Bölüm 6
Ofisten yine şaşkınlık nidaları yükseldi. "Bay Howard!"
Sophia yavaşça gözlerini açtı. Robert'ın Victoria'yı durduracağını hiç beklemiyordu.
Victoria'nın yüzünde hoşnutsuz bir ifade belirdi. "Robert, beni neden durduruyorsun?" Bakışları sorgulayıcıydı.
Robert, Victoria'nın elini nazikçe tuttu, parmak uçları yavaşça avucunun içinde gezindi. "Elini incitmeni istemiyorum."
Bu basit cümle Victoria'yı yatıştırırken, Sophia'nın dünyasını başına yıkmıştı. Gözlerini hafifçe yere indirdi, dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Hâlâ ne diye umutlanıyordu ki?
Asistan bu fırsatı kaçırmadı. "Bayan Brown'ın yerine ben yaparım!" Robert veya Victoria'nın cevap vermesini beklemeden, Sophia'nın yüzüne iki tokat aşketti.
Sophia'nın dizlerinin bağı çözüldü ve yere yığıldı. Ancak asistan hâlâ durmuyordu. Sophia'nın saçına yapışıp başını zorla yukarı kaldırdı. Manzara o kadar vahşiceydi ki, sekreterlikteki bazı çalışanlar bakmaya dayanamayıp başlarını çevirdi.
Robert sertçe öksürdü, ses tonu hoşnutsuzdu. "Bu kadar yeter. Burası bir şirket, kişisel hesaplarınızı göreceğiniz bir yer değil. Bir sorununuz varsa gidin dışarıda halledin." Ardından Victoria'ya baktı, sesi artık birkaç derece daha soğuktu. "Hâlâ tatmin olmadın mı?"
Victoria, işi tadında bırakacak kadar zekiydi. Kolunu Robert'ın koluna doladı ve tatlı bir sesle, "Anlıyorum. Ofiste görünüşümüze dikkat etmeliyiz! Hadi gidelim!" dedi.
Robert ve Victoria sekreterlik ofisinden yan yana ayrıldılar. Yerde boylu boyunca yatan Sophia, yalnızca kusursuz bir uyum içinde uzaklaşan, birbirine çok yakışan bir çift erkek kundurası ve topuklu ayakkabı görebiliyordu.
İki kez şiddetle öksürdü, boğazındaki o metalik kan tadını yutkunarak bastırmaya çalıştı. O an Sophia, Howard Group'tan istifa etmeye karar verdi. Sadece Howard Group'tan değil, Windsor Ailesi'ne de geri dönmek istemiyordu.
Sophia kiralayacak yeni bir yer bulmak için iki akşam harcadı. Bu iki gün boyunca eve hiç gitmedi. Anne babası onu arayıp sormadı, Robert'tan da hiçbir mesaj gelmedi. Robert, Sophia ile ilişkiyi bitirmeyi reddetmiş olsa da, Victoria ile olan nişanı belli ki tüm vaktini alıyor ve onu arayıp sormasına fırsat bırakmıyordu.
Ancak Sophia'nın beklentilerinin aksine, yeni evine taşındığı ilk gün Vincent ve Bianca kapısında belirdi.
Elleri boş gelmemişlerdi. Vincent birinci kalite dana ve kuzu eti getirmiş, Bianca ise birkaç parça kıyafet almıştı. Kızları için endişelenen normal anne babalar gibi, Sophia'nın kafası karışık ve sorgulayıcı bakışlarına aldırmadan kanepeye oturdular.
"Sophia, madem Margaret ile yaşamayı sevmiyorsun, taşınman iyi olmuş! Bu kartta birkaç on bin dolar var. Al, şimdilik bunu kullan."
Vincent bir banka kartı çıkarıp orta sehpaya bıraktı.
Nedense, aniden böyle nazik ve şefkatli davranan anne babası karşısında Sophia hiç de mutlu hissetmiyordu. Sessizce Vincent ve Bianca'ya baktı. "Burada yaşadığımı nereden öğrendiniz? Benden ne istiyorsunuz?"
Bianca sabırsız biriydi. Sophia'nın hiç minnettar olmadığını görünce hemen ona ters ters baktı. Vincent, Bianca'nın elini sakinleştirici bir şekilde okşadı, ardından yüzünden süzülen yaşlarla Sophia'ya döndü.
"Sophia, seni yirmi yıldan fazla biz büyüttük. Seni nasıl sevmeyiz? Sen her zaman çok anlayışlıydın ama Margaret sürekli sorun çıkarıyor. İster istemez onunla daha çok ilgilenmek zorunda kaldık, elimizde değildi!" Vincent ağlıyordu. O her zamanki sessiz, ciddi adam gerçekten ağlıyordu. Bunu fark etmek Sophia'yı derinden sarsmıştı.
