Bölüm 6
Malikâne Skandalı! Bayan Stuart'ın İlk Aşkıyla Gizli Randevusu
CEO'nun Sadakati Tükendi mi? Eski Sevgili Döndü—İlk Aşk Hâlâ Kalbin Gerçek Sahibi mi?
Magazin basınında, stratejik açılarla çekilmiş birkaç paparazzi fotoğrafı yer alıyordu: Birinde Lucius onun bileğini tutuyor, diğerinde ise bir kafede ona kendi tasarladığı pırlanta yüzüğü veriyordu.
Onun başı hafifçe öne eğikti, Lucius ise son derece ciddi görünüyordu. Medya bu kareleri, kavuşamayan âşıkların yürek burkan bir sahnesine dönüştürmüştü.
"Şu yaptığına bak!" Clara kanepede oturuyordu; bakımlı yüzü öfkeden çarpılmıştı. "Milletin ne konuştuğunu görüyor musun? Senin yüzünden Jennings ailesinin itibarı yerle bir oldu!"
Üzerindeki pahalı Chanel takımı ve kusursuz manikürlü tırnaklarıyla Beatrice'i suçlarcasına işaret ederken parmak uçları hafifçe titriyordu.
Beatrice bakışlarını tabletten kaldırıp Clara'ya sakince baktı; ne bir bahane üretiyor ne de panikliyordu. Onun bu soğukkanlılığı Clara'yı daha da çileden çıkarıyordu.
"Bu nasıl bir tavır? Dilini mi yuttun?" Clara, göğsü abartılı bir şekilde inip kalkarak ayağa fırladı. "Beni iyi dinle. Şimdi, hemen Lucius'u arayacak ve seni rahatsız etmeyi bırakmasını söyleyeceksin!"
Sesi yükselerek bir adım daha yaklaştı. "Ona o intikam planlarını Jennings ailesinden uzak tutmasını söyle! Onun gibi birinin gazabına dayanamayız!"
Beatrice'in dudaklarında hafif, soğuk bir tebessüm belirdi. Lucius artık devasa bir servete sahipti. Gerçekten intikam almak isteseydi, Jennings ailesinin hiç şansı olmazdı. Onun ortaya çıkışının onları bu kadar dehşete düşürmesine şaşmamalıydı.
"Onu aradıktan sonra her yerden engelle. Bütün bağını tamamen kopar!" diye ardı ardına sıraladı Clara; kelimeler ağzından giderek daha hızlı dökülüyordu. "Sonra da Stuart Villası'na dönüp Frederick'ten özür dile, gerekirse önünde diz çök!"
Ellerini kollarını savurarak konuşuyordu. "Ona kafanın karıştığını, o hiç kimseyle buluşmak için oyuna getirildiğini söyle!"
"Hiç kimse mi?" diye usulca tekrarladı Beatrice, bu saçmalığın tadını çıkarır gibiydi. "Artık pek öyle sayılmaz."
"Hangi sosyetenin onu yeni gözdeleri ilan ettiği umurumda bile değil. Frederick'ten daha mı güçlü sanki?"
Clara, Jennings ailesinin geçmişte Lucius'a yaptıklarını hatırlayınca içine bir korku düştü. Beatrice'in onu savunduğunu duymak ise öfkesini daha da körüklemekten başka bir işe yaramamıştı.
"Beatrice, haddini bil! Sen Frederick'in karısısın!" Sesi suçlayıcı bir tona bürünmüştü. "Eğer rahmin biraz işe yarasaydı da şimdiye kadar Stuart ailesine bir çocuk verseydin, eski bir sevgili böyle bir kaosa yol açabilir miydi?"
Bunu söylerken yakındaki bir hizmetçiye işaret etti. Hizmetçi elinde siyah seramik bir kâseyle yaklaştı. Odanın içini anında ağır, tuhaf bir ilaç kokusu kapladı; toprak kokusunu andıran, acı ve genzi yakan bir kokuydu bu.
Kâsenin içindeki sıvı zift gibi kapkara ve koyu kıvamlıydı; sanki günlerce kaynatılmış gibi duruyordu.
Clara bu iğrenç kokuyu görmezden gelerek kâseyi aldı ve yüzüne zoraki bir endişe ifadesi yerleştirerek Beatrice'e uzattı.
"Bu, güvenilir birinden aldığım özel bir karışım. İşe yarayacağı garanti. İç şunu, hemen hamile kalacaksın. Bir kadının konumu ancak çocuk doğurduğunda sağlama alınır."
Beatrice midesi bulanarak bu tuhaf karışıma baktı. Çocukluğunda Clara'nın kendi elleriyle ona çorba yaptığı günleri hatırladı.
O dönemde Clara henüz yeni hamileydi ve Beatrice'in erkek kardeşi doğmamıştı. Beatrice'i evlat edinmenin ona hamile kalma şansı getirdiğine inandığı için, evlatlık kızına karşı hâlâ bir nebze olsun gerçek bir sevgi besliyordu.
Gülümseyerek, "İç bakalım Bea, çabuk büyümeni sağlayacak," derdi. Ancak erkek kardeşi Nathan Jennings doğduktan sonra o sıcaklık tamamen yok olup gitmişti.
Beatrice, vitrinde sergilenen zarif bir porselen gibi olmuştu; sadece gösteriş ya da takas için elde tutulan bir eşya... Şimdi ise, bu ne idüğü belirsiz karışımın bile amacı o kadar barizdi ki.
Onun sağlığı için değil, "meyve vermesi" ve Jennings ailesine daha fazla çıkar sağlaması içindi.
"İçmeyeceğim," diyerek reddetti Beatrice.
"Sen ne cüretle!" Clara'nın sabrı taşmıştı. Öne atılıp Beatrice'in çenesini kavradı, kâseyi zorla dudaklarına dayamaya çalışıyordu. "İstesen de istemesen de bunu içeceksin!"
Parmakları can yakacak kadar sıkılaştı. "Sen kendini ne sanıyorsun? Jennings ailesinin büyüttüğü bir hizmetçiden farksızsın. Şimdi sana efendini memnun etmeni söylüyoruz, sen kalkmış burun mu kıvırıyorsun?"
Kâsenin soğuk kenarı dudaklarına değdiğinde o iğrenç koku da burnuna doldu. Beatrice başını hızla geri çekti. Sıçrayan sıvı, Clara'nın pahalı eteğinde koyu renkli lekeler bıraktı.
Clara çığlık atarak sanki eli yanmış gibi onu bıraktı. Elbisesindeki lekelere bakarken yüzü kireç gibi olmuştu. "Sen... seni nankör yaratık! Bu ne cüret!"
Tokat atmak için elini kaldırdı. Beatrice hiç irkilmedi. Sadece soğuk soğuk bakıyordu; gözlerinde korkudan eser yoktu, bakışları ıssız bir çorak toprak gibiydi.
O tokat yüzüne hiç inmedi. Clara'nın eli havada asılı kaldı. Beatrice'in kendi yüzünden fersah fersah güzel olan yüzüne ve o duygusuz gözlerine bakarken, öfkesi yerini derin bir endişe ve paniğe bıraktı.
Ona vurmanın ne faydası olacaktı ki? Ortada çok daha önemli meseleler vardı. Clara elini indirip geri adım attı ve kanepeye çöktü. Bütün enerjisi çekilmiş gibiydi; sesi artık yalvarır gibi titriyordu.
"Bea, lütfen, sana yalvarıyorum. Bu kadar bencil olamazsın." Duygu sömürüsü yapmak için ağlamaklı bir ifade takındı. "Doğu Şehri'ndeki o mülkün ailemiz için ne kadar önemli olduğunu biliyor musun?"
Çaresizlikten sesi çatladı. "O gayrimenkul projesi babanın hayatının eseri, kardeşinin ise geleceği! Bütün evrak işlemleri durdu, sadece Frederick'in onayını bekliyoruz!"
Beatrice onu sessizce dinlerken kalbi buz kesmişti. Demek bugünkü bu tiyatronun asıl amacı buydu. Ailenin itibarı, kendi adı... Hepsi sadece birer göz boyamaydı.
Aslında tek korktukları, bu skandalın Frederick'i öfkelendirip Jennings ailesinin iş çıkarlarını tehlikeye atmasıydı.
"Ortalıkta bu haberler dolaşırken, Frederick'in huyunu biliyorsun. Bize artık nasıl yardım etsin?" Clara'nın gözyaşları şimdi sel olup akıyordu. "Babanın bir ömürlük emeğinin yok olmasını mı istiyorsun? Kardeşinin ileride sokaklarda kalmasını mı istiyorsun?"
Giderek daha da duygusallaşıyordu. "Seni bunca yıl biz büyüttük, sana her şeyin en iyisini verdik, seni mükemmel biri yaptık. Senden atalarımıza şan şöhret getirmeni istemiyoruz, sadece en çok ihtiyacımız olduğu anda ailene yardım etmeni istiyoruz!"
Kanepeden doğrulup Beatrice'in ellerine yapıştı, sanki kemiklerini kırmak istercesine sıkıyordu.
"Lucius'u aramayacaksan en azından Frederick'i ara. Ondan Lucius'a bir ders vermesini iste!" Gözlerinde çaresiz bir umut ışığı parladı. "Sonra lafı Doğu Şehri projesine getir, araya girmesini rica et. Ona bir erkek çocuk vermezsen, senin onun için ne kadar değerli olduğunu nasıl bilecek?"
Değerli. Bu kelime Beatrice'in zihninde yankılandı. Sekiz yaşında bu aileye getirildiğinden beri, onunla ilgili her şey sadece "değer" ile ölçülüyor gibiydi.
Jennings ailesine itibar kazandırmak için hayırsever Brian'ın kızı olmak; bu onun değeriydi. Büyüyüp aileye çevre ve kaynak sağlayacak prestijli bir evlilik yapmak; bu onun değeriydi.
Şimdi ise, baba evine daha fazla "satış sonrası hizmet" sağlayabilmek için, velinimetine bir eşya gibi işlevselliğini kanıtlaması gerekiyordu; işte değeri yine bundan ibaretti.
Bakışlarını, Clara'nın kendi ellerini sımsıkı tutan ellerine indirdi; parmağındaki devasa pırlanta yüzük ışığın altında soğuk soğuk parlıyordu.
"Anne," diye konuştu Beatrice sonunda, sesi ürkütücü derecede sakindi. "Ben sizin için tam olarak neyim?"
Clara bu soru karşısında bir an afalladı, sonra sabırsızca elini sallayarak konuyu geçiştirdi. "Şimdi bunları konuşmanın sırası mı? Ara hadi! Hemen!"
Beatrice, Clara'nın parmaklarını tek tek, nazikçe kendi ellerinden ayırdı. Clara'nın şaşkın yüz ifadesine bakarken aniden gülümsedi. "Peki," dedi. "Gidip ne kadar 'değerli' olduğumu hemen şimdi kanıtlayacağım."
