Bölüm 4
Bu sözleri söyledikten sonra, Sophia havanın buz kestiğini açıkça hissetti.
Robert'ın gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirdi. "Ne dedin sen?"
Onun öfkesi her zaman insanların tüylerini ürpertirdi. Sophia gergince yutkundu ve sözlerini tekrarlamak için cesaretini topladı. "Bu ilişkiyi bitirelim dedim!"
Sözleri biter bitmez havada uçan seramik bir kupa tam ayaklarının dibine çarptı. Ayağına sıçrayan soğuk sıvı, istemsizce irkilmesine neden oldu.
Robert'ın kasvetli sesi yankılandı. "Sophia, sana daha önce de söyledim. Margaret'ı hayata döndüremediğin sürece, bunu aklından bile geçirme!"
Eskiden olsa bu sözleri duymak Sophia'nın anında pes etmesine neden olurdu. Sonuçta kimse ölüleri hayata döndüremezdi. Ama bugün Sophia, Robert'a acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Peki. Umarım sözünü tutarsın."
Sophia çıkıp gitti. Uzaklaşan silueti hala ince ve kırılgandı ama Robert ilk defa göğsünde alışılmadık bir huzursuzluk hissetti. Sinirle şakaklarını ovuşturdu ve yeniden işine odaklandı.
Ofise döndüğünde etrafa saçılan dosyalar toplanmıştı. Sophia, iş arkadaşlarının meraklı ve inceleyici bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. Mantıklıydı; bugünkü davranışları dışarıdan bakan birine tamamen başka birine dönüşmüş gibi görünmesine neden olurdu. Samantha'nın öldürücü bakışlarını görmezden gelerek sakince masasına oturdu ve sabahtan biriken işleri halletmek için bilgisayarını açtı.
Mesai bitmeden önce Sophia, Bianca'dan bir arama daha aldı. Ekranda yanıp sönen "Anne" yazısına bakarken yüreği ağzına geldi.
Sophia için, Margaret'ın sahte ölümünde onu en çok yaralayan kişi aslında Margaret değildi; gerçeği kasten saklayan ve Robert'ın onu aşağılamasını soğukkanlılıkla izleyen anne ve babasıydı! Sophia bütün gün bunu düşünmüş ama onlarla nasıl yüzleşeceğini hala bulamamıştı. Ancak kaçmanın bir faydası yoktu. Yanlış yapan o değildi.
Bu düşünceyle derin bir nefes aldı ve telefonu açtı.
Telefondan Bianca'nın öfkeli sesi duyuldu. "Sophia, demek telefonlara cevap vermeyi biliyorsun!"
Sophia ağzını açtı. Tek bir kelime bile edemeden gözyaşları döküldü. Gözyaşlarını sildi ve zoraki bir sakinlikle sordu: "Ne istiyorsun?"
Bu görünüşte umursamaz tavır Bianca'yı daha da öfkelendirdi. Öfkesini bastırarak buz gibi bir sesle, "Hemen eve gel. Konuşmamız lazım," dedi.
Sophia dudaklarını birbirine bastırdı. Bianca'nın ne söylemek istediğini az çok tahmin edebiliyordu. Şüphesiz Margaret ile ilgili bir şeydi. Onun da anne ve babasıyla doğru düzgün bir konuşma yapması gerekiyordu.
Kırk dakika sonra Sophia evin dış kapısını açtı. Gördüğü ilk şey, oturma odasındaki kanepede uzanmış telefonuna bakan Margaret oldu. Üzerinde ipek bir gecelik vardı, kocaman bir cips kutusuna sarılmış, bir ayağını rahatça orta sehpaya uzatmış, son derece rahat görünüyordu.
Sophia'nın kalbi aniden sızladı. Evde bu kadar rahat davranmasına hiçbir zaman izin verilmemişti. Birazcık gevşeyecek olsa bile annesinden yeterince hanımefendi olmadığı ve aileyi utandırdığı hakkında bir azar işitirdi. O an, gerçeği tüm açıklığıyla gördü: Margaret ile o farklıydı. Margaret, anne ve babasının gerçekten sevdiği kızlarıydı. Sophia ise bir hiçti.
Tam kendi haline üzülürken, arkasından Bianca'nın hoşnutsuz sesi duyuldu. "Eve geliyorsun ve selam vermeyi bile bilmiyorsun öyle mi? Giderek daha da çekilmez biri oluyorsun!"
Babası Vincent Windsor, yüzünde nazik bir gülümsemeyle Bianca'nın elini hafifçe çekti. "Annen sert görünür ama aslında yufka yüreklidir. İnan senin iyiliğini istiyor. Sophia, seni buraya Margaret ile ilgili durumu açıklamak için çağırdık."
Sophia hafifçe doğruldu, gözlerinde ufak bir beklenti belirdi.
Vincent iki kez öksürdükten sonra gülümseyerek, "Aslında Margaret o zamanlar gerçekten denize atlamıştı ama neyse ki iyi kalpli biri onu kurtardı," dedi. "Bunca zamandır tedavi görüyordu. Artık tamamen iyileştiği için de evine döndü. Bu harika bir haber değil mi?"
Sophia, her zaman saygı duyduğu Vincent'ın böyle saçma sapan bir yalan söyleyeceğini hiç beklemiyordu. Bakışları donuklaştı ve acı bir tebessümle, "Öyle mi? Ama baba, Margaret bana kasten oyun oynadığını bizzat kendi ağzıyla itiraf etti," dedi.
Yalanı yüzüne vurulan Vincent hiç de bozulmuş görünmüyordu. İstifini bozmadan açıklamaya devam etti: "Seninle sadece şakalaşıyordu. Margaret, hadi hemen Sophia'dan özür dile."
Margaret ancak o zaman uzandığı kanepeden doğruldu ve baştan savma bir tavırla, "Özür dilerim!" dedi.
Şakalaşmak mı? Sophia nefes almakta zorlanıyordu. Margaret'ı korumak uğruna Vincent nasıl bu kadar mantıksız konuşabilirdi! Sophia'yı aptal yerine mi koyuyordu?
Sophia'nın sessiz kalmasını kabullendiğine yoran Vincent, Bianca'ya bir bakış atarak söze devam etmesini işaret etti. Bianca, Sophia'nın içeri ilk girdiğindeki tavrına hâlâ bozuktu. Bu yüzden ses tonu hiç de dostane değildi. "Bir konu daha var. Margaret döndüğüne göre, artık Robert'la ilişkini bitirebilirsin."
Sophia duyduklarına inanamayarak güldü. Robert'la yaşadığı o utanç verici, gizli saklı ilişkiyi bitirmeyi o da istiyordu gerçi ama bu sözleri Bianca'nın ağzından duymak tek kelimeyle gülünçtü. Zamanında bunların hiçbirini o istememişti ki!
Sophia titreyen bir sesle konuşurken alt dudağını ısırdı. "Margaret'ın kendi ölümünü tezgâhladığı ortada. Neden..."
Neden Sophia'yı hiçe sayıp Margaret'ı körü körüne koruyorlardı?
Bu suçlaması, Bianca'nın attığı tokatla yarıda kaldı. Sophia'ya vururken her zaman bütün gücünü kullanırdı. Bu sefer de farklı olmadı; Sophia aldığı darbeyle yere savruldu.
"Ablana adıyla hitap etme cüretini sana kim verdi? Terbiyesiz!"
Margaret elindeki telefonu bırakıp şımarık bir tavırla Bianca'nın koluna girdi. "Anneciğim, sakin ol. Belli ki Robert'tan ayrılmak istemiyor, o yüzden böyle konuşuyor! Madem Robert'ı bu kadar çok seviyor, anlaşılan fedakârlık yapmak bana düşecek!"
Onun bu yapmacık halleri Sophia'nın midesini bulandırmıştı. Nitekim yerde gerçekten de öğürmeye başladı.
Vincent derin bir iç çekerek Sophia'yı yerden kaldırmak için yanına gitti ama Sophia ondan kaçındı. Bianca bu fevri çıkışından dolayı anlık bir pişmanlık duymuştu ama Sophia'nın bu inatçı tavrı onu yeniden çileden çıkardı. "Sophia, sende hiç utanma yok mu? O zaten en başından beri Margaret'ın sevgilisiydi!"
Sophia'nın yanağı şimdiden şişmişti, kasıkları ise derinden gelen bir ağrıyla zonkluyordu. Yine de acıya aldırmadan dişlerini sıktı ve bağırarak hesap sordu: "Beni okulu bırakıp onun kapatması olmaya zorladığında neden ona engel olmadınız?"
O zamanlar Robert'ın adeta gözü dönmüştü. Fakat anne babası ona sahip çıkmak bir yana, Windsor ve Howard aileleri arasındaki bağları sağlamlaştırmak için Sophia'ya alttan alta uslu durmasını öğütlemişlerdi.
Bu o kadar ağır bir soruydu ki, anne ve babasının o şefkatli ebeveyn maskesini tamamen söküp atmıştı. O beyefendi görünümlü Vincent bile utancından deliye dönerek Sophia'nın beline sert bir tekme indirdi.
