Bölüm 2 İşim Bitirdim!

Serena, adamın kendisine karşı acımasız tavrını ve bunun aksine Brielle'i nasıl şefkatle koruduğunu izledi. Dudaklarında yavaşça soğuk ve kesin bir gülümseme belirdi.

Bir an sonra başını salladı. "Pekâlâ Chase. Madem seçimin bu, git ve onunla ol. Artık bu oyunlarla uğraşmayacağım!"

"O zaman çek git artık ve şu 'birkaç günde bir ayrılıp sonra barışmak için yalvarma' numaralarına da bir son ver. Gerçekten acınası bir durum!"

Sabrı taşan Chase sonunda içindekileri kusmuştu. Serena'nın onu gerçekten terk edeceğine zerre kadar inanmıyordu.

Serena ona son bir kez baktı. Tek kelime etmeden arkasını dönüp dışarı çıktı.

Odadaki hava bir anda buz kesti. Arkadaşları hemen ortamı yumuşatmaya çalıştı: "Chase, Serena belli ki siniriyle böyle konuşuyor. Seni bırakıp gidemeyecek kadar çok seviyor."

"Aynen Chase, bizim gruptaki herkes Serena'nın sensiz yapamayacağını bilir. Bir anlık öfkeyle ayrıldığını söylese bile en fazla üç güne kalmaz geri döner."

"Ama doğruyu söylemek gerekirse, bence Chase bu sefer fazla ileri gitti."

Bu sözler, gruptaki en genç kişi olan ve Serena'ya o mesajı atan Daniel Brooks'tan gelmişti.

Chase'in yüzü öfkeden karardı. Diğerleri hemen araya girdi: "Yok canım, daha neler. Sen Serena'nın Chase'i ne kadar sevdiğini anlayacak yaşta değilsin. İddiasına varım iki güne kalmaz yine yanına döner."

"Ben yepyeni Maserati'mi ortaya koyuyorum; üç gün diyorum."

"Scenic Bay'deki villamı ortaya koyuyorum; dört gün."

"Ben de yatımı ortaya koyuyorum, en fazla yedi gün."

Chase henüz tam kapanmamış kapıya bakıp sırıttı. "Bahse girecek ne var? Kesin eve gitmiş beni bekliyordur. Bu gece eve dönmeyeceğim, bırakın da biraz hatasını anlasın."

Kapının dışında duran Serena, konuşulan her kelimeyi duyacak kadar orada beklemişti. Chase'in söylediklerini de duymuştu.

Uğruna aile şirketinden vazgeçtiği, miras hakkını elinin tersiyle ittiği, akrabalarıyla bağlarını kopardığı, nişanını attığı ve Locke ailesini karşısına aldığı; yedi yıl boyunca koşulsuz şartsız sevdiği adam bu muydu yani?

O an Serena'nın içini uçsuz bucaksız bir keder kapladı. Kapıyı sertçe çekip kapattı ve kulüpten ayrıldı.

Arabasına bindiğinde kısa bir sessizliğin ardından telefonunu çıkardı ve bir mesaj yazdı: [Sarah, haklıydın. Chase her şeyden vazgeçmeye değecek biri değilmiş. Evlenmiyorum. Kararımı verdim, eve dönüyorum.]

Sarah: [Canını mı yaktı?]

Serena kız kardeşinin endişelenmesini istemiyordu. Nasıl cevap vereceğini düşünürken bir mesaj daha geldi.

Sarah: [Madem kararını verdin, o zaman geri dön. Oradaki işlerini toparlaman için sana bir ay süre veriyorum. Bir ay içinde dönmezsen, bana bir daha kız kardeşin deme.]

Serena: [Anladım.]

Telefonunu çantasına atıp arabayı eve doğru sürdü. Tamamlanmamış beyaz gelinlik, salonun kanepesinde hâlâ sessizce duruyordu. Serena'nın tüm kalbini ve ruhunu kattığı bu elbise, şimdi dünyanın acımasızlığını sessizce izleyen ve bir zamanların o tatlı anılarıyla alay eden soğuk bir seyirci gibiydi.

Tamamlanmasına sadece bir adım kalmıştı. Tıpkı Serena ve Chase'in aşk hikayesi gibi; bitiş çizgisine sadece bir adım kalmıştı.

Serena'nın gözleri yavaşça doldu. Hiç tereddüt etmeden bir çakmak aldı ve elbiseyi ateşe verdi.

Sonra eşyalarını toplamaya koyuldu. Üç yıldır burada Chase ile yaşıyordu ve evdeki eşyaların çoğunu birlikte almışlardı. Artık bu adamı istemediğine göre, bu eşyaları da kesinlikle istemiyordu.

Üç farklı şirketle anlaştı: Bir temizlik şirketi, lüks eşyalar alan bir ikinci el mağazası ve bir nakliye firması. Acil hizmet için ekstra ücret ödediğinden, gecenin bir yarısı olmasına rağmen gelip yardımcı oldular.

Sadece üç saat içinde şahsi eşyalarını Rothwell ailesine kargoladı. Chase'in aldığı lüks hediyeleri ikinci el fiyatına sattı. Acil ihtiyaç duyacağı kıyafetleri ve temel eşyaları ise tek bir valize sığdırdı.

Valizi sürükleyerek aşağı indi ve üç yıldır "evim" dediği yere son bir kez baktı. Varlığına dair tüm izler silinmişti. Kusursuz.

Hiç oyalanmadan, villanın anahtarını girişteki masanın üzerine bıraktı ve arkasına bile bakmadan gecenin karanlığına karıştı.


Chase sabah beşte, kör kütük sarhoş bir halde, Brielle'in kollarına tutunarak eve yalpaladı. Brielle önce o güzelim bahçeyi, ardından gösterişli salonuyla üç katlı villayı süzdü; gözleri parlıyordu. Sonunda o kadından kurtulmuştu. Sonunda onunla açıkça birlikte olabilecekti.

Bu düşüncelerle Chase'in koluna daha sıkı sarıldı, sesi tatlı ve cilveliydi. "Chase, hadi yukarı çıkıp dinlenmene yardım edeyim."

"Sen evine git." Chase onun elini itti ve tek başına sendeleyerek merdivenleri çıktı. Serena'yı bulması gerekiyordu. Bütün bir gecenin ardından kaprisi geçmiş olmalıydı. Adamakıllı özür dilediği sürece, ona yine iyi davranırdı.

Bu bulanık düşünceler eşliğinde yatağa girdi ve anında sızıp kaldı.

Uyandığında saat sabah dokuzu geçiyordu. Zonklayan şakaklarını ovalayarak yatakta doğruldu ve alışkanlıkla komodine uzandı. Ne zaman fazla içse, Serena mutlaka başucuna bir kahve bırakırdı.

Ancak bu kez eli boş kaldı. Komodine baktı; sadece kahve değil, su bardağı da yoktu. O bardak, Serena'nın gözü gibi baktığı çift takımının bir parçasıydı.

Şimdi o da mı yoktu? Sadece bardak da değildi, pek çok şey eksikti. Baktığı her köşesiyle bu devasa yatak odası artık bomboş hissettiriyordu.

Chase'in yüzü asıldı. Bu kadın onu evde beklememiş miydi yani?

Yüzündeki ifade saniye saniye daha da sertleşti. Derken, alt kattaki salondan tabak çanak tıkırtıları gelmeye başladı. Tıpkı Serena'nın her sabah kahvaltı hazırlarken çıkardığı sesler gibiydi.

Chase'in yüzündeki buzlar eridi, yerini kendinden emin bir gülümseme aldı. Biliyordu işte; Serena asla gitmezdi. Onu bırakıp gidemeyecek kadar çok seviyordu. Üstelik şunun şurasında evlenmelerine bir ay kalmıştı. Bu düğün için yıllarca beklemişti, şimdi onu nasıl terk edebilirdi ki?

İçi özgüvenle dolup taşarak yatak odasından çıktı.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm