Bölüm 3

Haberi açarken parmakları titriyordu. Olay yerinden bir video otomatik olarak yüklenip oynamaya başladı.

Ekranda, En İyi Kadın Oyuncu ödülünü yeni kazanan Letitia, beş yıldızlı bir otelin lobisinde bembeyaz bir gelinlikle duruyordu. Tek dizi üzerine çökmüş, ellerindeki kırmızı gül buketini sıkıca kavramıştı.

Kusursuz makyajına rağmen yüzünden çaresizlik okunuyordu.

"Lucius, üniversitedeki aşkını hâlâ unutamadığını biliyorum ama o artık evli!" Hoparlörden gelen sesi çatallanmıştı. "Bana bak... Benim ne eksiğim var? Sana her şeyi, canımı bile verebilirim."

Adam ise dimdik ayaktaydı; yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu, sadece hafif bir rahatsızlıkla ona tepeden bakıyordu.

"Letitia, bu hayatta kalbimde sadece tek bir kadına yer var."

Eğildi ama onu ayağa kaldırmak için değil, ellerindeki buketi almak için.

Doğrulduğunda dönüp ona bir daha bakmadı bile. Bunun yerine, sanki ekranın ötesindeki birine ulaşmaya çalışıyormuş gibi en yakındaki kameraya döndü.

"Beatrice Jennings!" diye seslendi. "Eğer bunu izliyorsan, sana olan hislerimin hiç değişmediğini bilmeni istiyorum. Seni seviyorum!"

Eli aniden kasıldı. Telefon parmaklarının arasından kayıp yumuşak halının üzerine düştü. Ekranda, bir zamanlar çok iyi tanıdığı o yüz şimdi çok uzak, neredeyse tamamen yabancı görünüyordu.

Videonun altındaki yorumlar sel olup akıyor, o kadar hızlı yenileniyordu ki yazılar birbirine karışıyordu:

[Yılın bombası! Finans dâhisi evli bir kadına aşkını ilan ediyor, üstelik kadın Stuart Group CEO'sunun karısı! Bu nasıl bir kaos?]

[Kim bu Beatrice? Ödüllü bir oyuncuyu diz çöktüren ve böyle bir adamı deli divane eden nasıl bir kadın olabilir?]

[Bunun iğrenç bir şey olduğunu düşünen bir tek ben miyim? Kadını ne duruma düşürdü? Kocasının ne hissedeceğini hiç mi düşünmedi?]

[Sakin olun abi. Onlar birbirlerinin ilk aşkıymış.]

Peş peşe gelen arama ve mesajlarla telefonu durmadan titremeye başladı. Telefonu tamamen kapattı. Ardından yatağa uzanıp boş gözlerle tavana bakakaldı.

Her şey bitmişti. Artık herkes biliyordu.

Frederick bunu kesinlikle görecekti. Kim bilir ne düşünecekti? Ona inanır mıydı?

Bir de o öğleden sonra onunla buluştuğunu öğrenirse... Aralarında hâlâ bir şeyler olduğunu, her şeyin yeniden başladığını düşüneceği kesindi.

...

Ertesi sabah erkenden, bitkin bedenini sürükleyerek alt kata indi. Ev bomboştu. O çoktan çıkmıştı.

Yemek masası tertemizdi; bir bardak su bile konmamıştı.

Üzerini değiştirdikten sonra stüdyosuna kaçmak umuduyla kapıya yöneldi. Fakat tam antreye geldiği sırada dışarıda büyük bir gürültü koptu.

Kaşlarını çatarak boydan boya uzanan pencereye yaklaştı ve perdeyi hafifçe araladı.

Dışarıya şöyle bir bakması bile nefesinin kesilmesine yetti. Bir muhabir ordusu kapının önünü tamamen sarmıştı; ellerinde kameralarla hepsi onu bekliyordu.

"Fırtınanın merkezindeki kadını."

Telefonu tekrar çaldı. Arayan bu kez asistan Liam Wood'du.

"Bayan Stuart, CEO sizi almamı istedi. Lütfen arka kapıdan çıkın. Bekliyorum."

Gazetecilere görünmemek için maskesini takıp sessizce arabaya bindi.

"Sizi önce stiliste götüreceğim," diye açıkladı sakin bir sesle. "Bu akşam bir yardım galası var."

Duraksadı. "Kızgın değil mi?"

"Bunu tahmin etmek bana düşmez." Dikiz aynasından göz göze geldiler. "Ayrıca, tasarladığınız zümrüt yılanlı takı seti bu akşam açık artırmaya çıkacak."

Hafifçe başını salladı ve başka tek kelime etmedi.

...

Akşam saat yedide galaya vardı. Sade ama zarif siyah elbisesi ve boynundaki ince pırlanta kolyeyle son derece soğukkanlı ve kendinden emin görünüyordu.

İçeri adım attığı an fısıltılar dalga dalga yayıldı.

"O kadın, değil mi? Haberlerde çıkan."

"Duyduğuma göre Jennings ailesinin evlatlık kızıymış sadece, zengin bir adamla evlenip bu hayata konmuş."

"Yine de imrenilecek bir hayat."

"Öyle mi dersin? Öyle bir kocayla ne kadar mutlu olabilir ki?"

"Yine de eski hayatından iyidir. Gerçi bu da uzun sürmeyebilir; baksanıza, şimdiden başkasına göz koymuş bile."

Yüzünde hiçbir ifade olmadan yanlarından geçip gitti ve ana masada, yani eşi olarak kendisine ayrılan yere oturdu.

Fakat kocası ortalarda yoktu.

Bir garson elinde şarapla yaklaştı.

"Alkol kullanmıyorum," dedi hafifçe, eliyle garsonu geri çevirerek.

Yan masadaki bir kadın ona doğru eğildi. "Eşiniz nerede?"

"İşi var."

Kadın imalı bir ses tonuyla gülümseyerek, "Tabii," dedi. "Onun gibi bir adamın, eşine böyle davetlerde eşlik etmeyi pek umursayacağını sanmam."

Beatrice cevap vermedi. Bu insanların aklından geçenleri çok iyi biliyordu.

Haksız da sayılmazlardı.

Bu evlilik hiçbir zaman aşk üzerine kurulmamıştı. Belki de onlar gibi insanların aşka hiç ihtiyacı yoktu.

Açık artırma başladı. Her biri bir öncekinden daha gösterişli olan parçalar sırayla tanıtılıyordu. Sunucunun şu anonsuna kadar her şeyi yarım yamalak bir ilgiyle dinledi:

"Sıradaki parçamız, yükselen tasarımcı Beatrice Jennings'in imzasını taşıyan bir takı seti. Bu, kendisinin uluslararası bir yardım müzayedesinde sergilenen ilk eseri. Başlangıç fiyatı: on milyon dolar."

Dikkati bir anda toplandı. Ekranda, gerçeğini aratmayan bir yılan kolye ile ona takım olan küpeler ve bir bileklik belirdi.

Yılanın zümrüt gövdesi koyu yeşil bir ışıltıyla parlıyor, üzerindeki pırlanta zerreleri ışığı yansıtıyordu. Yakut gözleri ise sanki canlıymışçasına parıldıyordu.

Yanındaki kadın, "Göz kamaştırıcı," diye fısıldadı. "Bunu gerçekten sen mi tasarladın? Hiç haberim yoktu."

Başka bir ses küçümseyerek mırıldandı: "Adın çıkmışsa yetenek neye yarar? Onun yerinde olsam bu akşam buraya gelip insan içine çıkmaya yüzüm olmazdı."

Peş peşe teklifler gelmeye başladı. "On bir milyon dolar." "On üç milyon dolar."

Kucağında duran elleri yavaşça yumruk oldu. Başkaları ne derse desin, bu onun tüm kalbini katarak yarattığı bir eserdi.

Aniden giriş kapısında bir hareketlilik koptu.

"Aman Tanrım, onun burada ne işi var?"

"İşte şimdi işler ilginçleşti."

"Kocası ortada yok ama eski sevgilisi çıkageliyor. Tam bir tiyatro."

Bedeninden buz gibi bir ürperti geçti.

Arkasını döndü.

Etrafı korumalarla çevrili, kusursuz kesim siyah takım elbiseli bir adam içeri adım attı. Sadece oradaki varlığı bile bütün bakışları üzerine çekmeye yetmişti.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm