Bölüm 2
Billy'nin sesi, onun ihanetine dair tüm anıları zihninde yeniden canlandırdı.
Aria'nın midesi öyle bir bulandı ki neredeyse kusacaktı.
Yine de bu rahatsız edici hissi bastırıp, "Kusura bakma, dün gece telefonumun şarjı bitti. Bir şey mi kaçırdım?" dedi.
Billy konunun üzerine gitmedi ama sesindeki sabırsızlık belliydi. "Bu akşam bir davet var ve Simon da orada olacak. Şık giyinmeye ve iyi bir izlenim bırakmaya özen göster."
Aria'nın kalbi hızla çarpmaya başladı, yanakları kızardı.
Simon. Dün geceki adam!
"Eğer Laura, Simon ile işbirliği yapabilirse, uluslararası şarkı yarışması Rüya Ödülleri'ne kesinlikle aday gösterilir ve şirketin başarısı tavan yapar. Aria, beni hayal kırıklığına uğratmayacaksın, değil mi?" Billy her zamanki gibi onu tatlı dille kandırmaya çalışarak sesini yumuşatmıştı.
Eskiden olsa Aria bunu hiç düşünmeden kabul ederdi ama şimdi bu durum ona sadece trajikomik geliyordu.
Onun hayal kırıklığına uğraması neden umurunda olsundu ki?
Sırf onu aldatırken bir yandan da şöhret ve servet kazansınlar diye mi? Rüyasında görürdü!
Gitmek istemeyen Aria, "Yüzümdeki yara izi bugün çok canımı yakıyor. Kontrol için hastaneye gitmem gerek. Davete yetişemeyebilirim," diye yalan söyledi.
Billy'nin sesi anında gerginleşti. "Yaran yine mi azdı? Aile hekimimizi göndereyim. Hastaneye tek başına gitmen iyi olmaz."
Verdiği bu aşırı tepki Aria'yı şüphelendirmişti.
Üç yıl önce, yirmi yaşındayken hastanede gözlerini açtığında, yurtdışında eğitim gördüğü o çok önemli sekiz yıla dair hiçbir şey hatırlamıyordu.
Doktor, geçirdiği trafik kazasının hafıza kaybına ve yüzündeki yara izine neden olduğunu söylemişti.
Geçmişini araştırmaya çalışmış ama hiçbir şey bulamamıştı.
Sanki sekiz yıl boyunca ortadan kaybolmuş, sonra aniden yeniden ortaya çıkmış gibiydi.
Yüzündeki yara izi çoktan iyileşebilirdi ama sürekli iltihaplanıyor ve bir türlü tam anlamıyla geçmiyordu.
Billy tedavisiyle hep aile hekiminin ilgilenmesini sağlamış, Aria da adamakıllı bir kontrol için hiçbir zaman hastaneye gitmemişti.
Aria derin bir nefes alıp içindeki huzursuzluğu bastırdı. "Billy, bana karşı çok iyisin. Biraz düşündüm de, davet daha önemli. Hastaneye gitmeyeyim. Kremden biraz daha sürerim, geçer."
Simon bu tür etkinliklere nadiren katılırdı, hatta belki gelmeyecekti bile. Billy'yi şüphelendirmemek için şimdilik davete katılmaya karar verdi.
Telefonu kapattıktan sonra Aria arabasıyla doğruca hastaneye gitti.
Doktor kaşlarını çatarak yara izini muayene etti. "Bayan York, nasıl bir krem kullanıyorsunuz? Yaranız derin olmamasına rağmen bir türlü iyileşmemiş. Kullandığınız kremin sürekli enfeksiyona yol açtığından şüpheleniyorum."
Doktorun sözleri yüzüne tokat gibi çarpmış, Aria'yı dehşete düşürmüştü.
Gerçekten de şüphelendiği gibi miydi? Billy ona bunun, kendisi için özel olarak hazırlatılmış, pahalı bir yara izi giderici krem olduğunu söylemişti. Oysa doktor, bu kremin sürekli iltihaplanmaya neden olduğunu söylüyordu!
Aria yumruklarını o kadar sıktı ki tırnakları avuçlarına battı; ancak duyduğu fiziksel acı, kalbinde büyüyen nefretin yanında hiç kalırdı.
Billy'nin bu kadar acımasız olabileceği aklının ucundan bile geçmezdi!
Onu kandırıp aptal yerine koymakla kalmamış, aynı zamanda yüzünü de mahvetmek istemişti.
Bunun bedelini ona kesinlikle ödetecekti!
Otelin lobisi ışıl ışıldı; yıldızlar gibi parlayan kristal avizeler ve lüks dekorasyon adeta ihtişam saçıyordu.
Aria, zarif ve asil duran göz alıcı bir gece elbisesi giymişti; yüzündeki yara izinin bir kısmını ise hafif bir makyajla gizlemişti.
Billy'nin koluna girerek iş yemeğinin verildiği salona doğru yürüdü. Billy iş ortaklarıyla selamlaşırken, kendi tasarladığı dinleme cihazını fark ettirmeden onun cebine bırakıverdi. Hareketleri o kadar akıcı ve doğaldı ki kimse ondan şüphelenmedi.
Aria'nın pek çok yeteneğe sahip olduğunu ve çeşitli alanlarda ne kadar usta olduğunu kimse bilmiyordu. Bunları ne zaman öğrendiğini kendisi de hatırlamıyordu; sanki bu yetenekler hep onunla var olmuş gibiydi.
Çok uzak olmayan bir yerde duran Laura, Aria'ya adeta onu bakışlarıyla öldürmek istercesine bakıyordu.
İçini kemiren kıskançlık duygusu tüm benliğini ele geçirmişti.
