Bölüm 9 Acele et ve Boşan
Jonathan hayatında hiç giymediği bir şey olan ucuz kıyafetleri gönülsüzce üzerine geçirdi.
Kumaş tenine değdiği an tüylerinin diken diken olduğunu hissetti.
Naomi onun çıkardığı kıyafetleri özenle katladı, yıpranmış naylon poşete tıkıştırdı ve bagaja fırlattı. Ancak ondan sonra arabaya dönüp emniyet kemerini taktı.
"Cavendish Bey, gitmeye hazırız."
Arabaya zaten sinir olmuş olan Jonathan, ayağındaki ayakkabıları şimdi daha da iğrenç buluyordu.
Onun ruh halini fark eden Naomi iç çekti. "Cavendish Bey, özür dilerim. Bu sizin için rahatsız edici olmalı."
"Yani bunu kasten mi yaptın?" diye çıkıştı Jonathan.
Beni etkilemek için lüks bir arabayla gelmediğim için beni cezalandırıyor olmalı, diye geçirdi içinden.
Naomi çaktırmadan gözlerini devirdi. "Cavendish Bey sırça köşkünde yaşadığı için sıradan insanların nasıl yaşadığını elbette anlamaz. Ben ücretsiz kargoyla 9,99 dolara satılan tişörtler bile giydim. Herkesin giyinmek için binlerce dolarlık kıyafetlere ihtiyacı yok."
Bir gömlek için dokuz dolar doksan dokuz sent mi?
Bu, Jonathan'ın aklının alabileceği bir şey değildi. Şirketler bundan nasıl kâr ediyordu ki? O fiyata bir çift çorap bile üretilemezdi.
Onun yüz ifadesinin yumuşamadığını gören Naomi ortamı yumuşatmaya çalıştı. "Cavendish Bey, biraz dişinizi sıkın lütfen. Onları sadece bir kez göreceksiniz; ne olduğunu anlamadan bitip gidecek."
Bu sözler üzerine yüzü biraz gevşedi. "Tam olarak ne yapmam gerekiyor?"
"Dilsizi oynayın. Hiçbir şey söylemeyin," dedi Naomi yorgunlukla arkasına yaslanarak. "Ne isterlerse istesinler 'hayır' deyin. Gerisini ben hallederim."
"Ne isteyebilirler ki?" Jonathan ona şüpheyle baktı.
Naomi açıklama yapamayacak kadar bitkin bir halde omuz silkti.
Naomi'nin külüstür bir Volkswagen'den indiğini gördüklerinde yüz ifadeleri anında donakaldı. Jonathan'ın zengin olduğunu anlarlarsa her şeyi isterlerdi. Ailesi onun suyunu çıkarana kadar her kuruşunu sızdırırdı, bir sent bile eksik bırakmazlardı.
Bir saat sonra Jonathan, kasabanın eteklerindeki küçük bir süpermarketin önünde durdu.
Gece çökmüştü. Kennedy ailesinin üç üyesi de yüzlerine yapıştırdıkları sahte gülümsemelerle girişte bekliyordu. Naomi'nin külüstür bir Volkswagen'den indiğini gördüklerinde yüz ifadeleri anında dondu.
Sürücü tarafından yakışıklı Jonathan inince Luna'nın yüzü biraz yumuşadı.
"Demek Jonathan sensin? Ben Naomi'nin annesi Luna Bailey. Bu babası Jagger Kennedy, bu da erkek kardeşi Zack Kennedy."
"Zack, merhaba desene!" Luna oğluna sertçe baktı.
Zack arabanın etrafında dolandı ve Jonathan'ın kıyafetlerini giderek artan bir hayal kırıklığıyla süzdü. "Anne, baba, hani Naomi zengin birini bulmuştu? Bu araba kim bilir kaç el değiştirmiştir, üstündekilerin tamamı da yüz dolardan bile daha ucuzdur."
Yüz kırk dokuz, diye düzeltti Naomi içinden.
Zack hayal kırıklığını gizleyemiyordu. Dün internette saatlerce Cavendish Şirketi'nin CEO'sunu araştırmıştı. Fotoğraflar bulanık olsa da, Naomi'nin kocasının aynı adam olduğuna ikna olmuştu. Bu yeni akrabalık sayesinde kendilerine akacak sonu gelmez para selini hayal ederek heyecandan içi içine sığmıyordu.
Ya şimdi? Naomi sıradan, beş parasız bir adamla mı evlenmişti?
Luna boğazını temizledi. "Zenginler genelde eşlerinin ailelerini sınarlar. Sen anlamazsın."
Sonra zoraki bir gülümsemeyle Jonathan'a döndü. "İçeri gel, tatlım. Bize getirdiğin hediyeler nerede?"
"Ne hediyesi?" diye sordu Jonathan gayriihtiyari.
Naomi aceleyle lafa girdi. "Anne, baba, işten çıkar çıkmaz buraya geldik. Alışveriş yapmaya hiç fırsatımız olmadı."
Ailesinin ondan tek kuruş bile koparamaması için, Jonathan'ın 'parasız ve cimri' imajını bilerek pekiştiriyordu.
Elleri boş geldiklerini duyan Zack, tek kelime dahi etmeden sinirle eve geri döndü.
Luna ve Jagger'ın yüzü asılmıştı ama yine de Jonathan'ı içeri buyur ettiler.
Jonathan, Naomi'nin gülmemek için kendini zor tuttuğunu fark edince daha da sinirlendi. Bu kız onu bilerek küçük düşürüyordu!
Akşam yemeği boyunca Jonathan çatalına elini bile sürmedi. O ucuz ve aşırı baharatlı yemekler, onda iştah falan bırakmamıştı.
Luna çatalına bir karides batırıp ona doğru uzattı. "Jonathan, bir de şunun tadına bak. Benim karidesim meşhurdur."
Kadının kendi ağzına soktuğu çataldaki karidesi görmek bile Jonathan'ın midesini bulandırmaya yetmişti.
Naomi ortamı yumuşatmaya çalışarak, mahcup bir tavırla ona plastik bir bardakta su verdi. "Yolda araba tuttu da onu. Pek bir şey yiyemiyor."
Jonathan, Ne kadar da zavallıca bir bahane! diye içinden alay etti.
Yine de bardağı kaldırıp bir yudum aldı. Ne de olsa susamıştı.
"Sen ne iş yapıyorsun Jonathan? Bizim Naomi ile nasıl tanıştınız?" diyerek sorguya başladı Luna.
Jonathan'a fırsat vermeden Naomi atıldı. "Benim çalıştığım şirkette güvenlik görevlisi. İş yerinde tanıştık."
"Vücudu da bu işe pek uygunmuş," dedi Luna zoraki bir gülümsemeyle.
Güvenlik görevlisi mi? Yani beş parasızın tekiydi.
Çatalını masaya bıraktı. "Jonathan, madem resmi olarak evlendiniz, sana açıkça sorayım. Düğün için ne kadar bütçe ayırmayı planlıyorsun? Herhalde hiç masraf yapmadan bu işin içinden sıyrılmayı düşünmüyorsundur?"
Nihayet konu paraya gelmişti. Jonathan buz gibi bir ses tonuyla, "Ne kadar istiyorsunuz?" diye sordu.
Naomi usulca onun kolundan çekiştirdi ama Jonathan kadının elini geri itti. "Kumaşı çok ucuz," diye homurdandı.
O pazardan alınma ucuz kıyafet, muhtemelen bir saat daha giyse dikişlerinden patlayacaktı.
"Naomi, sen karışma," diyen Luna, bakışlarını Jonathan'a dikti. "Benim kızım bu civardaki en güzel kızdır. Üstelik şimdi büyük şehirde ünlülerin menajerliğini yapıyor. Onu alarak resmen turnayı gözünden vurdun."
"Çok bir şey istemiyoruz. Düğün masrafları için 180 bin dolar yeterli. Buna kardeşinin araba parasını da eklersek, düz hesap 200 bin dolar diyelim." Luna düşünüyormuş gibi yaparak duraksadı. "Ha, bir de bizim için şehir merkezinden alınacak bir evin peşinatını ödemen gerekecek. Zack evlendiğinde o evde oturacak. Öyle küçücük bir yer olmasın tabii. Kredi taksitlerini biz öderiz, ne de olsa anlayışlı insanlarız."
Tam o esnada Naomi çatalını sertçe masaya bıraktı. "Sanki açık artırmada satılan bir malmışım gibi benden bir milyon dolardan fazla para istiyorsunuz! Sahip olduğum her şeyi satsam bile bu paranın yanından dahi geçemem!"
"Bir güvenlik görevlisinin buna gücü yetmiyor mu? O zaman boşan gitsin." Luna ayağa kalkıp Jonathan'ın önündeki balık ve karides tabaklarını alarak Zack'in önüne koydu. "Senin için bulduğum o adam, evlendiğiniz gün evini senin üzerine yapacağına, çocuğunuz olduğunda da 500 bin dolar vereceğine söz vermişti. Zaten sadece bunlar iki milyon dolar ediyor!"
Jagger da başını hararetle sallayarak onu onayladı. "Bu Jonathan pek güvenilir birine benzemiyor. Ondan derhal boşanmalısın."
"Bu adamda ne buluyorsun ki Naomi? Alt tarafı eli yüzü düzgün!" Zack, Jonathan'a ters ters baktı. "Sen fıstık gibi kızsın Naomi. Otur evinde, çocuk yap... Otuzuna gelmeden dört tane doğursan. İki milyon dolar eder..."
Naomi ellerini sertçe masaya vurup hışımla ayağa fırladı. "Boşanmak mı? Asla. Başkasıyla evlenmek mi? Unutun bunu. Ben onun çocuğunu taşıyorum. Üstüme gelmeye devam ederseniz, iki kişinin vebali boynunuza olur."
