Bölüm 4
Orion
Telefonumun durmak bilmeyen zırıltısı, tırnakla cama sürtülmüş gibi bir sesle beni baygınlıktan çekip aldı. Otel perdelerinin arasından süzülen güneş ışığı, kafama saplanan buz kırıkları gibiydi. Ağzım, sanki bütün gece benzinle gargara yapmışım gibi tadıyordu. Vücudumdaki her kas, üstümden tren geçmiş gibi ağrıyordu.
Lanet olsun. Dün gece ne kadar içtim ben?
Gözlerimi açmadan telefona uzandım, sesim boğuk ve hırıltılı çıktı.
"Ne."
"Orion, otel odanı yine değiştirdin, değil mi?" Dedemin sesinde o tanıdık bezginlik ve endişe karışımı ton vardı. "Otelle konuştum. Sen benim senin için ayarladığım kral dairesinde kalmıyormuşsun. Gerçekten, her geçen gün daha da paranoyak ve inatçı oluyorsun."
Yavaşça doğruldum, başım lunapark oyuncağı gibi dönüyordu.
"Ee?"
"Ee'si var!" Yaşlının öfkesi telefondan taşıyordu adeta. "Dün gece seninle tanışması için çok özel birini ayarlamıştım. Ama senin şu paranoyak oda değiştirme huyun yüzünden muhtemelen seni bulamadı. Bunca titiz plan, hepsi çöpe gitti."
Ses tonundaki bir şey beni daha da kendime getirdi.
"Kim?"
"Karın."
Bu iki kelime kafama buz gibi çarptı. Artık tamamen ayıktım; öfke, akşamdan kalmalığı bıçak gibi yardı geçti.
"Benim ne? Altı yıl önce, seni durduramayacak kadar hasta olduğum zaman kafana göre ayarladığın karı mı diyorsun? Benim haberim bile olmadan ayarladığın, sırf sen bir yabancının 'manevi korumasına' ihtiyacım olduğuna karar verdin diye evlendirildiğim kadın mı?"
"Orion, lütfen, bir açıklama yapmama izin ver—"
"Hayır." Sesim buz gibi bir sakinliğe büründü. "Sana daha önce de söyledim, ihtiyar. Boşanıyorum. Beni, saçma sapan batıl inançların yüzünden tanımadığım bir kadına bağlamış olman umurumda değil. Bu iş bugün bitiyor."
"Bu batıl inanç değildi!" Dedemin sesi yükseldi; hem savunmacıydı hem de suçluluk içindeydi. "Görüştüğüm astrolog, yaşam enerjisi uzmanı… hepsi aynı şeyi söyledi. Ölüyordun, Orion. Vücudundaki zehir, yaşam enerjini tüketiyordu. Sana uyumlu bir yaşam gücüne sahip biri lazımdı; enerjisi evlilik gibi kutsal bir bağ üzerinden sana aktarılabilecek biri. Ve işe yaradı! İyileştin!"
Alaycı bir kahkaha attım.
"Sen gerçekten bu mistik zırvalara inanıyor musun? Ben modern tıp ve inatla kurtuldum, senin beni hukuken bağladığın bir yabancı yüzünden değil."
"Onun numeroloji haritası kusursuzdu, yıldız dizilimi tam sana göreydi—"
"Adını bile bilmiyorsun, değil mi?" Sözünü kestim, sesim tiksintiyle doluydu.
Dede kıkırdadı; benim öfkemi eğlenceli bulmuş gibiydi.
"Ama Hartwell ailesinin tek kızı olduğunu biliyorum! Ve gerçekten, Orion, avukatlarıma bırakıp hallettirdiğim altı yıllık resmi bir anlaşmanın her küçük ayrıntısını hatırlamamı mı bekliyorsun?"
"İnanılmaz," diye tısladım; sesim yine o ölüm sessizliği tonuna döndü. "Beni birine ömür boyu bağladın ve ayrıntıları hatırlamaya bile tenezzül etmiyorsun, öyle mi? Şimdi telefonu kapatıyorum. Bir dahaki konuşmamızda masamda imzaya hazır boşanma evraklarını görmek istiyorum."
"Orion, bekle—"
Telefonu kapattım ve yatağa fırlattım. Öfke damarlarımda kaynıyordu. Altı yıl. Tam altı lanet yıl boyunca, sırf dedem falcılara, astrologlara ve yaşam enerjisi masallarına inandı diye, hiç tanımadığım biriyle yasal olarak evli kalmıştım.
En azından oda değiştirmekle planladığımı başarmıştım. Ne kapıma kadar gelip dram provası yapar gibi ağlayan, hesaplı kitaplı cilvelerle kendini atan umutsuz aktrisler beni bulabildi, ne de altı yıl önce dedemin benim için para karşılığı ayarladığı o muhtemel altın avcısıyla karşılaşmak zorunda kaldım. Muhtemelen kendini bir şey sanan, şımarık bir prenses vardı karşımda; kral dairesine girip, ölüm döşeğindeki bir milyoner bulacağını ve onu parmağında oynatacağını sanmış olmalıydı.
Mükemmel. Tek taşla iki kuş.
Ama öfkem yavaş yavaş dinerken, başka hisler sızmaya başladı. Oda… tuhaf geliyordu.
Bu sefer daha dikkatli bakındım. Kıyafetlerim sadece etrafa saçılmış değildi—yırtılmıştı. Gömleğim ters yüz olmuştu, kemerim ortada yoktu. Çarşaflar darmadağındı ve havada benimle hiçbir ilgisi olmayan bir koku ağır ağır duruyordu. Çiçeksi ve pahalı bir parfüm, bir de seksin o tartışılmaz kokusuna karışmıştı.
Sonuçlar kafama dank edince kanım çekildi.
Eğer odaları değiştirerek karımdan kaçmayı başardıysam ve burayı hiçbir oyuncu bulamadıysa, o zaman dün gece benim odamda kim vardı?
Bu sefer etrafa daha dikkatli bakındım, işte o zaman fiziksel kanıt yüzüme çarptı.
Vücudum… kullanılmış gibiydi.
Başka kelime bulamıyordum. Alkolle alakası olmayan, tamamen başka bir şeyle ilgili bir yorgunluk… Tanrım, üzerine düşünmek bile istemiyordum. Bilinçli olarak çalıştırmadığımı sandığım kaslarımda bir sızı, iliklerime kadar inen, rahatsız edici derecede tanıdık bir bitkinlik, kasıklarımda ise sanki maraton koşmuşum gibi bir ağrı vardı.
Üstelik aletimle koşmuşum gibi.
Daha beteri, anılar değil ama anı kırıntılarına benzeyen hisler vardı. Yüzümü istemsizce kızartan türden. Beynimi sigorta attıracak kadar yoğun bir haz gölgesi. Bütün gecenin neden baygın geçebildiğini açıklayan türden bir boşalma.
Siktir.
Bu fark ediş hem dehşet vericiydi hem de erkek egomun karanlık, rahatsız edici bir köşesinde, azıcık da olsa… etkileyici. Her ne olduysa dün gece, bedenim buna son derece hevesle katılmıştı. Zihnimse komple devreden çıkmıştı.
Banyoya doğru sendeleyerek yürüdüm, aynadaki yansımama takıldım. Saçım berbattı, tenime ateş basmıştı, dün olmayan izler boynumu süslüyordu. Sırtımda, hareket ettikçe yanan tırnak izleri vardı.
Kim ulan, kim cüret etti de—
Benim bedenim. Benim kontrolüm. Birisi beni bildiğin, sanki—
O zaman gördüm. Komodinin üstünde, bana ait olmadığı çok belli olan bir şey parlıyordu.
Bir yüzük. Beyaz altın, ortasında zümrüt, etrafında karmaşık Art Deco desenli pırlantalar. Çoğu insanın arabasından pahalıya çıkan cinsten. İşçilik kusursuzdu—bunu tasarlayan ne yaptığını çok iyi biliyordu.
Yanında bir parça katlanmış otel kâğıdı duruyordu.
Notu elime aldım. Elllerim, içimdeki fırtınaya göre tuhaf şekilde sakindi. Kâğıdı açtığımda, düzenli, özenli bir el yazısı gördüm:
Dün gece için içtenlikle özür dilerim. Bu, yaşattığım… rahatsızlığın karşılığıdır. Lütfen özrümü kabul edin.
Tazminat.
Kelime kafamın içinde bomba gibi patladı.
Notu bir daha okudum. Sonra bir daha. Her okuyuşumda daha da kötü geliyordu—daha aşağılayıcı, daha akıl almaz derecede cüretkâr.
Birisi benim odamdaydı. Biri, ben baygınken bedenimi kullanmıştı. Sonra da sanki ben bir çeşit—
Elllerim titremeye başladı. Zayıflıktan değil. Diğer bütün düşünceleri silip geçen, kusursuz bir öfkeden.
Yüzük avucumda ağır duruyordu. Pahalı. Gösterişsiz ama etkileyici. Eski para kokan türden. Her şeyden parayla sıyrılabileceğini sanan birinin takacağı türde.
Her türlü rahatsızlık için tazminat.
Sanki beni bir hizmet gibi satın almış.
Suikast girişimlerinden sağ çıktım. Kurumsal savaşlardan. Beni ortadan kaldırmak isteyen bir aileden. Vuruldum, zehirlendim, kıtalar boyunca avlandım ve bildiğin ölümün eşiğinden geri döndüm.
Ve şimdi şımarık bir orospu, beni ilaçlayıp baygınken sikip üstüne bahşiş bırakabileceğini mi sanıyordu?
Telefonumu kaptım, parmaklarım beyazlayana kadar sıkıca kavradım.
“Marcus.” Sesim ölümcül bir soğuklukla çıktı. “Birini bulmanı istiyorum.”
