Bölüm 3 Paranın Harika Olması
Fakat mutfaktan çıkan Serena değil, hizmetçi Nancy'ydi.
Nancy başını kaldırıp ona baktı. "Bay Whitmore, kahvaltı on beş dakikaya hazır olur. Elinizi yüzünüzü yıkayıp yemeğe inmeye ne dersiniz?"
Chase hiçbir şey söylemedi.
On beş dakika sonra yemek odasında, Chase buz gibi bir ifadeyle masada oturuyordu. Kollarını kavuşturmuş, kahvaltısına hiç dokunmadan öylece yemeğe bakıyordu.
Bir süre sonra soğuk bir sesle, "Yulaf lapası nerede?" diye sordu.
"Yulaf lapası mı?" Nancy'nin kafası karışmıştı. "Bayan Rothwell'in sizin için ağır ağır pişirdiği o kremalı yulaf lapasını mı diyorsunuz? Onun pişmesi saatler sürer, dört saatten fazla kaynaması lazım. İçine katmak için gidip taze süt bile alırdı. Bayan Rothwell'den başka kimsenin buna sabrı yetmez."
Chase ona, "O zaman sana niye maaş veriyorum?" der gibi bir bakış attı. Nancy bu imayı açıkça anlamamış ya da anlamazlıktan gelmişti; yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ona bakmaya devam etti.
"İyi, git bana acılı karides sosunu getir."
"O da bitti."
"Gidip alamaz mısın?"
Nancy kıkırdadı. "Kusura bakmayın Bay Whitmore, Bayan Rothwell o sosu kendisi yapıyordu. Hiçbir yerde satılmaz, ben de nasıl yapıldığını bilmiyorum... Bay Whitmore? Yemeyecek misiniz?"
Aldığı tek cevap, sertçe çarpılan bir kapı sesi oldu.
Chase doğruca ofise gitti. Asistanı Tom Parker, masasının üzerine kalın bir dosya yığını bıraktı. "Bay Whitmore, bu belgeleri inceleyip imzalamanız gerekiyor. Ayrıca bu sabahki toplantıya geç kaldığınız için toplantıyı saat on bire erteledim."
Ardından o bitmek bilmeyen programı bir çırpıda saymaya başladı: "On bir buçukta iştirak şirketlerle toplantınız var, öğlen on ikideki yemeğiniz malum iş yemeği, öğleden sonra ikide ise yurtdışıyla görüntülü bir toplantınız var..."
Chase'in yüzü asıldı. "Niye bu kadar çok iş var?"
"Aslında her zaman bu kadar oluyor ama normalde bir kısmını Bayan Rothwell hallediyordu. Bu sabah İnsan Kaynakları'na Bayan Rothwell'in izin aldığına dair bir bildirim gelmiş."
"İzin mi?" Chase kaşlarını daha da çattı. "Ne kadar süreliğine?"
"Bir ay."
Chase alaycı bir tavırla güldü. Neden seneye kadar izin almamıştı ki sanki? Üstelik tam bir ay sonrası, düğün tarihleriydi. Kasten tam bir aylık izin almıştı; belli ki pes etmesini, tıpış tıpış ona geri dönmesini bekliyordu.
Mantıksız davranan oyken, neden kendisi özür dileyecekti ki?
Tom'a dönüp, "Ara şunu," dedi. "Kendi işini benim yapmamı bekleyeceğine, hemen buraya gelip işinin başına geçmesini söyle."
Tom adamın ses tonundan ikilinin yine kavga ettiğini anlamıştı. Olan yine kendisine oluyordu; tek kişilik maaş alıp iki kişilik çalışıyordu. Tom isteksizce telefonunu çıkarıp Serena'yı arayacakken Chase'in sesiyle duraksadı.
"Burada ara. Hoparlöre al." O kadının ne diyeceğini duymak istiyordu.
Tom'un patronunun gözü önünde Serena'yı aramaktan başka çaresi kalmamıştı.
O sırada Serena, otel odasında yeni uyanmış, kahvaltısını yapıyordu. Tom'un aradığını görünce telefonu açmadan önce biraz tereddüt etti. "Tom, ne oldu?" Ses tonu mesafeliydi.
Tom patronunun öfkeli yüzüne bir bakış atıp temkinli bir şekilde sordu: "Bayan Rothwell, bugün ofise gelmeyecek misiniz?"
"Ofise niye geleyim ki?"
"Şey, Bay Whitmore çok yoğun. Sizin de şirketin bir parçası ve hissedarı olduğunuzu, bu yüzden bu kadar uzun süre izne ayrılmanızın pek uygun olmadığını söylüyor."
Asistan olmak gerçekten çok zordu. Patronu çok daha ağır laflar etmişti ama Tom bunları harfi harfine aktaramazdı; çünkü Serena'yı da kızdırmayı göze alamazdı.
Serena, Chase'in muhtemelen işlerin altında ezildiğini hemen anladı. Chase'in metres tutmaya ve arkadaşlarıyla gününü gün etmeye vakit bulabilmesinin tek sebebinin, işlerin çoğunu Serena'nın halletmesi olduğundan zerre haberi yoktu.
Hafifçe güldü. "İznimi İnsan Kaynakları'ndan usulüne uygun bir şekilde talep ettim. Bunun neresi uygunsuzmuş? İlla uygunsuz bir şeyden bahsedeceksek; ben son bir yıldır bu şirket için canımı dişime takıp çalışıyorum ama Bay Whitmore bana tek kuruş maaş ödemedi. Neyin uygun olup olmadığını tartışmadan önce, belki de ilk olarak içerideki paramı ödemelidir?"
Tom kendini daha da tuhaf hissetti. 'Kavga eden sizsiniz, beni bu işe alet etmeyin!' İfadesi giderek buz kesen Chase'e çaresizce baktı. Chase, Tom'un elinden telefonu çekip aldı ve dişlerini sıkarak konuştu.
"Serena, ne zamandan beri sürekli paradan bahseden, bu kadar paragöz biri oldun?"
Serena kahkahayı bastı. "Evet, epey paragözüm. Para harika bir şey; araba alırsın, ev alırsın, rahat bir hayat yaşarsın, hatta metres bile tutarsın. Paran olmasa, kim seninle birlikte olmak ister ki?"
Chase'in cevap vermesine fırsat kalmadan telefonu kapattı.
Kahvaltı sırasında böyle bir telefon almak iştahını tamamen kaçırmıştı. Serena yemeğini yavaşlatıp telefon rehberinde gezinmeye başladı. Kız kardeşi, Chase ile arasındaki meseleleri halletmesi için ona bir ay süre vermişti. Geri kalan her şeyi çözmek kolaydı ama ortada iki büyük sorun vardı: annesinin durumu ve Chasey Group'taki hisseleri.
Chasey Group'u Chase ile birlikte kurmuşlardı ve şirketin yüzde 51'i ona aitti. Şirketi Chase'e öylece bedavaya bırakmaya kesinlikle niyeti yoktu ama onunla daha fazla muhatap olmak da istemiyordu.
Tek çözüm hisseleri nakde çevirmekti. Ancak milyar dolarlık hisseleri öyle herkes satın alamazdı. Bütün rehberini gözden geçirdi ama uygun bir alıcı bulamadı.
Biraz düşündükten sonra en sonunda arkadaşı Jessica Rivers'ı aradı. Jessica telefonu hemen açtı. "Selam canım, n'aber?" Sesi neşeli geliyordu; keyfi yerinde gibiydi.
Serena düz bir sesle, "Sana Chasey Group hisselerinin değerlemesi hakkında bir şey danışacaktım. Elimdeki tüm hisseleri satmayı planlıyorum," dedi.
Jessica tam da şirket birleşmeleri ve satın almaları konusunda uzmandı ama duydukları karşısında kafası karışmıştı. "Hisselerini neden satıyorsun ki? Chasey Group batıyor mu? İflas mı ediyorsunuz?"
"Ağzından yel alsın."
"O zaman neden satıyorsun?"
Serena bir an düşündükten sonra ona ayrıldıklarını anlattı. Jessica sessizliğe gömüldü. Son birkaç yıldır Serena ve Chase'in sürekli kavga edip barışmalarına şahit olmuştu. Ancak Serena ne kadar öfkelenirse öfkelensin, daha önce hisselerini satmaktan hiç bahsetmemişti. Bu sefer durum gerçekten ciddi olmalıydı.
Kısa bir sessizliğin ardından Jessica en sonunda, "Ama siz evlenmek üzeresiniz. Ayrılıp düğünü iptal etmek istediğine emin misin?" diye sordu.
