Bölüm 1 BÖLÜM 1

Amara'nın Gözünden

Umut taşımanın tehlikeli bir şey olduğunu bilmeliydim.

Cadı meclisi topraklarının sınırındaki küçük odamda, çatlak aynanın karşısında durmuş, bu gece için sakladığım gümüş rengi elbisemi ellerimle düzeltiyordum. Parmaklarım yaka kısmındaki zarif işlemelerin üzerinde gezinirken ellerim titriyordu. Bu elbise Luna törenim içindi. Bu gece, o anın nihayet geleceğine inanıyordum. Bu gece Michael sürüsünün karşısına Alfa olarak çıkacak ve beni seçecekti.

Aynadaki yansımam bana fazlasıyla parlak, aptalca hayallerle dolup taşan gözlerle bakıyordu. Gözlerimin altındaki gölgeleri, yanaklarımdaki çökmüşlüğü görmüyordum. Yasak büyünün benden neleri alıp götürdüğünü fark etmiyordum. Tek gördüğüm âşık bir kadındı; geleceği olduğuna inandığı adam uğruna her şeyini feda etmiş bir kadın.

Ben Dark Crest topraklarına doğru ilerlerken, ay gökyüzünde tüm ağırlığıyla asılı duruyordu. Attığım her adımda kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Tam üç yılımı gücümü Michael'a aktararak geçirmiştim; zayıf düştüğünde ona güç vermiş, yaralandığında onu iyileştirmiş, onu yok edebilecek tehlikelere karşı ona kalkan olmuştum. Yaptığım her büyü benden bir şeyler koparıp almıştı. Enerjimi. Anılarımı. Ruhumun bir daha asla geri gelmeyecek parçalarını.

Ama kendi kendime buna değdiğini söylüyordum. Aşk fedakârlık isterdi. Meclisimin büyükleri beni uyarmıştı. Kutsal yolumdan saptığımı, büyüyü bencilce amaçlar uğruna kullandığımı söylemişlerdi. Ama onlar aşk hakkında ne bilebilirdi ki? Bana, onun her şeyi olduğumu söylediğinde ona inanmıştım. Birlikte hükmedeceğimizi söylediğinde ona inanmıştım.

Oraya vardığımda, tören alanı yanan ateşlerin ışığıyla aydınlanmıştı. Bölgenin dört bir yanından gelen kurtlar, yeni Alfalarının yükselişine tanıklık etmek için toplanmıştı. Havada enerji, güç ve heyecanlı bir bekleyiş titreşiyordu. Kalbim hızla çarparken kalabalığın en arkasında bekledim. Michael bana beklememi, önce unvanını almasına müsaade etmemi söylemişti. Ardından beni seçilmiş eşi, onun Luna'sı olarak ilan edecekti.

Taş platforma çıkışını, ay ışığının siyah saçlarında parlayışını izledim. Şimdiden bir kral gibi görünüyordu. Güçlü ve kendinden emin. Tam da benim yardımımla dönüştüğü kişiydi. Göğsüm gururla kabardı. Bunu ben başarmıştım. Benim büyüm bunu mümkün kılmıştı.

Sürünün büyüğü ellerini havaya kaldırdı ve kalabalık sessizliğe büründü.

Büyüğün sesi gecenin içinde yankılandı: "Bu gece, yeni Alfamızın yükselişine tanıklık ediyoruz. Dark Crest Sürüsü'nden Michael, bu onuru ve beraberinde getirdiği tüm sorumlulukları kabul ediyor musun?"

"Kabul ediyorum," dedi Michael, sesi son derece kararlı ve emindi.

"Peki, yanında durması, iktidarını güçlendirmesi ve mirasını geleceğe taşıması için kendine bir eş seçiyor musun?"

Nefesimi tuttum. İşte gelmişti, bunca zamandır beklediğim o an gelip çatmıştı.

"Seçiyorum," dedi Michael bir kez daha.

Ona doğru yürümek ve yanındaki yerimi almak üzere öne doğru bir adım attım.

Ama sonra arkasını döndü. Ve elini uzattı.

Başka birine.

Altın sarısı saçları ve kusursuz bir teni olan, güzeller güzeli bir dişi kurt platforma çıktı. Üzerinde gücün ve aidiyetin rengi olan koyu kırmızı bir elbise vardı. Kalabalık coşkuyla tezahürat etmeye başladı. Michael onu kendine doğru çekti; kolunu, sanki o kadın hep oraya aitmiş gibi beline doladı.

"Silver Moon Sürüsü'nden Lydia'yı seçiyorum," diye ilan etti. "Benim Luna'm o olacak."

Dünya durdu. İçimdeki her şey, taşa çarpan bir cam misali tuzla buz oldu.

Ne nefes alabiliyor ne de düşünebiliyordum. Hareket dahi edemiyordum.

Bana bakmadı bile, sanki hiç yokmuşum gibi davrandı. Kollarında, yatağında olduğum o kadın, ona her şeyini veren ben... Bir hiçtim artık. Görünmezdim.

Lydia gülümseyerek ona baktı ve o, herkesin gözü önünde onu öptü.

Sevinç çığlıkları daha da yükseldi. Işığın vurduğu yerin hemen kıyısında durduğumu kimse fark etmedi; üzerimdeki gümüş rengi elbise bir anda bir kostüme, gülünç bir şakaya dönüşmüştü sanki.

Görüşüm bulanıklaşırken geriye doğru sendeledim. Göğüs kafesim çöküyormuş gibi hissettim. Bunu nasıl yapabilirdi? Onca şeyden sonra? Geleceğimi, büyümü, bizzat ruhumu onun uğruna feda ettikten sonra hem de?

Koştum.

Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmam, kutlamalarının sesinden ve bu ihanetin görüntüsünden kaçmam gerekiyordu. Ayaklarım beni cadı meclisimizin topraklarına, bildiğim tek yuvaya doğru götürdü.

Ama kutsal ormanın sınırına vardığımda o kokuyu aldım.

Duman.

Korkudan buz kestim. Dallar elbisemi ve tenimi yırtarken daha da hızlı koştum. Ağaçlar seyrekleştiğinde o manzarayla karşılaştım.

Oris Meclisi alevler içindeydi.

Alevler, içinde büyüdüğüm evleri yutuyordu. Yerde cesetler yatıyordu; kız kardeşlerim, ailem hayvanlar gibi katledilmişti. Ay Tanrıçası'na ibadet ettiğimiz kutsal sunak yıkılmış, taşları çatlamış ve kana bulanmıştı.

"Hayır," diye fısıldadım. "Hayır, hayır, hayır."

Tanıdığım ilk cesedin yanına diz çöktüm. Bana ilk büyümü öğreten Kadim Miriam'dı bu. Gözleri boşluğa bakıyordu.

"Amara..."

Ses çok cılızdı, bir fısıltıdan farksızdı. Arkamı döndüğümde kuzenim Elara'nın kendini bana doğru sürüklediğini gördüm. Böğründeki yaradan oluk oluk kan akıyordu.

"Elara!" Sürünerek yanına gittim, onu iyileştirmek umuduyla ellerimi yarasına bastırdım. Ama büyüm çok zayıf kalıyordu. Kendimden çok fazla şey vermiştim.

"Senin için... geldiler," diye kesik kesik nefes aldı. "Gücünün... çok tehlikeli olduğunu söylediler. Michael... yerimizi onlara o söyledi."

Bu sözler kalbime bir bıçak gibi saplandı.

Bunu yapan Michael'dı. Sadece bana ihanet etmekle kalmamış, sevdiğim her şeyi de yok etmişti.

"Al bunu," diyen Elara avucuma bir şey tutuşturdu. Atalarımızın son koruma büyüsünü barındıran meclis tılsımıydı bu. "İntikamımızı al."

Gözleri kapandı. Göğüs kafesi hareketsiz kaldı.

Ölümle çevrili bir hâlde, elimde tılsımla küllerin ve kanın içinde öylece diz çöktüm. Keder ve öfke içimde öylesine birbirine karışmıştı ki, artık hangisi keder hangisi öfke ayırt edemiyordum.

Kendi insanlarımı çıplak ellerimle gömdüm. Dualarını okudum. Geçmişime, olduğum kişiye veda ettim.

Sonra Dark Crest Sürüsü'ne geri döndüm.

Artık kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı.

Beni bekliyorlardı. Michael tam ortada duruyordu, yanında da yeni Luna'sı vardı. Bana buz gibi gözlerle baktı.

"Uzak durmalıydın, cadı."

Beni zindanlara sürüklediler. Bende olmayan cevapları almak için bana işkence ettiler. Tenime gümüş kazıdılar ve ben çığlık atarken kahkahalarla güldüler.

İşleri bittiğinde ise son darbeyi bizzat Michael indirdi.

Bıçağı kaburgalarımın arasına saplarken, "İşe yarıyordun," dedi. "Ama hiçbir zaman yeterli olmayacaktın."

Üzerime eğilmiş yüzüne bakarak, kalbimde nefretle ve dudaklarımda ihanetin o acı tadıyla can verdim.

Son düşüncem çok basitti.

Aşk beni mahvetti.

---

Sonra gözlerimi açtım. Ancak yansımada bana bakan yüz bana ait değildi.

Sonraki Bölüm