Bölüm 7

Willow tam uykuya dalmak üzereyken, kapıya doğru aceleci ayak sesleri yaklaştı.

Birkaç saniye sonra Charles içeri daldı, yüzü endişeyle gerilmişti. Onu çoktan yatakta görünce kaygısı daha da arttı.

“Hayatım, iyi misin?” Yatağın kenarına oturdu, sesi yumuşaktı. “Telefonda bir tuhaftın.”

Charles’ın sesini duyar duymaz Willow’un aklına, onun Rachel’la birlikte olduğu o sahne geldi.

Koca bir öğleden sonrayı, onun gözü önünde olmadan birlikte geçirmişlerdi. Ne yapmışlardı? Rachel’ın böbürlenen o sesi… Belli ki birlikte pek keyifli bir zaman geçirmişlerdi.

Sadece birkaç saniyelik bu ihtimaller bile Willow’un midesini altüst etti.

Willow iyice yorganın altına gömüldü, cevap vermeyi reddetti.

Charles, yüzündeki kızarıklığı fark etti ve elini onun alnına koydu.

“Ateşin var.” Kaşları suçlulukla çatıldı. “Yağmura mı yakalandın? Çok özür dilerim, bu öğleden sonra gelip seni almam gerekiyordu.”

Dokunuşu, içindeki bulantıyı zirveye çıkardı. Willow onun elini sertçe itti ve yataktan fırlayıp panik hâlinde banyoya koştu. Kusma sesleri yatak odasına kadar geldi.

Derin bir endişeyle, Charles hemen Lancaster ailesinin doktorunu aradı. Doktor ancak bir süre sonra telefona çıktı.

Durumu açıkladıktan sonra doktor, telefonda kısaca biriyle daha konuştu ve ardından en kısa sürede geleceğine söz verdi.

Charles telefonu kapattığında Willow banyodan çıkmıştı. O, Willow için bir bardak su doldurdu ve ona destek olmak için uzandı.

“Dokunma bana,” dedi Willow soğuk bir sesle, elinden kaçarak.

Geri çevrilmiş olsa da Charles sinirlenmedi. Onu hasta ettiği için bunu hak ettiğini düşünüyordu.

“Biliyorum, hata yaptım. Bir daha olmayacak,” dedi. “Lütfen biraz su iç. İlacını getireceğim. Doktor da az sonra burada olur.”

O, ilacı almaya odadan çıkar çıkmaz Willow kalktı, Charles’ın doldurduğu suyu lavaboya döktü ve bardağı kendi doldurdu. Birkaç yudum aldı, sonra tekrar yatağa girip yattı.

Charles geri döndüğünde, Willow ilacını içti ve kısa sürede uykuya daldı.


Tekrar uyandığında, Charles ile aile doktorunun konuşmalarını duydu.

“Bunlar, Bayan Spencer’ın hasta olduğunu duyunca Bay Sterling Lancaster’ın gönderdiği takviyeler,” diyordu doktor. Charles aradığında, o sırada Sterling’in yanındaymış.

“Amcam Sterling’e ne oldu?” diye sordu Charles.

“Aynı eski mesele, uyuyamıyor,” dedi doktor ve Willow’un yatağına yaklaştı. “Bayan Spencer, şimdi nasıl hissediyorsunuz?”

Willow cevap vermeye çalıştı ama ateş düşürücünün etkisiyle göz kapakları ağırlaşmıştı, açamadı.

“Kuvvetli bir soğuk algınlığı gibi görünüyor. İyi bir terleme ateşi düşürür,” diye sonuçlandırdı doktor kısa bir muayeneden sonra.

Charles ancak o zaman rahatladı ve doktoru kapıya kadar geçirdi. Sonra geri dönüp üstünü çıkararak yatağa girdi ve Willow’u kollarının arasına çekti.

Willow, uykusunda içgüdüsel olarak kıpırdandı, onun kollarından kaçmaya çalıştı.

Bunu görünce, Charles’ın bir süredir içini kemiren şüpheler yeniden su yüzüne çıktı. Willow onu reddediyordu, bunu açıkça hissediyordu.

Daha önce hiç böyle olmamıştı. Eskiden olsa, onun kollarına sokulup teselli arardı.

Yoksa her şeyi öğrenmiş olabilir miydi?

Charles’ın yüreği sıkıştı, kolları farkında olmadan daha da sıkılaştı. Willow rahatsız bir inilti çıkarınca kendine geldi ve sarılışını gevşetti.

Hayır, bu imkânsızdı. O gece mışıl mışıl uyuyordu. Hem onun huyunu suyunu biliyordu; gerçekten bir şey fark etse, içine atmazdı.

Charles bütün gece kendini sakinleştirmeye çalıştı, ama sabaha karşı içini kemiren huzursuzluk hâlâ geçmemişti.

Willow’a baktı; hâlâ derin uykudaydı. Sessizce yataktan kalktı.

Kısa süre sonra, villadan arabayla uzaklaşırken, aşağıdan motor sesi yükseldi.


Willow sonunda uyandığında, oda aydınlıktı ve o yalnızdı.

Yarı uykuluyken duyduğu sesleri hatırlayınca, dudaklarını acı bir gülümsemeyle büktü. Ateşi birden çıkmış, sonra aynı hızla geçmişti; şimdi neredeyse kendini normal hissediyordu.

Elini yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltı için aşağı indi. Merdivenlerin sonuna geldiğinde, mutfaktan gelen, hafifçe dert yanan bir ses duydu.

“Bay Lancaster, isterseniz ben devralayım? Bayan Lancaster az sonra uyanır.”

Willow merakla mutfağa doğru baktı. Charles, beyaz gömleğinin kollarını sıvamış, pahalı kıyafetleri una bulanmıș hâlde tezgâhın başında duruyordu.

“Willow son zamanlarda bana bozuk. Bırakın, bunu ben yapayım,” diye diretmişti.

“Bayan Lancaster’ı gerçekten çok seviyorsunuz,” dedi Rena.

Charles bir ravioliyi kapattı ve tencereye attı. “Onu mutlu etmeye yetecek kadar değil demek ki.”

Tam o sırada başını çevirdi ve Willow’u gördü. Yüzündeki asabiyet bir anda kayboldu, yerini endişe aldı. “Hayatım, nasılsın? İyi misin biraz? Senin bayıldığın o mantıcı kapanmış ama sahibinin izini buldum, iç harcının tarifini aldım. Pişince mutlaka tadına bak.”

Konuşurken gözleri samimi bir ilgi ve sevgiyle doluydu.

Willow onu uzun bir süre sessizce süzdü, içinde fırtınalar kopuyordu. Charles’ın sevgisinde en ufak bir sahtelik olmadığını hissedebiliyordu.

Onu gerçekten seviyordu. Ama onu bu kadar seviyorsa, gizlice başka bir kadınla ne işi vardı?

Charles, onun ağzına götürdüğü mantıya dikkatle bakarak sordu: “Tadı nasıl? Senin sevdiğin gibi olmuş mu?”

Willow onun gözlerinin içine baktı; hâlâ olan biteni aklı almıyordu. Bir insanın bedeniyle kalbi gerçekten ayrılabilir miydi?

Tam soracakken, önce Charles konuştu: “Hayatım, bana neyi yanlış yaptığımı söyleyebilir misin? Uzun zamandır bana kırgınsın, değil mi?”

Artık dayanamıyordu; eğer bunu açıklığa kavuşturmazsa, onu sonsuza kadar kaybedebilirdi.

Charles kendini çoktan hazırlamıştı—Willow bir şey keşfettiyse, ondan gelecek her cezayı kabullenmeye razıydı, yeter ki o onu affetsin.

Willow’un bakışları sakinleşti. Charles hâlâ yokluyordu, hâlâ nabız yoklamaya çalışıyordu.

“Bir şey yok. Sadece iş aramaktan yoruldum,” dedi. Gerçek duygularını saklamak için gözlerini kaçırdı.

Charles huzursuzca kıpırdandı. “Eğer iş bulmak çok zorsa, sorun değil. Tam zamanlı ev hanımı olabilirsin, ben sana her ay düzenli para veririm. Bu da bir nevi iş sayılmaz mı?”

Willow kafasını kaldırıp ona baktı. “Çok farklı,” dedi kısaca.

“Peki,” diye yumuşadı Charles, “sen yavaş yavaş bak işine. Ama lütfen bana küsmeyi bırak. Çok kötü bir şey yaptığımı sandım, aklım gitti.”

Willow bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı, yüz ifadesi nötrdü. “Aslında… düğün gecemizde bir rüya görmüştüm.”

Charles’ın yüzü bir anda değişti. “Ne rüyası gördün?”

Willow onun gerildiğini fark edip hafifçe gülümsedi. “Yatağımızın üstünde koşturup duran bir sıçan gördüm. Kötü bir alamet gibi gelmişti bana.”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm