Bölüm 5 Luna Değil
Caden’in Bakış Açısı
“Sandi,” diye mırıldanıyor, kucağımda kıvrılıp sürtünürken.
“Dizlerinin üstüne çök ve kralını memnun et.”
“Evet, kralım,” diye mırıldanıyor Sandi; kucağımdan aşağı kayarken gözlerini bir an bile benden ayırmıyor. Ellerini karın kaslarımın üzerinden aşağı indiriyor, kemerimde duruyor. Pantolonumu ağır ağır çözüyor, elini içeri sokup aletime uzanıyor; çıkarıp okşamaya başlıyor.
“Ah, kralım. Benim için hazırsın. Ne kadar da sertsin, kralım,” diye mırıldanıyor, dudaklarını yalarken. Ellerimi saçlarının arasına geçirip avuçlarımın içine topluyorum. Saçını çekip başını kaldırıyorum, bana baksın diye.
“Ne bekliyorsun, Sandi? Kralını memnun et. Bu bir emir,” diyorum ve başını sertçe aletime doğru itiyorum. “Kralım için her şey,” diye mırıldanıyor ve ağzını aletime kapatıyor.
Tek hamlede beni içine alıp boğazına kadar indiriyor; eli de aşağı kayıp taşaklarımı kavrıyor.
“İşte bu, Sandi. Aynen böyle,” diyorum; onu aletimin üzerinde ileri geri itip çekiyorum.
Başı aşağı yukarı giderken ve taşaklarımı avuçlayıp masaj yaparken, aletimde öğürdüğü için gözleri doluyor, yaşlar birikiyor.
“Kendine dokun, Sandi. Benimkini ağzında tutarken sen de boşal,” diyorum. Elini aşağı indirip klitorisine daireler çizmeye başlıyor. “Ah, kralım,” diye boğuk boğuk inliyor, ağzı hâlâ aletimin etrafındayken. Tam boğazına boşalacakken sarayın kapıları gürültüyle açılıyor.
Başımı kaldırınca Lydia’nın üstümüze doğru koştuğunu görüyorum; avazı çıktığı kadar bağırıyor. “Seni iğrenç sürtük!” diye haykırıyor Lydia, Sandi’ye doğru atılırken.
“Benim adamımın yanında ne işin var?” diye bağırıyor ve Sandi’nin yüzüne bir tokat patlatıyor. “Sen kimsin de? Caden senin adamın değil. Parmağında yüzük yok,” diye karşılık veriyor Sandi. Ardından Lydia’ya bir yumruk geçirip onu yere seriyor.
“Caden, bir şey yapacak mısın? Bana vurdu. Lunana sahip çıkacak mısın? Muhafızlar, bunu zindana götürün!” diye bağırıyor Lydia, ayağa kalkarken.
“Sen Luna falan değilsin, aptal sürtük,” diye karşılık veriyor Sandi, sırıtarak.
“Yeter!” diye bağırıyor kardeşim Coban, odaya girerken. “Burada ne oluyor? Yoksa sormasam daha mı iyi?” diyor, bana bakarak.
“Kardeşim, sanırım küçük bir yanlış anlaşılma var,” demeye başlıyorum, mahcup bir hâlde. “Yanlış anlaşılma mı? Boş ver onu. Ne duydum ben az önce? Kim Luna taklidi yapıyor?” diye tükürüyor resmen; belli ki öfkeden köpürüyor.
“Kralım, herkes Lydia’nın bir sonraki Luna olacağını biliyor,” diyor Lydia’nın yanındaki bir ses. “Peki sen kimsin?” diye soruyor kardeşim.
“Kralım, adım Susan,” diyor; kaşlarını kaldırıp cilveli bir ifade takınıyor. “Ben bir nedimeyim,” diyor ve salına salına yaklaşıp ellerini kardeşimin koluna koyuyor.
“Kralım isterse…” demeye başlıyor ama kardeşim ellerini üzerinden silker gibi itiyor. “Yeter. İzin almadan bana bir daha dokunma. Ne cüret, Bayan Susan. Bana yaklaşma hakkını nereden buldun da bir de dokunuyorsun?” diye tükürüyor.
“Özür dilerim, kralım. Bir daha olmayacak,” diyor; geri çekilip gözlerini yere indiriyor.
“Biri bana burada ne olduğunu söyleyecek mi?” diye tekrarlıyor; bakışları odanın içinde dolaşıyor.
“Coban,” demeye başlıyorum, o bana öfkeyle bakarken. “Caden, bu da pantolonunun içinde tutamadığın için mi? Kardeşim, seçilmiş eş almayacağız, bunu biliyorsun. Siz nedimeler de biliyorsunuz; burada olmanızın tek sebebi yaşlıları memnun etmek. Size zaten söylendi. Allah aşkına, gerçekten bir fahişeden ev kadını olur mu sanıyorsun? Gerçekten bir çıkarcıyı Luna mı yaparız?” diyor Coban, gözlerini devirip odadan fırtına gibi çıkarken.
“Caden,” diye mırıldanıyor Lydia; yanıma yürüyüp koluma yapışıyor.
“Onunla ne yapıyorsun? Konuşmamız lazım. Ben senin seçilmiş Lunanım,” diyor bana.
Tam o anda, iyice öfkelenmiş Sandi Lydia’nın arkasından gelip onu çeviriyor ve bir kez daha yüzüne yumruğu basıyor.
“Seni aptal yosma. O senin değil. Buraya dalıp bizi bölmeye hakkın yok. İkimiz de nedimeyiz. Benim de burada olma hakkım var,” diye tıslıyor.
“Haddini bil, sürtük. Hepimiz Lydia’nın bir sonraki Luna olacağını biliyoruz. Çekil kenara, ağzı pis sokak kaltak,” diye bağırıyor Lydia’nın yancısı Susan.
“Yeter!” diye bağırıyorum. “Muhafızlar, hanımları odalarına götürün. Hepsi odalarına girene kadar kimse dışarı çıkmasın,” diye sertçe emrediyorum. Muhafızlar hep bir ağızdan “Emredersiniz, kralım,” diye karşılık veriyor.
Tam çıkmak için döndüğüm sırada zihin bağı geliyor. “Krallarım, Güney sınırında başıbozuklar var,” diyor Gamma Mark.
“Kaç kişiler?” diye cevap veriyor Coban.
“20-25, efendim. Yolda daha fazla savaşçı var. Bu kesinlikle planlı bir saldırı,” diyor gamma, bağ üzerinden.
“Geliyoruz,” diyorum ve kapıdan dışarı çıkıyorum.