Yüzü mahvolmuş bu Aria, nasıl olur da hâlâ Billy'nin yanında durup tüm ilgiyi üzerine çekebiliyordu?
Tırnaklarını avuçlarına geçirdi; hissettiği keskin acı sakin kalmasını zar zor sağlıyordu.
Ama sorun değildi, bu gece Aria için büyük bir sürpriz planlamıştı!
Yüzüne yerleştirdiği sahte bir gülümsemeyle, topuklu ayakkabılarının üzerinde salınarak Aria'nın yanına gitti. "Aria, bu gece göz kamaştırıyorsun. Yara izin de küçülmüş sanki."
Aria arkasını döndü, dudaklarında her şeyin farkında olduğunu belli eden bir tebessüm belirdi. "Öyle mi? Billy'nin benim için hazırladığı merhem sağ olsun."
Merhemden laf arasında bahsederken bir yandan da Laura'nın tepkisini dikkatle inceliyordu. "Laura, bir ara denemen için sana da birkaç tüp veririm." Merhem meselesinde Laura'nın bir parmağı olup olmadığını merak ediyordu.
Laura'nın yüz ifadesindeki hafif değişim Aria'nın keskin gözlerinden kaçmadı.
Evet, Laura merhemde bir işler döndüğünü biliyordu.
Aria hafifçe kıkırdadı. "Şaka yapıyorum. Senin böyle yara kremlerine ihtiyacın yok. Yüzün bunun için fazla kıymetli."
Laura, Aria'nın aklından neler geçtiğini çözmeye çalışarak zoraki bir şekilde gülümsedi.
Yoksa Aria bir şeyler mi biliyordu?
Birinin "Simon geldi!" diye bağırmasıyla otel lobisindeki uğultu bir yanardağ gibi aniden patladı ve herkesin dikkati girişe çevrildi.
Aria'nın kalbi tekledi.
İçeri son derece çekici bir adam girdi; uzun ve dik duruşu etrafa soğuk ve asil bir hava yayıyor, kalabalığın içinde bile insanların gözlerini ondan almasını zorlaştırıyordu.
Oydu, Simon! Aria'nın nefesi kesildi; dün gecenin anıları zihnine akın edince yanakları kızardı.
Bu tür davetlere asla katılmayan Simon, gerçekten de buradaydı.
Simon dün gece onu kurtarmıştı ama o, birlikte geçirdikleri gecenin ardından kaçıp gitmişti. Bunu nasıl açıklayacaktı?
Kulağında Billy'nin ısrarcı sesi yankılandı. "Aria, Simon geldi. Git de ona bir merhaba de."
Aria derin bir nefes alıp içindeki paniği bastırdı ve göz kamaştıran Simon'a doğru adım adım ilerledi.
Fakat o yanlarından ayrılır ayrılmaz, Billy'nin üzerindeki dinleme cihazı şu sözleri aktardı: "Billy, Aria'nın iş birliği hakkında Simon'la konuşmasına nasıl izin verirsin?" Laura'nın sesi hoşnutsuzluk doluydu. "O yüzüyle midemi bulandırıyor. Ya Simon'ı korkutursa?"
Billy, Laura'yı yatıştırmak için yumuşak bir ses tonuyla konuştu: "Bunu senin için yapıyorum. Eğer Simon'ın önünde kendini rezil ederse, sen araya girip durumu toparlarsın. Böylece onun gözüne girmiş olmaz mısın?"
Laura durumu bir anda kavradı. Kendinden emin bir şekilde gülümseyerek, "Billy, sen çok zekisin," diye övdü onu.
Aria'nın parmakları elindeki şarap kadehini o kadar sıktı ki parmak boğumları bembeyaz oldu.
Ne kusursuz bir plan. Ama ne yazık ki, bu planın işe yaramasına izin vermeyecekti.
Aria elindeki şarap kadehini zarifçe sallayarak ve büyüleyici bir şekilde gülümseyerek Simon'ın yanına yaklaştı. Kırmızı dudakları hafifçe aralandı. "Bay Windsor, yine karşılaştık! Dün gece için teşekkür ederim."
Simon koltukta rahat ve umursamaz bir tavırla oturuyordu. Gece gökyüzü kadar gizemli olan derin bakışları, ne hissettiğini anlamayı imkânsız kılıyordu.
Sesinde hafif bir şaşkınlık belirtisiyle, "Dün gece mi?" dedi.
Aria derin bir nefes aldı. Belli ki dün gece o kadar darmadağın bir haldeydi ki Simon onu tanıyamamıştı.
Hafifçe ona doğru eğildi; yumuşak saçları Simon'ın boynuna değiyor, sıcak nefesi kulağını gıdıklıyordu. "Bay Windsor, Sapphire Oteli... Dün gece bana yaptıklarınızı ne çabuk unuttunuz?"
Sesinde hem cilveli bir ton hem de hafif bir gerginlik vardı.
Simon'ın derin bakan gözleri aniden kısıldı. Parmakları şarap kadehini öyle bir sıktı ki, içindeki kehribar rengi sıvı hafifçe dalgalandı.
Sapphire Oteli. Kadınlardan uzak durmasıyla bilinen amcası Lewis Windsor, dün geceyi gerçekten de Sapphire Oteli'nde geçirmişti.
Üstelik bir kadınla tek gecelik bir ilişki yaşamıştı.
Kadın ertesi sabah hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş, bu yüzden Lewis küplere binmiş ve onu bulmak için tüm şehirde arama başlatılması emrini vermişti.
Kim derdi ki, kadın kendi ayaklarıyla ona gelecek ve üstelik onu Lewis sanacaktı!
Simon'ın ince dudakları aralandı ve şaşkın bir ses tonuyla, "Dünkü kadın sendin, öyle mi?" dedi.
