Bölüm 7
“İlk Çiçek” belgesel taklidi bir iş gibiydi; Elsie de dağlarda yoksulluktan çıkmaya çalışan bir kızı oynuyordu.
Kısa bir projeydi ve tek başına oynadığı tüm sahneleri sadece bir günde bitirmişti.
Biraz yorgundu ama altından kalkamayacağı bir şey değildi.
Asıl sinir bozucu olan ne miydi? Aiden’ın onu kaybolmuş bir yavru köpek gibi adım adım takip etmesi. Nereye gitse peşinden geliyordu; Elsie onu kırmadan nasıl başından savacağını bilmiyordu.
Neyse ki Olivia çıkageldi de Elsie biraz nefes aldı.
Olivia sırıtıp takıldı. “Kesin bir şey var! O yapış yapış çocuk neredeyse seni soyunma odasına kadar takip ediyordu. Ben onu bir şey almaya yollamasaydım, belki üstünü değiştirirken yardım etmeye bile kalkardı!”
“Saçmalıyorsun!” Elsie iç çekti; sesi çaresiz çıkıyordu. “Biz sadece iş arkadaşıyız, hepsi bu.”
Olivia her şeyi bilirmiş gibi sırıtıp baktı. “Tabii tabii. Sadece iş arkadaşı.”
Elsie’yi şakacıktan dürttü. “Bu arada, çok sevdiğin o film yeniden vizyona giriyor. İki bilet aldım. Hadi gel, biraz kafamızı dağıtalım—senin ihtiyacın var.”
Elsie kıyafetlerini provaya götürürken enerjisizce, “Tamam… olur,” dedi.
Ama dışarı çıktığında Olivia ortada yoktu.
Onun yerine Aiden kapıda duruyordu; iki bileti de elinde tutuyor, sol yanağındaki o meşhur gamzesiyle sırıtıyordu.
“Olivia’nın işi çıktı,” diye açıkladı. “Seninle benim gitmemi söyledi.”
Elsie onu reddetmeyi düşündü ama biletler alınmıştı bir kere; boşa gitmesi saçma olurdu. O da kabul etti.
Film 8.10’daydı, onlar tam 8’de vardılar.
Aiden, “Dur, biletleri alıp geliyorum,” dedi.
“Tamam.”
Elsie hafifçe başını salladı. Beklerken koridorun sakin bir köşesine gidip film afişlerine bakmaya başladı.
Yakında kendi filmi de orada olacaktı; en önde, herkesin göreceği yerde.
Bunu düşünmek bile ona küçük bir moral veriyor, William denen o ağır bulutu bir anlığına da olsa dağıtıyordu.
Tam o sırada arkasından şeker gibi bir ses geldi. “Elsie?”
Kaşları anında çatıldı.
Evet, Grace. Tahmin ettiği gibi.
“Will arkadan bakınca sana benziyor dedi, ben de inanmadım. Meğer haklıymış!”
Grace, William’ın koluna girmişti; yüzünde tatlı tatlı gülümsemeler, dışarı çıkmış mutlu çift pozuyla.
Elsie William’ın yüz ifadesine baktı; dışarıdan serin ve umursamaz görünüyordu ama onun sinirlendiği belliydi.
Ama neden? Elsie bir haftadır setteydı, onu hiç görmemişti bile. Neye bozuluyordu ki?
Hem… Kapüşonlu gibi kapalı giyinmişti, şapka ve maske takıyordu. Sırtından onu nasıl tanımıştı?
Daha bunları toparlayamadan Grace yine araya girdi, cıvıl cıvıl bir sesle düşüncelerini böldü. “Aaa, sinemaya tek başına mı geldin? Biraz üzücü. İster misin bize katıl? Ne izlemek istiyorsun? Will ‘Aşk Hikâyesi’ni seçti!”
“Aşk Hikâyesi” mi?
O filmi William’la defalarca izlemişlerdi.
Artık bıkmıştır sanıyordu. Şimdi Grace’i getirip izleteceğini hiç beklememişti.
Elsie ilk izledikleri zamanı hatırladı.
O zamanlar, filmlerdeki gibi yakıcı, korkusuz bir aşka özeniyordu—insana gözü kapalı her şeyi yaptıran, sonunu düşünmeden kendini ortaya koyduran cinsten.
O da öyle yapmıştı. Her şeyini vermişti. Aynen filmlerdeki gibi.
Ama film, filmdir. Gerçeklik onun yüzüne çoktan tokadı indirmişti—sadece aşkı kaybetmemişti; bir aptala dönmüştü, ateşe koşan bir pervane gibi, hiç kendisine ait olmayan bir şeyin peşinden gitmişti.
Elsie birden boğulur gibi oldu. Gözlerini yere indirdi, tek kelime etmedi.
O ana kadar susan William sessizliği bozdu. “Gerek yok, Eric’i çağırırım, seninle izler.”
“Gerek yok, ben zaten—”
Elsie başını kaldırıp reddetmeye hazırlanırken Grace’in yüzündeki o anlık kasılmayı fark etmedi.
Tam o sırada Aiden biletlerle geldi. “Elsie, biletleri aldım. Hadi girelim.”
Hava birden dondu; tuhaf bir sessizlik çöktü.
William’ın bakışları Elsie ile Aiden arasında gidip geldi; buz gibi soğuktu.
Dişlerinin arasından zorlanarak konuştu. “Onunla romantik film mi izliyorsun?”
Sesindeki saldırganlığı yakalayan Elsie burnunun ucuyla güldü, alayını artık saklamadı. “Evet. Sen de Grace’le buradasın ya?”
Evlilik sırasında onu aldattığını mı sanıyordu?
Kendisi de aynısını yapmamış mıydı?
Tepkisini görmeye bile tenezzül etmedi; Aiden’la birlikte salona yürüdü.
William acı acı güldü, belli ki öfkesinden kuduruyordu. Grace taş kesildi; bir şey söylemek istedi ama vazgeçti.
Tam o sırada Eric koşarak geldi. “Bay Harding, az önce beni arayıp Bayan Howard’la filmi izlememi söylediniz. İyi ki fazla uzaklaşmamışım, hemen ger—”
Cümlenin ortasında, William’ın ona fırlattığı bakışı yakalayınca bir anda olduğu yere çakılıp kaldı.
Eyvah. Şimdi yine ne oldu…
Elsie daha koltuğuna yeni yerleşmişti ki William’la Grace’in de içeri girdiğini gördü.
Tabii ya. Koltukları tam onun yanındaydı.
William, Elsie’nin sağına oturdu.
Belki de sadece onun orada oluşundandı ama Elsie bir anda bütün salonun buz kestiğini hissetti.
Film başladı.
Işıklar kısılırken büyük bir el kayıp onun elini buldu.
Elsie irkilip içgüdüyle çekmeye çalıştı ama kurtulamadı.
Derin bir nefes alıp sakin kalmaya çalıştı. “William, yanlış kişiyi tutuyorsun.”
Ama bırakmak yerine, tutuşu daha da sıkılaştı.
Elsie elini bir kez daha çekmeye çalıştı. William gayet rahat bir şekilde ona eğilip, “Sesini kıs. Millet filmi izliyor,” dedi.
Birkaç rahatsız bakış onlara döndü. Elsie bunu görünce iç çekip vazgeçti. “...”
Cidden… şu adama bak.
Başka seçeneği kalmayınca elini tutmasına izin verdi. Zaten artık filmi izleyecek hâli de yoktu.
Aiden bir şey söylemek için ona doğru eğildi ama Elsie hiçbirini duymadı; isteksizce bir şeyler mırıldanıp geçiştirdi.
Filmin sonunda sağ eli uyuşmuştu.
Işıklar yanar yanmaz avucunun boşaldığını hissetti—sanki hiçbir şey olmamış gibi eli çekilmişti.
Elsie aşağı baktı. Avucunda hâlâ sönmekte olan bir sıcaklık vardı. İçine çöreklenen sessiz bir kayıp hissi, kalbini sarıp bırakmıyordu.
Hayır. Yeniden düşmesine izin veremezdi.
Ayağa kalktı, doğruca tuvalete gitti ve başı berraklaşana kadar yüzüne soğuk su çarptı.
Boşanmanın resmî olarak sonuçlanmasına on beş gün vardı.
Şimdiye kadar bütün hayatı William’ın etrafında dönmüştü. Bundan sonra kendi hayatını yaşayacaktı.
İki hafta… O duygusal karmaşadan çıkması için sadece iki hafta yeterdi.
Elsie derin bir nefes aldı. Asansöre vardığı anda, William’ı yakınlarda gördü; elleri cebinde, uzun boylu ve sakin duruyordu.
Asansör gelmişti ama o binmemişti.
Evet, belli ki onu bekliyordu.
Elsie konuşacak bir şeyleri olduğunu düşünmüyordu. Yanına yürüyüp sakince düğmeye bastı.
William, aşağıda bekleyen Aiden’a pencereden bir göz attı. Asansöre Elsie’yle birlikte adım atarken bakışları biraz daha soğudu.
“Yarın Eric’e Merkez Eğlence’nin tüm senaryolarını sana göndertirim. İstediğini seç—ister prime time dizi, ister ödül kokan proje.”
Elsie şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı; ne demek istediğini tam anlayamamıştı.
William gözünü ondan ayırmadan ekledi: “Yönetmene söyle, bu rolden çekiliyorsun.”
Ancak o zaman dank etti—ve saçmalığın büyüklüğü neredeyse güldürecekti. “Bu rolü seçmelere girip hakkımla aldım. Neden bırakayım?”
Grace için ayarladığı rol ona yetmemiş de şimdi Elsie’nin rolüne mi göz dikmişti?
İçindeki öfkeyi bastırıp sakin kalmaya çalışarak açıkladı: “Grace’e zaten kendini gösterebileceği kadar sağlam bir rol ayarladın. Bu yetmiyor mu? Bir de beni mi dışarı itmek zorundasın?”
Ama belli ki hiçbir zaman anlaşamıyorlardı.
William soğuk bir kahkaha attı. “Aiden’ın sana karşı ne hissettiğini gerçekten göremiyor musun?”
Elsie, Aiden’ı neden birden işin içine kattığını anlayamadı. “Bunun benimle ne ilgisi var? Birinin benden hoşlanmasını engelleyemem.”
“Gerçekten de acımasızsın.”
William’ın gözlerinde bir soğukluk vardı. Dudakları ince, alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Birisi senden hoşlandığında hep susarsın. Sonra da iyice bağlanınca kenara çekilirsin—bana yaptığın gibi. Değil mi?”
Elsie’nin kalbi bir an tekledi.
Az önce söylediğine takıldı, sesi hafifçe titredi. “Ne demek istiyorsun… Yani sen… benden hoşlanmış mıydın?”
Ama William cevap vermedi.
Sadece gözlerini onun üstüne dikti, adım adım yaklaşarak aradaki mesafeyi kapattı. Elsie’nin sırtı asansör duvarına dayandı; kaçacak yeri kalmamıştı.
Elsie’nin kalbi deli gibi atıyordu. Nefesini yavaşlatmaya çalışıp bir cevap bekledi.
Ama bir sonraki saniye, sözleri buz gibi indi; yeni yeni filizlenen o kırılgan umudu paramparça etti.
“Liam şu anki yüzünü görseydi, bence çok eğlenirdi.”
Asansör zili çaldı, kapılar açıldı.
William duraksadı, sonra dışarıdaki Aiden’a baktı.
“Ne de olsa o gideli sadece üç yıl oldu, sen çoktan yeni birini bulmuşsun.”
Elsie’nin zihni bomboş kaldı. Sadece kulaklarındaki uğultuyu duyuyordu.
Görüşünün yeniden netleşmesi biraz zaman aldı.
William’ı sertçe itti, gözlerine dolan yanmayı geri itti.
“Az önce söylediğin her şey mi?” dedi, sesi sıkışmıştı. “Aynen sana iade.”
William, Elsie onu severken onu hiç geri çevirmemişti.
Ama Elsie sonunda bütün kalbini ona verdiğinde, William arkasını dönüp sanki hiçbir şey yokmuş gibi çekip gitmişti.
