Bölüm 2 Evlenmeni İzlemek İstiyorum
Naomi'nin yüzü anında asıldı. O mesajı kimin gönderdiğini çok iyi biliyordu.
Grace onun telefona dalıp gittiğini fark edip hafifçe dürttü. "Neye daldın böyle?"
"Hiçbir şey," diyerek kendine geldi Naomi, iştahı bir anda kesilmişti.
Cavendish ailesinin imkânları düşünüldüğünde, Jonathan onu bulmak isterse saklanacak hiçbir yeri yoktu. Bu kedi fare oyunu sonsuza dek süremezdi. Şirketin satın alınması, muhtemelen Jonathan'ın onu ne kadar kolay köşeye sıkıştırabileceğini gösterme yoluydu.
"Hey, dün nereye kayboldun sen? Deli gibi aradım. Meraktan öldüm!"
Grace, James'in nişan partisinde olanları öğrenmek için meraktan çatlıyordu.
Naomi ağzını açtı, kapattı ve sonunda çaresizce itiraf etti: "Sarhoş oldum ve tek gecelik bir ilişki yaşadım."
"Ne? Ciddi misin sen? Yıllarca çıkmanıza rağmen James'i öpmezdin bile ama dün gidip rastgele biriyle mi yattın?" Grace'in gözleri şokla irileşmişti; sesi, yan masalardakilerin başlarını çevirip bakmasına neden olacak kadar yüksek çıkmıştı.
"Sessiz ol, lütfen," dedi Naomi başını eğerek, yanakları kıpkırmızı olmuştu.
"Kimdi? Yüzünü net olarak gördün mü bari?" Grace, sesini telaşlı bir fısıltıya alçaltarak öne eğildi.
"Jonathan..." Naomi yavaşça nefes verdi. "Üstelik elmas kol düğmelerinden birini kaybettim..."
Tazminat istemesi de cabasıydı.
"NE!" Grace'in sesi bir an yükseldi, sonra hızla kendini susturdu. "Bana Cavendish veliahdıyla yattığını mı söylüyorsun? O buz gibi Azrail, Jonathan'la mı?"
Naomi perişan bir hâlde başını salladı.
"O James'in can düşmanı! Sen... Kahretsin! İti an, çomağı hazırla!" Grace gözleriyle telaş içinde işaretler yapmaya başladı.
Naomi'nin kanı dondu. Kaskatı kesilmişti; Jonathan'la göz göze gelmekten ödü koptuğu için arkasını dönmeye cesaret edemiyordu.
"Bayan Kennedy, ne tesadüf." Jonathan, onun dönmesini beklemeden hemen yanında beliriverdi.
Yüreği allak bullaktı.
Zoraki bir gülümsemeyle gönülsüzce ona döndü. "Ne sürpriz ama!"
Grace, böyle bir dramanın tam gözlerinin önünde yaşandığına inanamıyordu.
Naomi'nin yüzü bembeyaz kesilmişti.
"Özellikle seni bulmaya geldim," dedi Jonathan, zarif bir hareketle Naomi'nin karşısındaki sandalyeye oturarak.
Demek ki mesajına cevap vermeyince onun izini sürmüştü.
Naomi onun gözlerinin içine bakmaya cesaret edemiyordu ama bakışlarının yüzüne sabitlendiğini hissedebiliyordu.
Arkadaşının sıkıntısını hisseden Grace, Naomi'nin elini sıktı ve kulağına fısıldadı: "Şimdilik suyuna git. Sadece kol düğmesinin parasını öde ve özür dile. Gerekirse bütün birikimimi sana veririm."
Jonathan masanın karşısından alaycı bir şekilde güldü. "Bayan Hernandez, harçlığınıza ihtiyacım olduğunu mu sanıyorsunuz?"
Grace korkudan donakalırken eli buz gibi oldu.
Hernandez ailesi zengindi ama Jonathan'ın imparatorluğuyla kıyaslandığında bir hiçtiler.
Jonathan'ın alaycı ses tonunu hisseden Grace, yine de cesaretini toplayıp ona baktı. "Bay Cavendish, Naomi'nin kol düğmenizi kaybetmesi kesinlikle bir hataydı—"
"Konuya epey hâkim görünüyorsunuz," diye duygusuzca sözünü kesti Jonathan. Bu durum iki kadının birbirine kenetlenmiş ellerinin gerilmesine neden oldu.
Üzerlerine ezici bir baskı çökmüştü. Naomi korkudan saç diplerinin ürperdiğini hissetti.
Yine de Grace'e güven veren bir gülümsemeyle bakmayı başardı. "Sen gitmelisin. Bay Cavendish ile yalnız konuşmam gerekiyor."
Grace şiddetle başını iki yana salladı ama Naomi onun elini hafifçe okşadı. "Halka açık bir yerdeyiz. Bay Cavendish bir beyefendidir. Uygunsuz bir harekette bulunmaz."
Jonathan'ın dudakları hafifçe kıvrıldı ve kibar bir el hareketiyle Grace'e gitmesini işaret etti.
Naomi, Grace'i hafifçe itti. "Seni daha sonra arayacağım."
Grace isteksizce ayağa kalktı ve sesini kasten yükselterek, "Tamam ama bu geceki buluşmayı unutma. Polis olan kuzenim de orada olacak," dedi.
Naomi başını salladı, gerçi için için Jonathan'ın polisten korkacak biri olmadığını çok iyi biliyordu.
Grace gittikten sonra Jonathan doğrudan konuya girdi: "Dünkü teklifimi düşündün mü?"
Büyükbabasının durumu bekleyemezdi. Yaşlı adamın içinin rahat etmesi için bir an önce evlenmesi gerekiyordu.
Ve şu an en uygun aday Naomi'ydi. Araştırmasını yapmıştı; geçmişi temizdi, karmaşık bir aşk hayatı yoktu.
Dün gece de onun... el değmemiş olduğunu kanıtlamıştı.
"Bay Cavendish, kol düğmenizi kaybettiğim için gerçekten çok üzgünüm. İkimiz için de uygun bir telafi yolu bulabilir miyiz?"
Düşünmek için bulabildiği o birkaç dakika içinde Naomi'nin aklına gelen tek çözüm buydu.
"Para mı? Üzerindeki elmas çok büyük değildi, sadece beş karattı ama kol düğmelerini bizzat Tyler Thompson tasarlamıştı. Sizce ne kadar ödemeniz uygun olur Bayan Kennedy?"
Bu sözler Naomi'nin nutkunu tuttu. Tyler'ın tasarımları paha biçilmez hazinelerdi; asla sadece parayla ölçülmez, yalnızca layık görülen kişilere satılırdı.
Tyler'ın yirmi yılı aşkın kariyeri boyunca yılda sadece iki parça satmayı kabul ettiğini biliyordu. Bu yılki parçalardan birinin Jonathan'ın kol düğmeleri olduğu açıktı.
Gözlerini bir anlığına kapatarak o acı gerçeği kabullendi: Bu zararı karşılamaya asla gücü yetmezdi.
Ama karşılamazsa da Jonathan sahip olduğu nüfuzla onu defalarca mahvedebilirdi.
Her halükarda mahvolduğunu düşünen Naomi, dişlerinin arasından, "Bay Cavendish, geçmişimi umursamıyor musunuz?" diye sordu.
Jonathan soğuk ve duygusuz bir sesle, "Bunun benimle bir ilgisi var mı?" diye karşılık verdi.
Kadın kendini zaten ona vermişti; geçmişinin geri kalanı onun gözünde hiçbir anlam ifade etmiyordu.
"Kol düğmesini bulmak için bu akşama kadar vaktiniz var. Bulamazsanız, evlenmek üzere yarın sabah 8:30'da nikâh dairesinde olun."
Bunu söyledikten sonra Jonathan ayağa kalkıp gitti.
Buraya sadece büyükbabasının gönlünü yapmak için gelmişti, uzun uzadıya sohbet etmeye niyeti yoktu.
Jonathan restorandan çıkar çıkmaz büyükbabası aradı. "Nasıl geçti? Onu benimle tanıştırmaya ne zaman getireceksin?"
Jonathan rahat bir tavırla, "Merak etme, sizi tanıştıracağım," diye yanıtladı.
Hoparlörden William Cavendish'in cılız sesi duyuldu. "Fazla zamanım kalmadı. Göçüp gitmeden önce tek isteğim senin evlendiğini görmek; ancak o zaman bu dünyadan huzur içinde ayrılabilirim."
Jonathan'ın yüz ifadesi karmaşık bir hal aldı ama sadece hafifçe "Hı-hı," demekle yetindi.
Ertesi sabah Naomi, tam Jonathan arabasından inerken oraya vardı.
Onun gelişine hiç şaşırmamış gibi, "İçeri girelim," dedi ve özel işlem bölümüne doğru yürümeye başladı. Naomi de onu arkasından takip ediyordu.
Bütün geceyi bunu düşünerek geçirmişti. Başından beri bu sorunun tek bir çözümü vardı.
Naomi sık sık Jonathan'ın neden kendisini seçtiğini düşünmeden edemiyordu. Sıradan bir ailesi vardı, güzelliğiyle de pek dikkat çekmezdi; adamın ilgisini çekecek hiçbir özelliği yoktu.
Birlikte geçirdikleri o düşüncesizce gece dışında hiçbir şey...
Bir anlığına, adamın ona gerçekten değer veriyor olabileceği gibi saçma sapan bir düşünceye kapılmıştı. Ama o geceden önce hiç karşılaşmamışlardı; ona ilk görüşte âşık olmasına imkân yoktu.
Naomi kendini çok iyi tanıyordu; ne onu büyüleyecek bir güzelliğe ne de onu reddedecek güce sahipti.
Sonunda kaderine boyun eğmiş ve onu beklemek üzere erkenden nikâh dairesine gelmişti.
Jonathan ondan sıkıldığında gitmesine izin verecekti.
Nikâh işlemleri sorunsuz geçmişti. Naomi'nin tek yapması gereken imza atmaktı.
Naomi ancak evlilik cüzdanı eline tutuşturulduğunda gerçeğin tam anlamıyla farkına vardı: Tek gecelik ilişki yaşadığı bir adamla evlenmişti.
Jonathan uzaklaşmadan önce, "Bu anlaşmamızı pek kimsenin bilmesini istemiyorum," dedi.
Naomi elinde evlilik cüzdanıyla öylece kalakalmış, şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez haldeydi.
Jonathan evliliklerini gizli tutmak istiyordu. Muhtemelen onunla sadece oynuyordu. Belki de bir doğruluk mu cesaret mi oyununu kaybetmiş, bu yüzden rastgele bir kadınla evlenmek zorunda kalmıştı ve yakında boşanmayı planlıyordu. Öyle olursa yeniden özgür kalacaktı.
Nikâh işlemlerinden sonra Naomi doğruca iş yerine gitti.
Tam şirketin kapısına geldiğinde annesi aradı.
"Naomi, oralarda saklanarak bir şeyleri çözeceğini sanma. Seni uyarıyorum; eğer en kısa sürede eve dönüp düzgün bir evlilik yapıp yuva kurmazsan, iş yerine gelir rezalet çıkarırım!"