Vincent'ın yanındaki Bianca da onun bu halinden etkilenmiş, biraz duygusallaşmıştı. "Sophia, geçmişte sana haksızlık etmiş olabiliriz ama et tırnaktan ayrılmaz. Buralarda bir başına yaşıyorsun, nasıl endişelenmeyelim?"
Sophia hiçbir şey söylemeden dudaklarını birbirine bastırdı ama bakışları çoktan biraz yumuşamıştı.
Sophia'daki bu değişimi sezen Vincent, demiri tavında dövdü. "Şu sahte ölüm meselesi yüzünden annenle birlikte Margaret'ı iyice azarladık. Kesinlikle hatalıydı, sana çok ayıp etti! Sophia, bütün bunlar bittikten sonra onu yurt dışına göndereceğiz. Ne dersin?"
Vincent'ın Margaret'ın ölümünün sahte olduğunu böyle açıkça kabul etmesini hiç beklemiyordu. Ama düşününce bu gayet mantıklıydı. Daha önce uydurduğu o bahane, onlara her zaman boyun eğen Sophia'yı bile ikna edememişti. Başkalarını nasıl inandırabilirdi ki? Tabii Margaret'ı ömür boyu herkesten saklamayı planlamıyorlarsa.
Yurt dışına gönderilme cezası ise aslında dişe dokunur bir şey bile değildi. Yine de, evlat kayıran bu anne babanın verebileceği en büyük taviz buydu.
Sophia iç çekerek anne babasına sıcak su doldurmak için ayağa kalktı. Vincent ve Bianca birbirlerine anlamlı bir bakış attı.
"Sophia, epeydir düşünüyorum. Margaret ablan olsa da yeterince olgun ve oturaklı değil; senin gibi zeki de değil. Şirketi sana bırakmayı planlıyorum!"
Tam suyu doldurmakta olan Sophia, Vincent'ın bu sözleri karşısında öyle büyük bir şaşkınlık yaşadı ki elindeki su ısıtıcısını yere düşürdü. Etrafa sıcak su saçıldı. Sophia hemen ortalığı temizlemeye yeltendi ama Vincent ondan önce davranıp banyoya koştu. "Ben hallederim, ben hallederim. Annenin seninle konuşacakları bitmedi."
Anne ve babasının bugünkü hallerinde bir gariplik vardı. Gerçek olamayacak kadar iyi davranıyorlardı.
Sophia endişeyle Bianca'ya baktı.
"Sophia!" Bianca, Vincent kadar laf cambazı değildi. Lafı hiç dolandırmadan sadede geldi. "Annen olarak senden bir ricam daha var."
Sophia'nın içine kötü bir his doğdu. Anne babasının ilgisiyle oluşan o nadir sıcaklık hissinden yavaşça sıyrılarak sessizce Bianca'nın gözlerinin içine baktı.
"Margaret hata yapmış olsa da o bizim ailemizden biri. Eğer adı lekelenirse baban, ben ve sen, hepimiz bundan zarar görürüz. Bunu anlıyorsun, değil mi? Bu yüzden, Margaret'ın sahte ölüm meselesini bu seferlik senin üstlenmeni istiyorum."
Sophia'nın kaşları derinden çatıldı. Bianca'nın ağzından çıkan her bir kelimeyi tek tek anlayabiliyor ama bu kelimeler bir araya gelip cümleye dönüştüğünde neden hiçbir anlam veremiyordu?
"Margaret'ın sahte ölümünü üstlenmek" de ne demekti? Sophia tam olarak böyle düşünüyordu ve bunu sesli olarak da dile getirdi.
Bianca şefkatli görünmeye çalışarak elini uzatıp Sophia'nın saçlarına dokunmak istedi ama Sophia geri çekildi. Bianca yine sinirlenerek lafı hiç sakınmadan konuştu. "Biz babanla konuştuk. Gelecek ay bir davet verip Margaret'ın hâlâ hayatta olduğunu resmen duyuracağız. O sırada, Margaret'ın seninle kavga ettiği için ölüm taklidi yaptığını söyleyeceğiz. Güya sana çok kırılmış ve bir anlık öfkeyle böyle bir şeye kalkışmış. Sonra sen herkesin önünde Margaret'tan özür dileyeceksin ve bu mesele de böylece kapanıp gidecek!"
Sophia kulaklarına inanamıyordu. Üstlenmek derken kastettikleri şey bu muydu yani?
Öz ablasını ölüm taklidi yapmaya iten o korkunç kardeş damgasını yedikten sonra hayatına nasıl devam edeceğini hiç düşünmüşler miydi?
Uzun zamandır tuttuğu gözyaşları sonunda yanaklarından süzülerek kıyafetlerini ıslattı.
Ancak Bianca, Sophia'nın gözyaşlarını umursamadı bile. Aksine giderek daha da sabırsızlanıyordu. "Seninle konuşuyorum burada. Bir cevap versene artık!"
