Bölüm 5 Kimse Umurunda Değil
Taksi şoförü, Keira'yı yara bere içinde görünce irkilen, iyi kalpli, orta yaşlı bir adamdı.
"Hanımefendi, sizi hastaneye götüreyim mi? Kanamanız var."
"Gerek yok," dedi Keira gözleri kapalı cama yaslanırken; sesi o kadar cılızdı ki her an tükenecekmiş gibiydi. "Beni herhangi bir parka bırakın yeter."
Artık hastaneye verecek parası kalmamıştı. Olsa bile tedavi olmak istemiyordu.
Araba göl kenarındaki bir parkta durdu.
Güz rüzgârı soğuk esiyordu. Keira bir banka oturmuş, dizindeki kurumuş kana boş gözlerle bakıyordu.
Telefonu durmadan titriyordu.
Arayan Martha'ydı.
Keira titreyen elleriyle telefonu açtı; zehirli dikenlerle sarılı olsa da, dünyayla kalan son bağı buydu.
"Keira! Seni uğursuz! Öleceksen de bizi peşinden sürükleme!"
Martha'nın tiz sesiyle ettiği küfürler neredeyse hoparlörü patlatacaktı.
"Aiden az önce yatırımını geri çekti! Gidip önünde diz çökmez ve yalvarmazsan Lynn ailesinin biteceğini söyledi! Ona ne dedin? Bizden intikam almak için adamı bilerek mi kışkırttın?"
Keira ağzını açtı, boğazı kan tadıyla dolup taşmıştı. "Ben bir şey yapmadım."
"Kapa çeneni! Bahanelerini duymak istemiyorum! Zoey şu an Aiden'a yalvarmaya gidiyor, ikna edebilmesi için dua etsen iyi olur! Tıpkı o şerefsiz baban gibi, tek yaptığın bize ayak bağı olmak!"
Telefon kapandı.
Keira elinde telefonla öylece kesilen hattın sesini dinledi ve sonunda gözyaşlarına boğuldu.
Kimse canının yanıp yanmadığını sormadı.
Kimse neden göremediğini sormadı.
Kimse bu gece nerede kalacağını sormadı.
Martha'nın gözünde o bir yüktü. Aiden'ın gözünde ise bir yalancı.
Hava tamamen kararmıştı. Sol gözü zifiri karanlığa gömülmüş, sağ gözü ise bulanıklaşmaya başlamıştı. Dünya onu geride bırakıyordu.
Ertesi gün.
Elodie'nin ağlayarak yalvarmalarına dayanamayan Keira, yine de hastaneye gitti.
Amacı hayatta kalmanın bir yolunu bulmak değil, sadece Elodie'ye bir cevap verebilmekti.
Doktor beyin tomografisini incelerken kaşlarını çatmıştı; yüzündeki ifade korkutucu derecede ciddiydi.
"Bayan Lynn, durumunuz oldukça ciddi. Tümör görme sinirinize ve ağrı merkezinize baskı yapıyor. Son günlerde şiddetli baş ağrıları ve görme kaybı yaşıyor muydunuz?"
Keira hissizce başını sallayarak onayladı.
"Derhal ameliyat olmanız gerekiyor ama başarı oranı," diye duraksadı doktor, "oldukça düşük. Ameliyat olmazsanız, bu kötüleşme hızıyla yaklaşık üç aylık ömrünüz kaldı."
Üç ay.
Keira içten içe bir rahatlama hissetti.
"Ya tedavi olmazsam?" diye sordu.
"Yavaş yavaş kör olacaksınız, ardından felç geçireceksiniz ve en sonunda uykunuzda öleceksiniz."
"Kulağa fena gelmiyor," dedi Keira, dudaklarının kenarında buruk bir gülümsemeyle. "Bana sadece biraz ağrı kesici yazın, doktor."
Teşhis raporunu alıp doktorun odasından bir hayalet gibi çıktı. Koridor, yüzlerinde umut ya da çaresizlik okunan, gelip giden insanlarla dolup taşıyordu.
"Daha yeni boşandın, ne ara hastanelere düştün? Bu defa Aiden'a kendini nasıl acındırmaya çalışıyorsun?" İleriden o tanıdık ve iğrenç ses duyuldu.
Buğulu gözlerini kaldırıp baktığında, ileride duran o kusursuz çifti gördü.
Aiden'ın üzerinde koyu gri, günlük kıyafetler vardı; her zamanki o sert halinden eser yoktu. Kollarındaki kadın ise dünyadaki tüm sevgi ve şefkati üzerinde toplamış gibi görünen Zoey'di.
Zoey elinde bir belge tutuyordu, yüzü mutluluktan ışıl ışıldı.
"Ne tesadüf," dedi Zoey, tatlı bir ses tonuyla kasten Aiden'ın kollarına sokularak. "Doktora mı geldin? Kapı dışarı edildikten sonra varoşlara düştüğünü duymuştum. Buranın masraflarını karşılayabilecek paran var mı bari?"
Aiden tek kelime etmedi. Bakışları, Keira'nın sımsıkı tuttuğu o kağıt destesine takılmıştı: Ölümcül hastalık teşhisine...
Görmek mi istiyorsun, Aiden? Öleceğimi bilmek mi istiyorsun?
Keira içgüdüsel bir hareketle raporu arkasına sakladı.
"Sizi ilgilendirmez." Başını öne eğip yanlarından geçip gitmeye yeltendi.
"Dur." Aiden'ın buz gibi sesi aniden yankılandı. "Elindeki ne?"
Keira'nın kalbi tekledi. Öğrenirse, içinde zerre kadar da olsa bir vicdan azabı uyanır mıydı?
"Hiç."
"Ver onu bana." Aiden elini uzattı; itiraz kabul etmeyen bir ses tonuyla, "Bana aynı şeyi iki kere söyletme," dedi. "Yine benden para koparmak için getirdiğin bir fatura mı? Yoksa sahte bir hamilelik raporu falan mı?"
Keira başını hızla kaldırdı; hala görebilen tek gözü olan sağ gözü, büyük bir şaşkınlık ve çaresizlikle dolmuştu.
Demek onun gözünde bu kadar küçülmüştü.
"Madem bu kadar çok görmek istiyorsun..." Keira'nın parmakları, kağıdı sıkmaktan bembeyaz kesilmişti.
Tam yaklaşan ölümünü bildiren o kağıdı yüzüne fırlatıp vereceği tepkiyi görmek üzereydi ki...
Zoey karnını tutarak aniden çığlık attı ve Aiden'ın kollarına yığıldı.
"Aiden, bebeğimiz tekme attı!"
"Ne?" Aiden'ın o buz gibi yüz ifadesi anında yumuşadı, telaşla Zoey'e destek oldu. "Dikkat et. Doktor ilk üç ayın çok kritik olduğunu söylemişti."
Bebek.
Bu kelime Keira'yı yıldırım çarpmışa çevirdi.
Demek şimdiden bir çocukları olmuştu.
Keira'nın eli cansızca yana düştü, rapor parmaklarının arasından kayıp hemen yandaki çöp kutusuna süzüldü.
Artık ne anlamı kalmıştı ki?
Kendisine bir çöp gibi davranan ama Zoey'nin üzerine bir mücevhermiş gibi titreyen Aiden'a baktı; bedenindeki o son sıcaklık kırıntısının da akıp gittiğini hissetti.
"Bir şeyim yok, sadece pis bir şeye çarptım." Zoey kışkırtıcı bir bakışla Keira'yı süzdü ve Aiden'ı çekiştirerek oradan uzaklaştırdı.
Aiden çöp kutusuna dönüp bakmadı bile; ayakta zor duran, ha yığıldı ha yığılacak olan Keira'ya göz ucuyla dahi bakmamıştı.
Keira, hastanenin o kalabalık lobisinde, unutulmuş kötü bir şaka gibi yapayalnız kalakalmıştı.
