Bölüm 7 O Çok Ucuz Bir İnsan mı?

İki saati aşkın bir sürenin ardından, Olivia nihayet Bianca ile küçük şatoyu yapmayı bitirdi.

Öğle yemeği saati yaklaşırken Bianca'nın acıkmış olabileceğini düşünerek onu yemek için aşağı indirmeye karar verdi.

Bianca'nın keyfi çok yerindeydi; bir yandan Olivia'nın elini tutuyor, bir yandan da elini neşeyle ileri geri sallıyordu.

Bunu gören Olivia'nın bakışları şefkatle yumuşadı. "Bianca, sen harikasın! Şatoyu o kadar çabuk bitirdin ki, benden bile hızlıydın."

Bianca bu övgü karşısında kocaman gülümsedi, gözleri sevinçle parlıyordu.

Bianca'nın bu tatlı gülümsemesi karşısında Olivia'nın içi eridi.

Bianca'nın zorlayıcı işleri başardığında ya da sevdiği şeylerle karşılaştığında çok daha canlı duygular sergilediğini fark etti.

Bu, Olivia için önemli bir gelişmeydi; çünkü ileride bu konularda Bianca'ya daha etkili bir şekilde rehberlik edip destek olabileceği anlamına geliyordu.

Tam keyfi yerine gelmişken içeri Michael girdi.

Etrafına soğuk ve otoriter bir hava yayıyordu. Yara'ya, "Bianca'yı aşağı indir," dedi.

Ardından bakışları Olivia'yı buldu ve, "Benimle çalışma odasına gel!" diye emretti.

Olivia afallamıştı.

Michael'ın tavrından ondan hesap sormaya geldiği belliydi. Çok mu yanlış bir şey yapmıştı?

Kafası karışsa da itiraz etmeyen Olivia, Bianca'yı Yara'ya teslim edip Michael'ın peşinden çalışma odasına gitti.

İçeri girer girmez doğrudan, "Ne konuşmak istiyorsun?" diye sordu.

Bianca'nın duyamayacağı kadar uzaklaşmış olmalarından faydalanan Michael, artık öfkesini dizginlemiyordu. "Bir de soruyor musun? Olivia, bunun bir şaka olduğunu falan mı sanıyorsun? Sophia'ya kasten zorluk çıkarmalar, işini düzgünce devretmemeler! Johnson ve Brown aileleri arasındaki ortaklığı sabote etmeye mi çalışıyorsun? Bu projenin iki aile için de ne kadar önemli olduğu hakkında en ufak bir fikrin var mı?"

Olivia bu suçlama karşısında donakaldı. Sophia'ya ne zaman zorluk çıkarmıştı ki?

Soğuk bir sesle cevap verdi, "Ben işimi yaptım ve devir teslim prosedürlerine uydum. Her şeyi bildiğini iddia edip bana gitmemi söyleyen Sophia'nın ta kendisiydi."

"Yeter!" diye kükredi Michael öfkeyle. "Hâlâ Sophia'ya iftira atmaya çalışıyorsun. O öyle biri değil!"

Gözlerinde zerre kadar güven yoktu; sadece Olivia'nın suçlu olduğuna dair sarsılmaz bir inanç taşıyordu.

Olivia'nın içinden bir ürperti geçti, yüzünden kan çekilmişti.

Bunca yıl boyunca Olivia kendini şirketin projelerine adamış, işini asla hafife almamıştı. Buna rağmen, Michael işin aslını öğrenmeden onu azarlıyordu.

Dört yıllık evlilikleri, bir başkasının iki dudağının arasından çıkan birkaç lafa bile dayanamamıştı.

Olivia, çaresizce ne kadar başarısız biri olduğunu düşündü.

Artık kendini savunmak içinden gelmiyordu. Nasıl olsa ona inanmayacaktı.

Olivia üzerine ağır bir yorgunluğun çöktüğünü hissetti. Boşanma evraklarını hâlâ görmemiş miydi? Ne kadar çabuk boşanırsalar, bu asılsız suçlamalardan o kadar çabuk kurtulacaktı.

Onun sessiz kaldığını gören Michael, suçluluk duyduğunu sandı. Yüzündeki ifade daha da soğuklaştı.

Sert bir dille onu uyardı: "Olivia, Johnson ve Brown aileleri arasındaki bu ortaklık iki taraf için de hayati önem taşıyor. Sophia'ya zorluk çıkarmayı bırakıp işini düzgünce devretsen iyi edersin. Şimdi benimle ofise geliyorsun ve devir teslimi baştan yapıyoruz. Ondan sonra da evinde oturup çocuklarınla ilgilen. Bir daha da iş meselelerine burnunu sokma."

Gözleri sabırsızlıkla doluydu, Olivia'ya itiraz etme fırsatı bile tanımadı.

Olivia gitmek istemiyordu. Sophia'nın o kendini beğenmiş, küçümseyici suratı gözünün önüne geldi.

İnsanların içinde melek gibi görünüp perde arkasında ortalığı karıştırıyordu. Şimdi tıpış tıpış geri dönüp işleri ona mı devredecekti?

Olivia karşı çıktı. "Ben işimi çoktan bitirdim. Ortada bir sorun varsa bu benim değil, Sophia'nın suçudur!"

Bunu söyledikten sonra, Bianca'yla öğle yemeği yemek için aşağı inmek üzere arkasını döndü.

Fakat Michael hızla bileğini kavradı, "Olivia, itiraz etme hakkın yok!"

Onun direnmesine aldırış etmeden, sürükleyerek evden çıkarmaya çalıştı.

"Michael, bırak beni... Aklını mı kaçırdın sen?" Olivia'nın yüzü asıldı ve ellerinden kurtulmak için çırpındı.

Sophia uğruna ona kaba kuvvet uyguluyordu!

Bir zamanlar tanıdığı o beyefendi adam nereye gitmişti?

Gürültüyü duyan Bianca, ne olduğuna bakmak için içgüdüsel olarak yanlarına geldi.

Hâlâ öğle yemeği için Olivia'nın gelmesini bekliyordu.

Olivia, tutulan kolunu Bianca'nın görmesini engellemeye çalışarak, "Bianca, tatlım, yemek odasında beni biraz daha bekle olur mu?" dedi.

Bianca gözlerini kırpıştırdı; durumu biraz olsun sezmiş gibi başını sallayıp arkasını döndü.

"Bırak beni! Bianca'yla yemek yedikten sonra seninle geleceğim. Böyle kaba kuvvete gerek yok." Olivia'nın yüzü ciddileşmiş, gözleri öfkeyle dolmuştu.

Michael'ın Bianca'yla yemek yemek gibi bir derdi zaten hiç olmamıştı. Biriken hayal kırıklıkları Olivia'nın kalbini çoktan buz kestirmişti. Artık canı yanmıyordu.

Kısa bir an düşünen Michael, isteksizce onun kolunu bıraktı ama soğuk bir sesle uyardı: "Yirmi dakikan var."

Olivia onunla daha fazla konuşmak istemiyordu. Bianca'yla öğle yemeği yemek için aceleyle aşağı indi.

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm