Bölüm 4

Rowena’nın Bakış Açısı

Kaelen’in dudakları dudaklarıma çarptığında aklımdan tek bir şey geçti: Aklını kaçırmış.

Üç yıl önce, düğün gecemizde, böyle bir öpücük beni nefessiz bırakırdı. Kızarırdım. Onu öperdim—kocamı, seçtiğim adamı.

Ama bu gece olanlardan sonra içimde sadece tiksinti vardı.

Gerçekten bunun istediğim şey olduğuna mı inanıyordu? Boşanma isteğimin bir gösteriden ibaret olduğunu mu sanıyordu? Naz yaptığımı, onun ilgisine muhtaç olduğumu mu düşünüyordu?

Kiminle uğraştığını bilmiyordu. Annemin beni ikna edip gücümü mühürletmesine asla izin vermemeliydim.

Elimden gelen her şeyle ona karşı koydum. O ise kaba kuvvetle karşılık verdi, beni fethedilecek bir şeymişim gibi kendine bastırıp kıpırdayamaz hale getirdi.

“Rowena,” diye mırıldandı dudaklarımın dibinde. Sesi yumuşaktı—neredeyse şefkatli. İsteksiz karısını sakinleştiren bir koca gibi. Bir eliyle bileklerimi demir gibi sıkarken, diğer eli elbisemin bağlarını koparırcasına çekiştirmeseydi, belki inandırıcı olabilirdi.

Bedeni bedenime yaslandı, sıcaklığı ince içliğimin kumaşından içime işledi. Bunun onda ne yaptığını hissedebiliyordum. Vücudumdaki her sinir haykırıyordu—arzuyla değil, tiksintiyle.

Ağzı dudaklarımı aralamaya çalışınca dişlerimi geçirdim. Sertçe.

Hırlayarak geri çekildi, alt dudağında kan damlacıkları belirdi. “Kahpe.”

Tutuşu gevşer gevşemez, bütün gücümle onu ittim. Arkasındaki rafa çarpıp sendeledi. Bir vazo yere düşüp paramparça oldu.

Kapı birden açıldı.

“Luna’m!” Grace ve Velvet, yüzleri korkuyla bembeyaz kesilmiş halde içeri koştu.

Kaelen ağır ağır doğruldu. Çenesi kasılmıştı, yüzü kara bulut gibiydi. Dudağındaki kesikten hâlâ kan sızıyordu.

“Çıkın,” diye emretti. Sesi Alfa’nın bütün ağırlığını taşıyordu—her türlü direnci ezmek için.

“Kalın.” Elbisemin yırtık kenarlarını birbirine bastırdım, göğsüm inip kalkıyordu. Kalan son inat kırıntısıyla bakışlarını karşıladım.

Ellerini yumruk yaptı. Bana doğru bir adım attı.

Ben konuşamadan Grace atıldı. Aramıza dikildi; küçücük bedeni titriyordu ama çenesini yukarı kaldırmıştı.

“Alfa, lütfen.” Sesi titredi, yine de kenara çekilmedi. “Ona zarar vermeyin.”

Velvet kapıda donup kalmıştı, yüzü solgundu. Ama gözleri benimkilerle buluşunca ifadesinde bir şey sertleşti. Omuzlarını dikleştirdi.

“Alfa,” dedi, koridorun sonuna kadar duyulacak kadar yüksek sesle, “devam ederseniz, ihtiyarları çağırmaktan başka çarem kalmayacak. Bir de büyükannenizi.”

Tehdit ikisinin arasında havada asılı kaldı.

Kaelen durdu. Uzun bir an kimse kıpırdamadı. Göğsü her zor nefeste inip kalkıyordu, elleri hâlâ yanlarında sıkılıydı. Sessizlik uzadıkça uzadı; sanki biraz daha sürse çatlayacaktı.

Sonra yumruklarını gevşetti.

“Benden boşanmayacaksın, Rowena.” Sesi alçak ve kontrollüydü; her kelime ipeğe sarılmış bir bıçak gibiydi. “Bu evliliği bitirmek senin için o kadar kolay olmayacak.”

Topuğunun üstünde dönüp kapıya doğru uzun adımlarla yürüdü. Velvet’in yanından geçerken ona öyle bir bakış fırlattı ki Velvet irkildi; kanatacak kadar keskin bir bakıştı.

Kapı arkasından sertçe çarptı.

Oda sessizliğe gömüldü. Grace titrek bir nefes verip geri çekildi; elleri hâlâ, beni yeniden korumaya hazırmış gibi havadaydı. Velvet kapı pervazına yaslanıp koridorda uzaklaşan ayak seslerini dinledi.

İkisi de konuşmadı. Ama konuşmalarına gerek yoktu.

Ellerimi yırtılmış elbisemden indirip yerde paramparça olmuş vazoya baktım. Saçılmış çiçekler, suyla porselenin oluşturduğu birikintinin içinde kırılıp dökülmüş şeyler gibi yatıyordu.

Bu gece onu durdurmuştum. Ama içimi buz gibi bir kesinlikle biliyordum ki bu daha bitmemişti.

Yakında gitmezsem, yine olacaktı. Bunun olmasına izin veremezdim.

Velvet yanıma döndü, gözleri ışıldıyordu. “Bunu sana nasıl yapar?” diye fısıldadı. “Babanla ağabeylerin hayattayken böyle bir muamele görmedin. Annen seni onunla evlendirmemeliydi.”

Elini teselli edercesine sıktım ve Grace’in uzattığı şalı alıp omuzlarıma sıkıca sardım. Bedenim hâlâ titriyordu ama kararlılığım hiç bu kadar net olmamıştı.

“Masamın kilitli çekmecesindeki kart kutusunu getir. En alttakini.”

Grace hiç tereddüt etmeden hareket etti. Velvet beni kanepeye götürdü; ben de içine çöktüm. Grace çekmeceyi açıp yıllardır elimi sürmediğim, deri kaplı küçük kutuyu çıkartırken onu izledim.

Annem onu bana öldüğü gece vermişti.

“Ancak başka çaren kalmazsa,” demişti. “Söz ver bana, Rowena. Söz ver, başka yol kalmadan bunlara elini uzatmayacaksın.”

Babamla ağabeylerimin ölümü onun içinde derin bir iz açmıştı. Tek istediği benim sessizce yaşamamdı. Güvende. Kimsenin aklına bana zarar vermek gelmeyecek kadar geri planda kalmam.

Ama kendi onurum pahasına hayatta kalmak, hayatta kalmak değildi. Bambaşka bir şeydi. Dönüşmeyi reddettiğim bir şey.

Annemin kalbini kırmak pahasına bile. Son dileğine karşı gelmek pahasına bile.

Derin bir nefes aldım. Telefonu elime aldım. Yıllar önce ezberlediğim numarayı çevirdim.

Hat üçüncü çalmadan açıldı.

“Rowena.” Karşıdaki ses sıcaktı, şaşkındı ve az da olsa bıkkındı. “Aman Tanrım. Sonunda aramaya karar verdin.”

Bir an gözlerimi kapadım; tanıdık sesten güç aldım.

“Celeste,” dedim. “Yardımına ihtiyacım var.”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm