Bölüm 1

Caroline’in Gözünden

Aynanın karşısına geçip elbisemi son bir kez düzelttim. Şampanya rengi elbise vücudumu kusursuzca sarıyordu. Boynumun zarif kıvrımını ortaya çıkaran şık bir topuz yaptırmıştım.

Marcus, bu akşamki sürü toplantısında yapacağı önemli bir duyuru olduğunu söylemişti.

Dile kolay, tam dört yıl... Liseden beri birlikteydik. Kokusuz bir kurt olmam Marcus'un hiçbir zaman umurunda olmamış gibiydi. Bana her zaman iyi niyetimin ve temiz kalbimin, dünyadaki tüm kokulardan çok daha değerli olduğunu söylerdi.

En yakın arkadaşım ve aynı zamanda Alfamızın kızı olan Eleanor arkamdan, "Göz kamaştırıcı görünüyorsun, Carrie," dedi.

"Marcus çoktan Sürü Salonu'na geçti, herkes orada bekliyor." Yanıma gelip elbisemin eteğini düzeltti. "En yakın arkadaşın olarak baş nedimen ben olmalıyım."

Gülümseyerek, "Başka kim olabilirdi ki!" dedim.

Derin bir nefes alarak içimde birbirine karışan o heyecanı ve umudu yatıştırmaya çalıştım.

Bu geceden sonra resmen Marcus'un eşi olacaktım. Mühürlenme ritüelini tamamlayıp sonsuzluk yeminimizi edecektik.

Sürü Salonu ışıl ışıldı. Başta annem, babam, kuzenlerim ve sürünün ileri gelenleri olmak üzere herkes oradaydı.

Kalabalığın arasında gülümseyerek yürüyor, bir yandan da gözlerimle Marcus'u arıyordum.

Derken, o insan seli bir anda ikiye yarıldı.

Marcus tam oradaydı; salonun ortasında diz çökmüş duruyordu.

Kalbim heyecandan tekledi... ama hemen saniyesinde buz kesti.

Çünkü karşısında duran kişi... kuzenim Selina'ydı.

Marcus, duygu yüklü gözlerle ona bakarak usulca konuştu: "Canım Selina... Eşim olur musun? Kurtlar arasındaki sadakatin bir simgesi olarak bu yüzüğü kabul edip, hayatını sonsuza dek benimle birleştirir misin?"

Takmayı hayal ettiğim o ışıltılı pırlanta yüzüğün benim değil de Selina'nın parmağına geçişini izlerken zaman adeta durmuştu.

Etrafta bir anda alkışlar ve sevinç çığlıkları koptu ama benim başımdan aşağı bir kova buzlu su dökülmüş gibiydi.

"Marcus..." Kelimeler boğazımda düğümlendi. "Marcus, biz eşiz. Dört yıldır birlikteyiz."

Salona buz gibi, şaşkın bir sessizlik çöktü.

Marcus ayağa kalktı. Selina ise büyük bir gururla onun koluna girdi.

Selina alaycı bir kahkaha attı. "Eş mi? Carrie, sen mühürlenme ritüelini hiçbir zaman tamamlamadın. Sürü yasalarına göre, mühürsüz bir bağ her zaman reddedilebilir."

Sonra Marcus gözlerini bana çevirdi. Bakışları hayatımda hiç görmediğim kadar soğuktu.

"Üzgünüm, Caroline," dedi. "Ama Selina bana çok daha uygun. Onda senin... sorunların yok. Haftaya evleniyoruz."

Ve sonra, tüm sürünün gözü önünde beni paramparça eden o sözleri sarf etti: "Ben, Marcus Larson. Seni, Caroline Bennett'i eşim olarak reddediyorum."

Bu sözler dudaklarından döküldüğü an, tam kalbime saplanan bir bıçak gibi göğsümde korkunç bir acı patlak verdi.

Yakıcı bir sızı tüm bedenimi ele geçirirken nefesim kesildi, geriye doğru sendeledim. İçimdeki kurdum Rory; kalp kırıklığıyla, dayanılmaz bir kayıp hissiyle acı acı uluyordu.

Bu sadece duygusal bir acı değildi; tamamen fizikseldi. Eş bağımız kopup parçalanırken bedenimdeki her bir sinir hücresi adeta çığlık atıyordu.

Dizlerimin bağı çözüldü. Ayakta bile zar zor durabiliyordum.

Salonda fısıltılar yankılanmaya başladı.

"Kokusuz bir kurt. Hiç şaşırmadım..."

"Zavallı kız... Zaten en başından beri hiç şansı yoktu."

Nefes alamıyordum. Gözlerim kararıyor, etrafı bulanık görüyordum.

Ama yere yığılmayacaktım. Onların önünde değil. Hele onun önünde, asla.

Arkamı dönüp koşmaya başladım. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor, boğazım düğümleniyor ve Rory içimde acıdan kıvranıyordu.

Annem arkamdan adımı seslendi ama duramazdım.

Bu acı beni tamamen yutmadan önce oradan uzaklaşmalıydım.

Marcus'un o teklif sırasında beni reddetmesinin ardından, sanki ruhumu kaybetmiş gibiydim. Her gün iş çıkışı ağlayarak uykuya dalıyordum. Dersteyken bile gözyaşlarım aniden süzülüveriyordu. Koskoca dört yıllık aşkımızı tek kalemde, hiç acımadan silip atmıştı.

Bir öğleden sonra işten eve döndüğümde mutfak masasında uçuk pembe bir zarf buldum: Selina ve Marcus'un düğün davetiyesi.

Yüreğim burkuldu. "Bunu gerçekten göndermişler mi?" diye sordum.

Annem yumuşak bir sesle, "Usulü böyledir. Baban da ben de gitmen gerektiğini düşünüyoruz," dedi.

"O sürtüğün düğününe asla gitmeyeceğim!" diye bağırdım.

Babam, "Caroline Bennett, ağzından çıkana dikkat et!" diye hırladı.

"Gitmeyeceğim dedim," diye tekrarladım.

Annem sert bir tavırla, "Yeter, Caroline. Çocukluk yapmayı bırak," diye çıkıştı. "Zavallı Selina. Onun peşinden koşan Marcus'tu. Sürüdeki herkes Marcus'un seni aldattığını zaten biliyor. İnsanlar daha şimdiden Selina'ya, kuzeninin eşini çalan bir yuva yıkan gözüyle bakıyor."

"İyi de anne, çünkü o tam olarak öyle biri! Lütfen mağdur olan oymuş gibi davranma."

Sabrım taşmıştı. "Sürüdeki herkes Selina'nın sürtüğün teki olduğunu çok iyi biliyor."

Babam sözümü kesti. "Bu kadar kaba konuşma. Sen o gün sinirle çekip gittikten sonra, Eleanor bütün sürünün gözü önünde hem Marcus'a hem de Selina'ya tokat attı. Olay herkesin içinde büyük bir rezalete dönüştü."

Annem devam etti: "Selina bu sürünün bir parçası, bizim ailemizden. Teyzenin kızı. Senin kuzenin. O düğüne gideceksin."

"Benim için hiçbir anlam ifade etmiyor!" diye çıkıştım. "Gitmeyeceğim!"

İçimdeki kurdum Rory, zihnimde sızlandı. Bizi o düğüne gitmeye cidden zorlayamazlar... değil mi?

Babamın Beta otoritesi üzerime bir ağırlık gibi çöktü. "Bu bir emir. Biz senin anne babanız ve bize itaat edeceksin."

Dişlerimi sıkarak, "Özür dilerim baba ama gitmeyeceğim," dedim. "Bugüne kadar kurallarınızın dışına hiç çıkmadım. Eğitimlerimi aksatmadım, çok çalıştım, sizi hep gururlandırdım. Ama bu kadarı fazla. Bunu yapamam. Beni küçük düşürdüler. Şimdi de karşısına geçip onlar mutluluklarını kutlarken gülümseyip alkış tutmamı mı bekliyorsunuz? Beni bütün sürünün gözünde bir maskaraya çeviriyorsunuz!"

Babam, "Yeter!" diye kükredi. Rory de ben de irkildik. "O düğüne gidilecek. Konu kapanmıştır."

"Ama baba..."

"Tek kelime daha etme! Sürünün birliği her şeyden önce gelir. Gideceksin. Nokta."

O gece ağlaya ağlaya uyuyakaldım.

Ertesi gün zihin bağıyla Eleanor’a ulaştım. Bana şöyle dedi: "Haftaya cuma Alfa’nın resmi yemeği ve hemen ardından Ayışığı Maskeli Balosu var. Kuzeninin düğününe gitmek yerine oraya gelebilirsin. Kanlı Ay Sürüsü'nün yıl içindeki en büyük etkinliği bu. Kurt adam dünyasının tüm önemli girişimcileri ve varisleri orada olacak. Hatta profesörümüz bizi onlarla tanıştırmayı bile teklif etti. Kariyerin için mükemmel bir fırsat."

Tereddüt içindeydim. "Annemler buna asla izin vermez."

Eleanor kendinden emin bir ses tonuyla, "Sen orasını bana bırak," dedi. "Her şeyi ben halledeceğim. Sadece benimle gelmen yeterli."

Beni sırtımdan vuran o iki insan nikâh masasında birbirlerine sonsuzluk yemini ederken, karşısına geçip onları izlemek... Üstelik bir de gülümseyip onlara mutluluklar dilemek mi?

O düğüne gitmektense ölmeyi tercih ederdim.

Eleanor’a, "Geleceğim," dedim.

Cuma günü geldiğinde, balo için hazırlanmak üzere Eleanor'un evindeydik.

"Vay canına, kızım! Tek kelimeyle göz kamaştırıyorsun!" Eleanor bana ince dantel işlemeli, gümüşi beyaz bir maske uzattı. Maskeyi yüzüme taktım.

Omuzları açık, lavanta rengi elbisem vücudumu kusursuzca sarmıştı; maske de elbisemle harika bir uyum içindeydi.

Yüzünde geniş bir gülümsemeyle, "Hazır mısın?" diye sordu.

Yine tereddüt ettim. "Evet ama Elle, benim bir kokum olmadığını biliyorsun. Ya birisi fark ederse?"

Bana minik, cam bir şişe uzatarak, "Hiç merak etme," dedi. "Bu çok özel bir parfüm. Gerçek bir kurt kokusunu taklit ediyor. Kimsenin ruhu bile duymaz."

Şişeyi alırken içimde hâlâ şüpheler vardı. "Bunun işe yarayacağına emin misin?"

"Bana güven, Caroline. Bu gece senin için büyük bir fırsat. Kim bilir? Belki de ruh eşinle karşılaşırsın," diyerek göz kırptı.

Parfümü boynuma sıktım ve derin bir nefes aldım. "Pekâlâ. Hadi gidelim."

Sonraki Bölüm