşum; onlar da arkamdan gülmüş.

Öfke damarlarımda alev aldı. Elimi kaldırdım; Damon’ın yüzündeki o kendinden emin kayıtsızlığı silmek için tokadı yapıştırmaya hazırlanıyordum ki—

Kontrolden çıkmış bir tatlı arabası üzerimize doğru savruldu. İçgüdüyle Damon’a uzandım ama o beni bir kenara itti; ben yere kapaklanırken Giana’yı çekip güvenle kendine siper etti.

Dünya ağır çekimde yana yatmış gibiydi.

Koca düğün pastası devrilip üzerime çöktü. Krema ve şeker hamuru patlaması gibi… Buz gibi tereyağlı krema yüzüme, saçlarıma, mahvolmuş elbiseme sıçradı. Kalabalığın kahkahası kulaklarımda uğuldadı; cam kırıkları gibi keskin.

Utanç, yanaklarımdan bu karmaşanın içinden süzülen gözyaşlarından daha yakıcıydı.

O an yalnızca kaybolmak istemedim.

Yer yarılsın da beni içine alsın istedim.

“Allah’ım!” Bay Sanchez’in sesi kalabalığın içini yararak geldi. Koşarak yanıma ulaştı; yüzüne endişe yerleşmişti. Elini uzatıp beni kaldırmaya çalıştı, parmaklarımızın arasından krema kaymasına rağmen tutuşu sağlamdı. “Isabella, bir yerin acıyor mu?”

“Pastayı resmen mahvetti,” diye uzattı Daniella, sesi zehir akıtıyordu. Ellerim yanlarımda yumruk oldu; o kendini beğenmiş gülüşü yüzünden silmeyi nasıl isterdim… Beni hep, onların kusursuz dünyasına musallat olmuş istenmeyen biri gibi görmüştü.

“Yeter, Daniella!” Bay Sanchez’in sert çıkışı, mırıldanan kalabalığı susturdu. “Misafirlerimize karşı zalim olman için seni böyle yetiştirmedim.”

Misafir. Kelime, artık tenimde donmaya başlayan pastadan bile çok canımı yaktı. Onca yıldan sonra, onlara göre benim olduğum buydu: sıradan bir misafir. Utancın acı tadı ağzımı doldurdu; neyse ki tereyağlı kremanın katmanları altında gizliydi.

Giana tereddütle bir adım attı; beyaz elbisesi, benim mahvolmuş elbisemin yanında pırıl pırıldı. “Yardım edeyim—”

“Hayır,” diye araya girdi Bay Sanchez, yumuşak ama kararlı. “Bu gece yıldız siz ve Damon’sınız. Misafirlerinizle ilgilenin. Isabella’yla ben ilgilenirim.”

Nazik bakışları benimkilerle buluştu; gözlerindeki gerçek sıcaklık beni daha da şaşırttı. “Gel, seni temizleyelim.” Beni büyük merdivenlere doğru yönlendirdi.

Şoktan uyuşmuş halde, sessizce peşinden gittim.

“Bana davetiyeyi neden gönderdiniz?” Kalabalığın duyamayacağı bir yere çıkar çıkmaz sözler boğazımdan kopup çıktı. Ellerim yanlarımda titriyordu; yapış yapış krema ve ihanetle kaplıydı.

Bay Sanchez, babamın en yakın arkadaşıydı; ailemi o korkunç kazada kaybettikten sonra vasim olmuştu. Eğitim masraflarımı karşılamış, beni evine kabul etmiş, dünya fazla acımasız geldiğinde gözyaşlarımı silmişti. Ve biliyordu—Damon’la beni biliyordu. İki yıl önce el ele yakaladığında yüzüne yerleşen o gizli gülümseme; çevre, “Onun varisine layık değil” diye fısıldarken hiç itiraz etmemesi… Ben hepsini sessiz bir onay sanmıştım.

Geniş omuzları birden kasıldı. Döndüğünde iç çekişi, söylenmemiş bin pişmanlığın ağırlığını taşıyordu. “Belly,” diye mırıldandı, yaslı bir çocukken yaptığı gibi bana uzanarak. “Ne olursa olsun, sen her zaman ailem olacaksın.”

“Yapma!” Geri çekildim, sesim çatladı. “Bizim birbiri—”

“Yeter!” Sert tonu sözümü ağzımda dondurdu. Onu tanıdığım bunca yıl boyunca ilk kez, o iyi gözleri taş gibi kesildi. “Damon’ın verdiği sözlerin hiçbir önemi yok. Eşi Giana olacak. Bunun pazarlığı yok.”

Zemin ayaklarımın altından kaydı. Bisiklete binmeyi öğreten, kâbuslardan sonra üstümü örten adam bu olamazdı. O sevdiğim yüz bir yabancının maskesine dönmüştü; giderken söylediği “Hizmetçi temiz kıyafet getirir,” sözü hâkimin tokmağı gibi tepeme indi.

Şatafatlı misafir odasında yapayalnız kalınca sonunda anladım: her doğum günü hediyesi, başımı okşayan her el, bir sadakaymış. Sevgi değil. Asla sevgi değil.

“Bayan Belly...” Johanna’nın yumuşak sesi uyuşukluğumu delip geçti. Çocukken dizimdeki yaraları saran o anaç hizmetçi şimdi de bana aynı endişeyle bakıyordu.

Dudaklarımı zorla yukarı kıvırdım. “Gerçekten, ben—”

“Evladım, bana yalan söyleme.” Nasır tutmuş elleri ellerimi kavradı; buz gibi parmaklarıma karşı sıcacıktı. “Bilmen gereken bir şey var.”

Eğilip yaklaştığında fısıltısı celladın baltası gibi indi. “Sanchez ailesi bu nişanı iki aydır planlıyor.”

Ciğerlerimdeki hava boşaldı. “Herkes... biliyor muydu?” Sesim kendi kulağıma bile yabancı geldi.

Johanna’nın gözleri doldu. “Bütün ev halkı. Damon Bey’in önce seninle doğru düzgün bitirmesini bekledim, ama...” Çaresizce omuz silkip sustu.

İki ay gizli hazırlık. Bana gülümseyip yalan söyledikleri iki ay; sanki benim odunlarımı dizip ateşimi hazırlıyorlarmış gibi. Sanchez ailesinin “iyiliği” zarif bir zalimlikten başka bir şey değilmiş; sevgileri de bu lanet partinin kendisi gibi özenle kurgulanmış.

Banyoya kaçtım, sanki ihanetle birlikte onu da söküp atabilirmişim gibi mahvolmuş elbisemi hırpalayarak çıkarmaya çalıştım. İpek ayaklarımın dibine yığıldı; benimle birlikte sakladığım bütün hayaller de. Beni istemiyorlar mı? Peki. Sevgilerinden kırıntı dilenirken beni seyretme keyfini onlara vermeyecektim.

Başkasının lavanta kokulu deterjanıyla yıkanmış ödünç kıyafetleri giyip kapıyı hızla açtım—ve olduğum yerde kaldım.

Damon koridor ışığında siluet gibi duruyordu; bir zamanlar sevdiğim o yüz artık bir yabancının portresiydi.

Sonraki Bölüm