Bölüm 1

"Margaret..."

Tutkuya kapılan Robert Howard, Sophia Windsor'a sarılırken onun kız kardeşi Margaret Windsor'ın adını sayıklıyordu.

Aşağılanma hissi buz gibi dalgalar halinde Sophia'nın üzerine çöktü, ancak birkaç saniye sonra ona daha da sıkı sarıldı ve neredeyse çaresiz bir teslimiyetle karşılık verdi.

Üç yıl önce Margaret denize atlayarak intihar etmişti. Ölmeden önceki son telefonunu Sophia'ya etmişti ama o sırada laboratuvarda olan Sophia çağrıyı kaçırmıştı. Margaret'ı derinden seven Robert, her şey için Sophia'yı suçluyordu.

Onu okulu bırakmaya zorlamış, Margaret gibi giyinmesini sağlamış ve gölgelerde saklanan gizli sevgilisi haline getirmişti. Sophia ne ağladı ne de olay çıkardı. Tüm öfkesine katlandı, çünkü o da o telefona cevap vermediği için pişmandı.

Tutku sona erdiğinde Robert soğuk bir şekilde ayağa kalktı ve doğum kontrol haplarını Sophia'nın üzerine fırlattı. Bitkin bedenini doğrultan Sophia, neredeyse öğürerek hapları yutmaya çalıştı. Son zamanlarda midesi rahatsızdı. Hep böyle oluyordu.

Yaklaşık on dakika kadar oyalandıktan sonra, Howard ailesinin kâhyası onu acele ettirmek için geldi. Robert, Sophia'nın geceyi onun evinde geçirmesine asla izin vermezdi. Saat ne kadar geç olursa olsun, ne kadar yorgun olursa olsun gitmek zorundaydı. Ona unutulmaz aşkının yasını tutmak için bir yedek, istediğinde çağırıp istediğinde kovabileceği bir gölge muamelesi yapıyordu.

Sophia hazırlanırken adımlarını hızlandırdı.

Howard ailesinin ön kapısından çıkarken alışkanlıkla arkasına baktı ve ikinci katın penceresinde duran uzun boylu bir silüet gördü. Sophia sızlayan gözlerini ovuşturdu ve pencerenin boş olduğunu fark etti.

Kendiyle alay eden acı bir gülümseme belirdi yüzünde. Elbette halüsinasyon görüyordu. Robert ondan nefret ediyordu, neden gidişini izlesindi ki?

Bir saat sonra Sophia, Windsor ailesinin evine döndü. Salona adımını atar atmaz yüzüne doğru uçan seramik bir fincan şakağına çarparak parçalandı. Sıcak kan anında aşağı süzülerek görüşünü bulanıklaştırdı.

Annesi Bianca Johnson hiçbir acıma belirtisi göstermeden yüksek sesle onu suçladı: "İşe yaramaz şey! Bir adamı bile elinde tutamıyorsun. Neden o zaman ölen sen olmadın?"

Sophia'nın kalbi acıyla sıkıştı. Margaret'ın ölümü sadece bir zamanlar hayat dolu olan Robert'ı paranoyak ve kasvetli biri haline getirmekle kalmamış, aynı zamanda kendi öz anne babasını da dengesiz ve sinirli yapmıştı. O, cezayı hak eden suçlu taraf olarak tüm bunları kabullenmişti.

Bianca, Sophia'ya bir gazete fırlattı ve büyük manşet dikkatini çekti.

[Howard ve Brown Aileleri Evlilik İttifakını Duyurdu, İş İmparatorlukları Birleşiyor]

O an Sophia nasıl nefes alacağını unuttu. Robert başkasıyla mı evleniyordu? Hayatı boyunca ona eziyet etmeye, tüm varlığıyla bedel ödetmeye yemin eden adam, şimdi başkasıyla mı evlenecekti?

Bu, nihayet nefretinden vazgeçip onu serbest bırakmaya razı olduğu anlamına mı geliyordu? Bir anda rahatlama, kafa karışıklığı ve kendi içinde bile adlandıramadığı bir isteksizlik izi karmaşık katmanlar halinde birbirine karıştı.

Sophia donakalmışken Bianca sabrını kaybetti ve onun yüzüne bir tokat attı. "Seninle konuşuyorum! Neden aptala yatıyorsun? Margaret hayattayken onu kurtarman için sana güvenemedi, şimdi de Robert'ı onun için elinde tutamıyor musun? Sen ne işe yararsın?"

Sevgili kızını kaybeden anne, duygularının kontrolünü çoktan yitirmişti. Ağlayıp bağırarak Sophia'yı evden kovdu ve Robert'a fikrini değiştirmesi için yalvarmasını emretti.

"Bunu yapamazsan, geri dönme zahmetine girme!"

Kapı dışarı edilen Sophia, çaresizce gökyüzündeki ay ışığına baktı. Şakağındaki yara hâlâ inceden inceye sızlıyordu ama yüreğindeki acının yanında hiçbir şeydi. Bu kefaret ne zaman sona erecekti?

Sophia, Robert'a telefonda bir türlü ulaşamadı. Aralarındaki ilişki hep böyleydi; iletişimi yalnızca o kurabilirdi. Sophia'nın ona ulaşmasının hiçbir yolu yoktu. Son çare olarak, Robert'ın asistanına mesaj bırakmaktan başka elinden bir şey gelmedi.

Yarım saat sonra, en yakın arkadaşı Echo Jones gelip Sophia'yı aldı ve evine götürdü. Sophia'nın yarasına dikkatlice pansuman yaptı ama sonunda öfkesine daha fazla hakim olamadı.

"Bu kadarı da fazla! Margaret öleli yıllar oldu ama sana hâlâ böyle davranıyorlar. İntihar etti o, bu bir trajediydi, senin suçun değildi! Neden bütün suçu tek başına sana yüklüyorlar?"

Sophia, Echo'nun elini tutup başını iki yana salladı. Dışarıdan her zaman neşeli ve hayat dolu görünen ama içten içe ağır bir depresyonla boğuşan kız kardeşini düşündükçe, durumu daha önce fark edemediği için kendini yetersiz bir kız kardeş gibi hissediyordu. Cevapsız kalan o telefon araması da onun omuzlarındaki bir yüktü. Bu sorumluluğu üstlenmeye hazırdı.

Sophia'yı ikna edemeyeceğini anlayan Echo derin bir iç çekti. Bir an düşündükten sonra Sophia'nın bileğini sıkıca kavradı ve kararlı bir sesle, "Boş ver, şimdi bunları düşünme! Bu gece seni dışarı çıkarıp biraz eğlendireceğim!" dedi.

Echo, itiraz etmesine fırsat bile vermeden Sophia'yı Emerald City'nin en büyük barına sürükledi. Hatta biraz rahatlamasını umarak yanlarına birkaç genç ve yakışıklı garson bile çağırdı. Sophia tüm bu olanlardan son derece rahatsız olmuştu. Çok geçmeden bir bahane uydurup lavaboya gitmek için masadan kalktı.

Aynanın karşısında üstünü başını düzeltirken, hiç beklenmedik bir şekilde Robert aradı.

"Beni mi aradın?" Sesi her zamanki gibi soğuk, sert ve duygudan yoksundu.

Sophia gayriihtiyari dikleşti. "Şunu sormak istiyordum... Victoria ile gerçekten evleniyor musun?"

Hattın diğer ucundaki kısa bir sessizliğin ardından, Robert'ın alaycı ve küçümseyen gülüşü duyuldu. "Neden soruyorsun?"

Neden mi? Sophia'nın kafası biraz karışmıştı. Bianca'nın söylediği gibi, gururunu ayaklar altına alıp evlenmemesi için ona arsızca yalvarmalı mıydı? Bunu yapamazdı.

Sonunda Sophia sadece titreyen bir sesle, "Eğer evleniyorsan, biz... biz artık bu işi bitirebilir miyiz?" diye sorabildi.

Son derece doğal olması gereken bu istek, Robert'a dünyanın en komik şakası gibi gelmişti.

"Bitirmek mi? Sophia, sen neyin hayalini kuruyorsun?"

Sophia donakalmıştı. Robert ne demek istiyordu? Hem evleniyor hem de onunla ilişkisini bitirmeye yanaşmıyordu; yoksa metresi olmasını mı istiyordu? Onun edebileceği en ağır hakaretlere zaten katlandığını sanıyordu ama hayır, gururunu ayaklar altına almanın hep yeni bir yolunu buluyordu.

"Beni bırakman için... tam olarak ne olması gerekiyor?"

Robert soğuk bir şekilde güldü. "Margaret'ı hayata döndürmediğin sürece asla!"

Telefonu kapattıktan sonra, Sophia aynadaki bitkin yansımasına umutsuzluk içinde bakakaldı. O an, aklından yine intihar düşünceleri geçti.

Tam o sırada, dışarıdan aniden çok tanıdık bir ses duyuldu.

"Hiç sorma. O zamanlar ona sadece küçük bir oyun oynamak istemiştim, ciddiye alacağını kim bilebilirdi ki? Eğer şimdi geri dönmezsem, Robert başka bir kadınla evlenecek! Bu tam bir felaket olmaz mı? Kız kardeşimin bu kadar beceriksiz çıkacağına inanamıyorum; ona tam üç yıl verdim ama yine de adamın kalbini kazanmayı başaramadı!"

"Annemle babamın zaten haberi var. Durumu açıklamama yardım edecekler. Robert'a gelince, beni o kadar çok seviyor ki iki tatlı sözüme bakar! Neyse, kapatmam lazım. Lavaboya gireceğim."

Sophia kendini buz gibi bir uçurumdan aşağı atılmış gibi hissetti; bedeni kontrolsüzce titriyordu.

Margaret... Gerçekten yaşıyor muydu?!

Sonraki Bölüm