Bölüm 5 Beklenmedik Başlıklar

Tyler’ın Bakış Açısı

“Makell İmparatorluğu’nun varisi iddiaya göre Vegas’ta bir adamla evlendi”

Manşetin altında, maskeli bir fotoğrafım vardı. Quin de tam karşımda duruyor, lanet olası parmağıma yüzük takıyordu.

Dur, ben niye panikliyordum ki? Kimse beni tanımazdı. Fotoğraf zaten biraz bulanıktı. Hem nikâh belgesini de yanıma almıştım; üstünde gerçek adım yazıyordu.

Şu an resmen her şey mutluluğuma karşıydı.

Yaklaşık üç saat sonra kapı zili çaldı. Cassie, elinde bira şişeleri ve bir pizza kutusuyla içeri girdi.

Tanrım, onu seviyorum. Ne istediğimi nokta atışı bilmesine bayılıyorum… Gerçi yalnız değildi.

“Selam, sürtükler.” Kira’nın sesi duyuldu.

Ardından Aron ve Judy de geldi.

“Haberim olmayan bir parti mi var?” dedim. Hepsi daracık daireme yayılıp rahat ederken yüzlerine baktım.

“Evlenmişsin diye duyduk. Bizi düğününe çağırmayan tek evli arkadaşımızla kutlamaya geldik.” dedi Judy; sakin ama iğneli bir tonla.

Telefonda bir şeye bakıyormuş gibi yapan Cassie’ye döndüm. Göz göze geldik.

“Off, hadi ama.” diye homurdandı.

“Çocuklara söylemek zorundaydım.”

“Önce bana söyleyemez miydin?” Kaşımı kaldırdım.

“Ah canım, takmayacağını biliyorum. Bak, gördün mü?” diye elini etrafta salladı. “Takmıyorsun işte.”

“Hay siktir, Cass.” deyip tek kişilik, dededen kalma koltuğa oturdum.

“Neyse ki aynı takımda çalışmıyoruz. O yüzden git kendini becer… ya da daha iyisi, kocanı.” Son cümlede kıkırdadı.

Gece geç saatlere kadar konuştuk. Sonunda herkes kalkıp gitti.

Uyuyamadım; yatakta yüz kere döndüm durdum. Quin’i aklımdan atamıyordum. Benimle oynadığı için ondan nefret ediyordum. Yatakta bu kadar iyi olduğu için daha da çok nefret ediyordum.

Onu düşünmem bile sertleşmeme yetti. E, elim iş görür. Kalktım, soyundum, tekrar yatağa uzandım. Kayganlaştırıcıya gerek yok. Şunu bir an önce bitirip uyumak istiyorum.

Avucuma tükürdüm, gözlerimi kapatıp kendimi okşamaya başladım. Quin’in kalınlığını içime alıp beni nasıl açtığını hatırladım. Ondan yayılan sıcaklığı, içime girip çıkışını, hiç acımadan beni becermesini…

“Siktir!”

Daha hızlı okşadım, bir an bile yavaşlamadım. Tenimizin şapırtısı kulağımı doldurdu. Alt dudağımı ısırırken boşalmanın sıcaklığı göğsüme yayıldı. Nefesimi toparlamak için kendime birkaç dakika verdim. Sonra tişörtümü alıp onunla temizlendim ve tekrar yere attım. Çok geçmeden, az önce uyku için yalvaran ben değilmişim gibi sızıp kaldım.

Pazartesi, istediğimden hızlı geldi. En azından annem çıktığından beri beni arayıp durmuyordu; o da bir şeydi.

Metroyla gidip ofise tam vaktinde vardım. İşe başlamadan önce parasız kalmayı göze alamazdım. Bir yandan da annemin neredeyse 15 milyon dolarlık borcunu kapatmak için para biriktiriyordum. Bir de ona verdiğim harçlık var; kumar alışkanlığını bıraksın diye onu da kısmıştım.

Birkaç gün önce yeni patronumun görüntüsüyle boşaldığımı hatırlayınca içime bir utanç saplandı. Düşünceyi hemen kafamdan attım.

“Bu, Bay Quin’in haftalık programı,” dedi Clair, elime kül rengi bir dosya uzatıp. Ardından bir fincan kahve verdi. “Kahvesini asla unutma.” Biraz eğilip fısıldadı: “Onsuz çalışır gibi olmuyor.” Gülümsedi.

“Tamam. Teşekkür ederim.” O da karşılık olarak göz kırptı ve beni kocaman kapının önünde bırakıp gitti.

Kalp atışlarım hızlandı sanki. Nefes aldım, verdim. Sonra içeri girdim.

Koltuğu ters dönüktü; şehir manzarasını gösteren camlara bakıyordu.

“Günaydın Bay Mackenzie. Kahveniz.”

Döndü ve bana baktı. O kadar bariz biçimde nefes kesen yüzüyle.

“Yeter!” diye azarladım kendimi içimden.

Onun karşısında sertleşmeyi göze alamam. Ona böyle tepki vermem, daha önce yaşadığımız şey yüzünden. Muhtemelen bir kız arkadaşı vardır ya da… bir erkek arkadaşı.

Kahveyi aldı, teşekkür bile etmedi.

Ne büyük kibir.

Kahveden bir yudum aldı, sonra delip geçen deniz mavisi gözlerini kaldırıp bana baktı.

Tanrım, ondan nefret ediyorum.

“Bugün ne var?” diye sordu. Kahvesini yudumlamaya ve telefonunu kurcalamaya geri döndü.

Hemen günün sabit programını okumaya başladım.

“Dokuzda editör ekibiyle toplantınız var, yirmi dakika sonra. Ayrıca editör toplantısının hemen ardından, onda Blackwood’larla sözleşme imzanız var.” Okumaya devam ettim.

Kısaca başımı kaldırdım; ilgisiz görünüyordu ama yine de programın son maddesine kadar sürdürdüm.

“Son olarak, akşam yedide ailenizle yemeğiniz var.”

Tüm süre boyunca telefona gömülüydü. Kafasını masaya vurup kanlar içinde kalana kadar parçalamak istedim. Ondan o kadar nefret ediyorum ki.

Gün, toplantıdan toplantıya ağır ağır geçti. Hiç mola veriyor mu? Bitmiştim.

Babasıyla yemeğe çıkma vakti gelince, gece için çıkabileceğimi söyledi.

Eve gelince duş aldım, yatmaya hazırlandım.

Telefonumdan mesaj bildirimi sesi geldi. Ama beklediğim telefondan değildi. Komodinin çekmecesini açıp telefonu kilidini açtım.

Sadece biriyle yatmam gerektiğinde kullandığım telefondı; kapatmayı unutmuş olmalıyım.

Mesaj şöyleydi:

Sevgili kocam, benden kaçabileceğini mi sanıyorsun? Seni bulacağım.

Kahretsin!

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm