Bölüm 2

Caroline'in Gözünden

Eleanor'un erkek arkadaşı Nate bizi görünce gözleri parladı. Eleanor'u öpüp sırıttı.

"Vay be kızlar! İnanılmaz görünüyorsunuz. İddia ediyorum, bu partiden yeni bir erkek arkadaşla ayrılacaksın Carrie."

Gülümseyerek, "Karşıma iyi biri çıkarsa fırsatı kaçırmam, anın tadını çıkarırım," dedim.

İçeri adım atar atmaz Eleanor beni bara doğru çekiştirdi. Bana doğru eğilip, "Bu gece içkiler sınırsız. Bütün o acıları unutana kadar içme vakti," diye fısıldadı.

Eleanor kendi elindeki iki tekila bardağını sıkıca tutarken, bana da iki tane uzattı. "Hadi, şunları fondip yapalım!"

İçimdeki kurdum Rory de hareketlenmişti. Hadi Carrie, kendini biraz akışa bırak. Bu atmosfer onu da çok heyecanlandırmıştı.

Tekilaları hızla kafamıza diktik. Çok geçmeden Nate bardan bize iki cosmopolitan daha uzattı.

Kaç kadeh içtiğimin hesabını kaçırmıştım. Reddedildiğim o günden beri kendimi bu kadar özgür ve mutlu hissetmemiştim.

Eleanor beni dans pistine çekiştirdi. Kendimi gerçekten müziğin ritmine kaptırmış hâlde buldum.

Yavaş bir şarkı başladığında Nate ve Eleanor romantik bir dansa koyuldu. Ben de fırsattan istifade yiyeceklerin olduğu masaya doğru yönelecektim ki, gidemedim.

Bir el, elimi kavradı. Arkamı döndüğümde onu gördüm; siyah maskeli bir adam karşımda duruyordu. Gülümsemesi hem büyüleyici hem de tehlikeliydi.

Elimi öpüp beni kendine doğru çekti. Etkileyici ve derin bir ses tonuyla, "Salondaki en büyüleyici kadın bana bir dansı çok görmez, değil mi?" diye fısıldadı.

Nedenini bilmesem de, ellerimiz birbirine değdiği an bedenimden bir elektrik akımı geçti. İçimdeki kurdum Rory şaşkınlıkla kıpırdandı.

Ona hayır diyemedim. Gülümseyerek, "Neden olmasın? Dans edelim," dedim.

Bileğimi kavrayıp bana biraz daha yaklaştığında nefesim kesilir gibi oldu. Boyu rahat bir doksan olan, geniş omuzlu, oldukça uzun bir adamdı. Altın rengine çalan kahverengi saçları, keskin yüz hatlarına doğru dökülüyordu ve menekşe rengi gözleri inanılmaz derecede derin bakıyordu. Dudakları günaha davet edercesine çekiciydi; yüzünde oluşan o içten gülümseme bütün duvarlarımı yıkıp geçmişti.

Biz dans ederken etraftaki herkes çaktırmadan ona bakıyordu. Kalbimin yerinden çıkacakmış gibi attığını hissediyordum.

Müziğin ritmi değiştiğinde beni kararlı bir şekilde göğsüne yasladı. Ellerimi göğsüne koydum; kıyafetinin altındaki sert ve iri kaslarını avuçlarımda hissedebiliyordum.

Bu gizemli adam kulağıma eğilip, "İçeri girdiğin ilk andan beri gözümü senden alamadım," diye fısıldadı. "Göz kamaştırıyorsun."

"Çok naziksin. Ama sen Kanlı Ay Sürüsü'nden değilsin, değil mi?" Güçlü bir aurası vardı ve buram buram otorite kokuyordu. Acaba başka bir sürünün Alfası olabilir mi diye merak etmekten kendimi alamadım.

"Yakalandım. Bir arkadaşım beni bu baloya zorla getirdi ama dürüst olmak gerekirse... iyi ki de getirmiş."

"Ne tesadüf, ben de arkadaşlarımın zoruyla geldim."

"Desene bu gece ikimiz de şanslıyız."

Karnımda kelebeklerin uçuştuğunu hissederek gülümsedim ve "Öyle mi? Nedenmiş o?" diye sordum.

"Çünkü gelmeseydim, seninle tanışmamış olacaktım."

Sıcak nefesi kulağımı sıyırıp geçtiğinde tüylerim diken diken oldu; yanaklarımın alev alev yandığını ve bütün bedenimin karıncalandığını hissediyordum.

"Maskeyle bile anlayabiliyor musun?"

"Maske sadece onu çıkarıp atma arzumu körüklüyor... Altında da hayal ettiğim kadar büyüleyici misin diye görmek istiyorum."

"Ağzın iyi laf yapıyor. Eminim bunu herkese söylüyorsundur."

"Belki, ama ben tek bir cevap duymak istiyorum. Aklını çelebildim mi?"

"Elbette çeldin. Hem çekici hem de tehlikeli derecede yakışıklısın."

"Gördüklerini beğenmene sevindim."

"Peki sen ne iş yapıyorsun, yakışıklı?" Biraz başım dönüyordu; içkiden mi yoksa etrafımı saran o baş döndürücü sedir ağacı ve misk kokusundan mı bilemiyordum. Adım atarken kendi ayaklarıma takılıp tökezledim.

"İyi misin?"

"Sanırım biraz hava almam lazım."

"Benimle gel," diyerek beni boş bir odaya götürdü.

"Seni öpmeyi gerçekten çok istiyorum. İzin veriyor musun?" diye sordu.

Başımla onayladım.

Ensemden tuttu ve dudaklarımız birleşti. Bedenimden bir kez daha elektrik akımı geçmişti. Şaşkınlıkla irkilerek geri çekildim ve gözlerimi ona diktim.

"Bu... bu da neydi?"

"Ne neydi?" Ellerini omuzlarıma koydu ve parmaklarımızı birbirine kenetleyene kadar kollarım boyunca yavaşça aşağı kaydırdı.

Dikkatimi toplamaya çalışarak, "O... o his," diye kekeledim.

Yeniden öpmek için bana doğru eğilirken sesi tutku doluydu. "Bunu mu kastediyorsun?"

Öpüşmemiz yavaşça başladı ama giderek tutkulu bir hal aldı. Beni duvara yasladığında halimden memnun bir şekilde iç geçirdim. Hayatım boyunca hiç böylesine baş döndürücü bir duygu yaşamamıştım.

Ellerimi bıraktığında, kollarımı anında boynuna doladım. Bu öpücüğün bitmesini hiç istemiyordum.

Elini belimden aşağı, bacağıma doğru kaydırdı ve bacağımı kendi beline doğru kaldırdı. Arzuyla adeta deliye dönmüştüm; bacağımı beline dolayarak onu kendime iyice çektim.

Elleri üst bedenimde gezinirken ona daha çok sokuldum. Dokunduğu her yerde adeta kıvılcımlar çakıyordu. Bunun haksızlık olduğunu düşünerek gömleğini çekiştirmeye başladım. Ben de onu hissetmek istiyordum.

Gömleğinin düğmelerini hızla açtı; çıplak gövdesi tam bir görsel şölendi. Ellerimi göğüs ve karın kaslarının üzerinde gezdirirken farkında bile olmadan dudaklarımı yalıyordum.

Gözlerini gözlerimden hiç ayırmadan sütyenimin kancasını açtı ve bir kenara fırlattı. Göğüslerimi kavrayan avuçlarının sıcaklığı o kadar yoğun bir his veriyordu ki nefesim kesildi. Kollarımı boynuna doladım ve göğüslerimi onun göğsüne bastırdım; tenlerimizin birbirine değmesinin verdiği hazla inliyordum.

Dokunuşları öyle hoşuma gidiyordu ki elini elbisemin altına sokup yukarı sıyırmasına ve küloduma uzanmasına hiç karşı çıkmadım. Külodumu yırtıp çıkararak kadınlığımı okşadı.

Parmakları içimde gidip gelirken, başparmağıyla da klitorisime baskı yapıyordu; zevkten tir tir titriyordum.

"Ah! Bebeğim, çok sıcak ve çok ıslaksın!"

Aklımdaki tüm mantıklı düşünceler bir anda uçup gitti. O an tek ihtiyacım olan şey bu adamdı. Onun için ne kadar ıslandığımı ve ne kadar hazır olduğumu hissetmesinden zerre kadar utanmıyordum.

Hareketleri giderek daha sert, daha derin ve daha hızlı bir hal aldı.

"Kahretsin... Ben... Sanırım dayanamayacağım..."

Bir anda, üst üste gelen zevk dalgaları bedenimi sarsarken beynim adeta patladı ve çığlık attı.

"Çok seksisin..." diye inledi. "Seni bir daha boşaltacağım."

O aklımı başımdan alan orgazmın ardından görüşüm yavaş yavaş düzelirken, sersemlemiş bir halde başımı salladım.

Bana ne yapacağımı söylemesini beklemeden iç çamaşırımı çıkardım; o da bu sırada pantolonunun fermuarını açıyordu.

Bana yaklaştı ve aletinin ucunu vajinamın dudaklarında yavaşça gezdirmeye başladı. Orgazmın etkisiyle hâlâ çok hassastım; klitorisime dokunduğu an dudaklarımdan küçük bir hıçkırık koptu.

Nefes nefese kalmıştı. "Siktir... Fazla dayanabileceğimi sanmıyorum."

"...Çok... çok güzel hissettiriyor."

Erkekliğini üzerime sürterken hızını artırdı. Zaten sırılsıklam olmuştum.

Adeta izin ister gibi gözlerimin içine bakarak, "Ne yapmamı istiyorsun?" diye sordu.

Arzuyla soluyarak, zerre utanmadan, "Hemen içime girmeni istiyorum!" diye karşılık verdim. O menekşe rengi gözlere ve boğuk sesine karşı koymam imkânsızdı.

Daha önce kendimi hiç böyle hissetmemiştim. Normalde elimi tuttuğu an kendimi geri çekerdim ama bu gece bambaşkaydı. Ona karşı koyamıyordum. Üstelik karşıma ilginç biri çıkarsa hayatın tadını çıkaracağıma dair kendime söz vermiştim. İşte buradaydım; sadece anı yaşıyordum.

Rory'nin heyecanı benimkine karışıyor, hissettiğim her duyguyu daha da yoğunlaştırıyordu. Bırak kendini, Carrie. Bu anın tadını çıkar.

Yavaşça içime girerken, "Ah, Tanrım... Evet," diye inledim. Başımı duvara yaslayıp içime girişinin her santiminin tadını çıkardım. İnanılmaz büyüktü. Gözlerim kendiliğinden kapandı.

Bir elini belime, diğerini enseme dolayarak dudaklarımı kendi dudaklarına bastırırken boğuk bir inilti çıkardı.

Tamamen içime girdiğinde durakladı. Boynuma kondurduğu öpücüklerin arasında kulağıma, "Şimdi hareket edeceğim," diye fısıldadı.

İki eliyle belimi kavradı ve içimde yavaşça gidip gelmeye başladı. Tırnaklarımı kollarına geçirirken hıçkırır gibi inledim.

İlk başlarda vuruşları yavaş ve derindi ama çok geçmeden hızlandı. Göğüslerim, kalçalarının ritmiyle sarsılıyordu. İçimden çıkıp tekrar tüm gücüyle içime giriyordu ve bu tek kelimeyle inanılmazdı. Onunla ilgili her şey beni deli gibi tahrik ediyordu.

Bacaklarımı beline dolayıp onu kendime daha da çekerken, "Lütfen durma..." diye fısıldadım.

Dünyadaki her şey silinip gitti. Tek hissettiğim oydu; o ve bedenime yaptıklarıydı. Orgazmın yaklaştığını hissederken gözlerime bir perde indi ve kulağına doğru yavaşça inledim. O an sanki çılgına döndü; içime çok daha sert ve derin darbelerle girerken bir yandan da klitorisimi okşayarak bana zevk vermeye başladı.

Zevk içimde derin bir düğüm gibi kıvrılıyor, giderek daha da sıkılaşıyordu. Sonunda o düğüm koptu ve orgazm olurken dudaklarımdan yüksek sesli bir çığlık kaçtı. Göğsünden derin bir hırlama kopana dek içime girmeye devam etti ve sonunda o sıcak sıvının içime boşaldığını hissettim.

Bedenlerimiz hâlâ duvara yaslanmış bir halde, öylece kalıp soluklandık.

Alnını alnıma dayayıp dudaklarımdan öperken yavaşça içimden çıktı. Beni baştan aşağı, kusursuz bir tatmin duygusuyla baş başa bırakmıştı.

Gülümsedim. O da gözlerimin içine bakıp beni usulca öptü ve, "İnanılmazsın," diye mırıldandı.

Ayaklarım yere basana kadar bacaklarımı dikkatle indirdi. Ardından elbisemi düzeltti, kendi üzerini başını toparladı ve beni kollarına sardı.

Yaşadığımız onca çılgın ve tutkulu andan sonra, o saniyelerde hiç beklenmedik bir şefkat gizliydi.

Sadece kendi istediğini alıp tatmin olmakla kalmamış; bana sarılmış, değer vermişti.

Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Şimdiye kadar sadece eski erkek arkadaşımla birlikte olmuştum. O, seviştikten sonra bana asla sarılmaz, tatmin olup olmadığımı umursamazdı; onun için her şey sadece kendi zevkinden ibaretti.

Ama bu adam... O başkaydı.

İyi olduğumdan emin olmak istemişti. Bana gerçekten var olduğumu, değerli olduğumu hissettirmişti.

Boynumun kıvrımına bir öpücük kondurdu ve gülümseyerek kulağıma fısıldadı:

"Söyle bakalım güzellik... ismini bana lütfedecek misin artık?"

Gerçeklerin yüzüme çarpması birkaç saniyemi aldı. Daha demin hiç tanımadığım bir yabancıyla yatmıştım ve adını bile bilmiyordum.

Tam cevap vermek için ağzımı açmıştım ki cebinden telefonunu çıkardı,

"Bana bir saniye müsaade et, bu telefonu açmam lazım," dedi.

Birkaç adım öteye gitti. Konuşmanın tamamını duyamasam da sesinin aniden sertleştiğini fark ettim.

"Sen az önce ne dedin?" diye kükredi telefona.

Ardından tek bir kelime dahi etmeden arkasını döndü ve çekip gitti. Sanki benim orada olduğumu tamamen unutmuş gibiydi.

Ya da belki de... partide ayaküstü yattığı kızdan arkasına bakmadan kaçıyordu.

Ne büyük aptalsın sen Caroline. Ama aman, ne fark eder? Canı cehenneme, alt tarafı ben de eğleniyordum. O benim kim olduğumu bilmiyordu, ben de onun kim olduğunu bilmiyordum. Ödeşmiş sayılırdık.

Kendimi çabucak toparladım ve odanın içinde gözlerimle iç çamaşırımı aradım; ancak sırra kadem basmıştı. Nereye fırlattığıma dair hiçbir fikrim yoktu.

Masaya döndüğümde, Eleanor ile Nate ateşli bir öpüşmeye dalmışlardı. Beni gördüklerinde hızla ayrıldılar.

"Elle, sanırım az önce masallardaki Koca Kötü Kurt'la tanıştım," dedim gülerek.

O da kahkahayı bastı.

"Eve döner dönmez bana her bir ayrıntıyı anlatacaksın."

"Anlatmazsam çatlarsın zaten," diye takıldım.

"Nate, sanırım artık kalkma vakti geldi. Hazır mısın Carrie?"

Kendimi toparlamak için masadaki bir bardak suyu kafama dikerken, "Siz hazırsanız ben de hazırım," dedim.

Nate sırıtarak, "Hadi düşelim yollara öyleyse hanımlar," dedi ve bizi kapıya doğru yönlendirdi.

Daha evin kapısından içeri yeni adım atmıştık ki Eleanor aniden üstüme çullandı.

"Evet, dökül bakalım. Kimdi o? Neler oldu? Her şeyi baştan sona eksiksiz bilmek istiyorum!"

Gülerek her şeyi bir çırpıda anlattım; odaya gidişimizi, öpüşmemizi ve birdenbire ortadan kaybolduğu o tuhaf anı...

Anlatmayı bitirdiğimde Eleanor bana sanki uzaylı görmüş gibi bakıyordu.

"Bana korunduğunuzu söyle lütfen."

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Hayır. Korunmamıştık.

Bu gerçeğin ağırlığı buz gibi bir su misali yüzüme çarparken, yavaşça başımı iki yana salladım.

"Carrie, hey, sakin ol," dedi hızla yanıma yaklaşarak. "Panikleme. Eminim bir sorun yoktur. Ama içinin rahat etmesi için ne olur ne olmaz gidip bir test yaptırırsın. Hadi ben gidip bize birer çay demleyeyim, tamam mı? Korkulacak bir şey yok, her şey yolunda."

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm