Bölüm 2 - Az önce ne oldu (Düzenlendi)

Babam verandada bizi bekliyordu. Yanına varır varmaz beni kollarının arasına alıp sımsıkı sarıldı ve ne kadar güzel göründüğümü söyledi; ben de yine gözlerimi devirdim.

Hoş geldiniz

Babamın sesi yankılandı. O otoriter tonunu kullanmasına bile gerek yoktu; öyle saygı görürdü ki, sözleriyle herkes susup kaldı.

“Hoş geldiniz,” dedi tekrar, hem şeref konuğumuza hem de sürümdeki herkese. “Bu gece kızım on sekizine basıyor. İlk kez kurduyla bağ kuracak, sonra da dönüşecek. On sekiz yaşını geçmiş olanlara bunun ne kadar özel bir an olduğunu anlatmama gerek yok. Bu bizim erginlenme törenimiz. Hepimiz, tanrıçanın bizzat bize verdiği kurdun öyle hafife alınacak, saygısızlık edilecek bir armağan olmadığında hemfikiriz. O yüzden şimdi kızımın doğum gününe geri sayım yapacağım. Lütfen bana katılın.”

Kalabalığa doğru ellerini kaldırıp saymaya başladı. On’dan geriye.

Her an kurdumu duyacaktım. Hem çok gergindim hem de içim kıpır kıpırdı. Ya kurdum beni bir kurda yakışmayacak kadar değersiz bulursa? Ya benden hoşlanmazsa? Böyle bir şey olabilir mi? diye düşündüm. 5 4 3 2 1—

“İyi ki doğdun, Genevieve!” diye bağırdı annemle babam, abim ve Sara; hepsi benimle birlikte verandadaydı. Sonra tüm sürü tezahürat kopardı; çığlıklar, ıslıklar, alkışlar…

Derken bir sessizlik çöktü. Herkes şimdi bağın kurulmasını büyük bir hevesle bekliyordu. Omuzlarımı dikleştirdim, dişlerimi sıktım. Ve bekledim, bekledim… Lan, ne oluyordu? Babama ve anneme baktım; gözlerinde endişe ve başka bir şey daha vardı. Abim yanıma yaklaşıp kısık sesle, “Karşı koyma,” dedi. “Karşı koyarsan daha çok acır.”

Aileme baktım, onlar da bana baktı.

“HİÇBİR ŞEY OLMUYOR,” dedim. Hiçbir şey. Titremeye başladım; boynumdan aşağı soğuk ter damlaları süzülüyordu. Bu bir dönüşüm değildi. Tam anlamıyla rezil olmuştum. Dönüşmemiştim. Kurdumla bağ kurmamıştım; yani benim bir kurdum yoktu.

Sürünün geri kalanı da ne olduğunu—ya da aslında ne olmadığını—fark edince şaşkın nefesler ve fısıltılar yükseldi.

Babam abime beni hemen içeri götürmesini söyledi; annem de adeta peşimize takıldı. Babam geride kalıp orada bulunan Alfa’dan ve sürü üyelerinden özür dileyecekti.

İçeri girer girmez, sürü evinin birinci katındaki babamın çalışma odasına apar topar sokuldum. Burayı çok severdim. Oda kitap ve deri kokardı; şöminede yanan ateş de içini ısıtırdı. Babam konsey işleri için evde olmadığında saatlerimi burada geçirirdim. Kitaplıklardan birinden bir kitap seçer, şöminenin yanındaki rahat koltuğa kıvrılır, kendimi kitaba verirdim.

Küçükken bu oda, babama yakın olma biçimimdi. Evdeyken saatlerce oturur, onu çalışırken izlerdim. Bazen okur, bazen de satranç oynamayı öğrenmeye uğraşırdım. Ama büyüdükçe oda, annemden, onun sivri dilinden ve bir o kadar acımasız tokadından kaçtığım bir sığınak haline geldi.

Dakikalar içinde babam geldi ve daha kapıdan girer girmez soru sormaya başladı. Kimsenin ona verecek bir cevabı yoktu. Hele ben… Uzun Chesterfield koltuğa neredeyse gömülmüş, yüzümü saklamıştım; utancımı da. Yastığın içine, yüzümü kapatan yastığa konuşarak, dehşete kapıldığımı söyledim. “Bu ne lan, ne oluyor?”

Anneme bakıyordum; bembeyaz yüzümle, bir açıklama dileniyordum adeta. O ise sadece babama bakıp ondan yardım ister gibiydi.

“Canım,” dedi babam yumuşak bir sesle, “kendini farklı hissediyor musun? Herhangi bir şey?” Üzgünce başımı salladım ve bir yastığın altına saklandım. Yüzündeki hayal kırıklığını görmekten nefret ediyordum. Hepsinin yüzünde vardı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar tamamen yenilmiş hissetmemiştim. Kurdu olmayan bir kurt adam ne işe yarar?

“Yatmaya gidiyorum,” dedim tekdüze bir sesle. Babamla abim arkamdan üzgün gözlerle bakarken, anneme bakmaya cesaret edemedim. Bana o kadar kızgın olmalı ki.

Sürüne sürüne, sürü evinin üçüncü katına çıkan iki kat merdiveni çıktım. Bu katın tamamı Alfa ve ailesine ayrılmıştı. Altı yatak odası, bir oturma salonu, bir çalışma/oturma odası gibi bir yer ve küçük bir mutfak vardı; çünkü yemeklerin çoğu zemin kattaki kocaman mutfakta pişirilirdi. Zemin katta ayrıca babamın ofisi, Betasının ofisi ve ıslak bir oda vardı; dönüşümden sonra ödünç alınsın diye orada her zaman kıyafet bulunurdu. Mutfağın yanında büyük bir yemek salonu da vardı. Her kurt adam burada yemek yerdi; çünkü eşleşmiş kurt adamların çoğuna ev verilirdi ve kendi aileleri için yemek yapmayı severlerdi. Yine de en az ayda bir kez yemek salonunda yerlerdi; hem sosyalleşmek hem de Alfa ailesiyle aynı masada yemek yemek için.

İkinci katta üç çift kişilik oda ve yedi tek kişilik oda vardı. Sürüye gelen ziyaretçiler bunları kullanırdı; ya da çeşitli sebeplerle sürü evinde kalmak isteyen ya da kalması gereken sürü üyeleri.

Sonra üçüncü ve son kat vardı. Burası, Alfa ve ailesi için büyük bir daireyle, sürünün Betası için daha küçük bir daireye ayrılmıştı.

Kapımı açtığımda tek düşündüğüm şey sıcak bir duşun altına girip saçımın üstündeki o yığınla ürünü akıtıp gitmekti. Yeni elbisemi üzerimden sıyırıp odanın köşesine fırlattım. Yarın alırım. Dağınık biri değildim ama bu gece gerçekten umurumda değildi.

Banyoya girmek için döndüğümde, aynada çıplak halimi gördüm. Bakınca öyle aman aman bir şey olmadığımı biliyordum. Sürüdekiler durmadan “ne kadar tatlısın” ya da “ne kadar güzelsin” deyip dursalar da, bunu sadece babama yağ çekmek için söylediklerini biliyordum. Aptal değildim; sadece tombul ve sıradandım. Annem de bunu yüzüme vurmayı pek severdi.

Duşta yirmi dakika kaldıktan ve saçıma mutlaka krem sürdüğümden emin olduktan sonra, normalde yaptığım gibi kendi kendine kurumaya bırakmak yerine fönle kurutmaya karar verdim. Saçım kuruyunca sonunda yatağa süründüm; ilk kez bu gece olanları ve ailemin söylemediği ya da söylemeyeceği şeyleri düşünerek. Ben Safir Sürüsü’nün Alfa’sının kızıydım ve kurdsuzdum; daha açık söylemek gerekirse, sadece bir insandım. Sadece bir insan… İşte o an ağlamaya başladım.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm