Bölüm 3
Hayden’ın gözleri şokla büyüdü. Yirmi yıl ayrı kaldıktan sonra Victoria’nın bu kadar isyankâr olmasına inanamıyordu.
Sert bir uyarı verdi: “Aklına bile getirme, sen biraz edep öğrenmeden aile yemeği filan vermem!”
Victoria umursamazca küçümseyerek güldü.
Hayden’ı tamamen görmezden gelerek hizmetçiye döndü. “Ortayı toparla, sonra da Gonzalez Köşkü’nden defolup git.”
Hayden’ın orada olmasından cesaret alan hizmetçi hemen itiraz etti: “Bilerek yapmadım, Bayan Gonzalez. Neden bana bu kadar zorluk çıkarıyorsunuz?”
“Beni Bayan Gonzalez olarak tanıdığına göre, kimin efendi kimin hizmetçi olduğunu da bil,” dedi Victoria elini savurarak. “Söylememen gerekeni söyleme, yapmaman gerekeni yapma.”
Tam gidecekti ki Hayden’ın kapkara kesilen yüzünü fark etti. Bu manzara hoşuna gitti. Hizmetçiye bir de şunu ekledi: “Yahut gidersin efendinle yatarsın, dördüncü ‘Bayan Gonzalez’ olursun. O zaman sana söz geçiremem zaten.”
“Victoria!” diye seslendi Hayden.
“Baba!” Pembe elbiseli bir kız, endişeyle koşarak geldi. Gergin havayı bölerek Victoria’nın önünde durdu, kaşları kaygıyla çatılmıştı. “Baba, sinirlenme. Victoria, bunca yıl onu terk ettiğini sanmış. Hâlâ kırgın. Lütfen üstüne alma.”
“Hâlâ kırgın öyle mi?” Hayden’ın sesi yükseldi. “Ben ona acımasam, geri bile getirmezdim. Şimdi bir de beni suçluyor ha?”
“Baba, lütfen içeri geç, sakinleş. Victoria’yla ben konuşurum,” dedi kız. Hayden’ı içeriye doğru yönlendirdi, sonra Victoria’ya dönüp kendini tanıttı: “Ben Veda Gonzalez.”
“Benim odam nerede?” Victoria, Gonzalez ailesine karşı kayıtsız bir tavırla sorup onun yanından geçti.
Veda’nın bakışları hafifçe karardı, gözlerinde alaylı bir parıltı belirdi. Victoria’yı fazla gözünde büyütmüştü. Bu aptal, onun hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan en geç bir haftaya Gonzalez Köşkü’nden kovulur.
Victoria’nın peşine takıldı, hevesle yol göstererek onu ikinci katın sonunda bir odaya götürdü. Kapı çizik içindeydi, kapı kolu ise kullanmaktan parlamıştı.
Veda, kapı kolunu iki parmağının ucuyla, tiksinti gizler gibi tutup açtı, yüzüne mahcup bir gülümseme yerleştirdi: “Ev tadilatta, şimdilik boş olan tek oda bu. Ama senin için yeni baştan düzenlettik.”
Kapı açılır açılmaz, rutubet ve tanımlanması güç çeşitli kokuların karıştığı ağır bir koku Victoria’nın yüzüne çarptı. Böyle odaları fazlasıyla iyi tanıyordu. Gemma onu ilk yanına aldığında, kalacak yerleri yoktu; kapı kapı dolaşıp barınacak bir yer istemişler, sonunda uzak bir akrabanın depo gibi kullandığı odasına sığınmışlardı.
O depo küçük ve harap bir yerdi; yılların küf kokusu, temizlik malzemeleri ve ne olduğu belirsiz organik atıkların kokusuyla karışmış, nemli ve karanlık…
Victoria’nın dudakları alaycı bir şekilde kıvrıldı. Onu böyle apar topar geri çağırmışlar, sonra da bu kadar umursamazca davranıyorlarsa, mutlaka işin içinde başka bir şey vardı.
Bakışlarını Veda’ya çevirdi: “Senin odan nerede?”
Veda bir an durakladı, sonra cevap verdi: “İkinci katta.”
Victoria, “Götür beni,” dedi.
Veda şaşırıp yapmacık bir gülümsemeyle güldü: “Seninkiyle aynı, hiç bir farkı yok. Özel bir tarafı yok yani.”
“Öyle mi? Aynıysa, benim görmemde de bir sakınca yok demektir,” dedi Victoria, başını hafifçe yana eğerek. Umursamaz ama tartışmaya yer bırakmayan bakışları Veda’yı delip geçti.
“Gerçekten gerek yok…” Veda’yı ciddiye almayan Victoria, tekrar ikinci kata çıktı ve oradan rastgele bir hizmetçiyi kolundan yakaladı.
Hizmetçi irkildi; muhtemelen Victoria’nın kapıdaki çıkışmalarını duymuştu, bu yüzden çekingen bir haldeydi. “Bir şey mi istediniz?”
“Veda’nın odası nerede?”
“Soldan ikinci kapı,” dedi hizmetçi ve tedirgin bir şekilde peşlerine takıldı.
Victoria odayı bulup kapıyı açtı. İçerisi aydınlık ve ferahydı, hoş bir koku vardı. Tavandan yere kadar uzanan camlardan yemyeşil ağaçları, şırıl şırıl akan bir dereyi ve masmavi gökyüzünü görebiliyordu.
Belli ki yaşaması çok keyifli bir odaydı.
Veda hemen arkasından geldi, hafif mahcup bir halde,
“Senin odan hâlâ hazır değil, o yüzden…” diye mırıldandı.
Victoria onu yarıda kesti:
“Ben bu odada kalacağım.”
Veda bir anda bağırdı:
“Ne?!”
“Hâşâ! Burası Bayan Veda Gonzalez için özenle seçilmiş oda!” Hizmetçi, hanımını korur gibi itiraz etti.
Victoria içeri girip etrafa baktı.
“Bebeklerini, eşyalarını ne varsa en kısa zamanda buradan çıkar.”
Veda hizmetçiye bir göz attı, gözleri bulutlandı, sesi kısık çıktı:
“Anladım. Sonuçta Victoria, sen babamın öz kızısın. Bu odayı çoktan bırakmam gerekirdi.”
Hizmetçi hemen telaşlandı, onu teselli etmeye çalıştı:
“Bayan Gonzalez, ne diyorsunuz? Bay Gonzalez sizi o kadar seviyor ki… Onun gözünde siz zaten öz kızısınız, hatta uğur yıldızısınız! Hem de bazı baş belalarından çok daha iyi.”
“Baş belası” lafı Victoria’yı içten içe yaraladı.
Kendi kendine bir şeyleri kavrayacak yaşa geldiğinde, Gemma’ya anne babasının niye onu istemediğini sormuştu. Gemma, onların da kendince zorlukları olduğunu söylemişti.
Ama sonra Victoria tesadüfen öğrenmişti ki, Cleo onu doğururken ölmüştü; Hayden ise onu uğursuz saymış, bunu bahane edip onu evden atmış, üzerine bir de koşa koşa yeni bir kadınla evlenmişti.
Victoria hizmetçiye sert bir bakış fırlattı:
“Sen de kovulmak mı istiyorsun?”
Hizmetçi donup kaldı.
Victoria sanki buranın asıl sahibiymiş gibi pencerenin yanına gidip sakin sakin oturdu, ağır ağır konuştu:
“Baş belası olsam bile, sonuçta hâlâ Gonzalez ailesinin meşru kızıyım. Konuşmadan önce biraz düşün.”
Veda dişlerini sıktı, gözleri bir an parladı, sonra alttan alır bir tonla,
“Victoria, hizmetçiye kızma. Suç benim. Odayı hemen senin için boşaltırım,” dedi.
“Güzel. Ben yokken halledin. Beni rahatsız etmeyin,” diye elini salladı Victoria.
Kapı kapandıktan sonra Victoria telefonunu çıkarıp şifreli sisteme girdi. Bir anda ekranda onlarca arama ve mesaj belirdi, telefon neredeyse donacaktı.
En önemli numarayı geri aradı:
“Görev sorunsuz bitmedi mi? Ne oldu?”
Arkadaşı sesi yükselterek sordu:
“Hâlâ hayatta mısın sen?”
Ardından devam etti:
“Üssü patlattık ama patronu yakalayamadık. İzleri takip etmeye devam edeceğim.
Aslında seni uyarmak için aradım. Son zamanlarda Garcia ailesinin genç CEO’su, hem yeraltı dünyasına hem de resmî kanallara senin için ödül koydu. Yurt dışındaki silah sistemlerini güncellemeni istiyor. Teklif yüksek ama bence şimdilik bulaşma. Yaralısın, ortalık da karışık. Bir bekle, etrafı kolaçan et.”
Victoria yüzünü sıvazladı:
“Anladım. Dikkat ederim.”
Telefonu kapattıktan sonra etrafına bakındı. Belli ki odadaki eşyaların özel olarak yaptırılması gerekecekti.
Yarım saat sonra Victoria temel mobilyalar almak için bir AVM’ye gitti, sonra bunları kendi tarzına göre değiştirmeyi planlıyordu.
Bir çocuk oyun alanının yanından geçerken gelişigüzel bir göz attı. Gözleri hemen kalabalığın ortasında sessizce oturan bir kıza takıldı. Küçük kız elinde bir silahlar kitabı tutuyordu, yüzü ciddi bir ifadeyle kitaba gömülmüştü.
Victoria istemsizce oraya doğru yürüdü. Ağzından kelimeler çıktığında ne dediğini ancak fark etti:
“O parçaya yanlış modeli kullanıyorsun.”
Küçük kız başını kaldırdı, gözlerini kırpıştırdı:
“Hanımefendi, benimle mi konuşuyorsunuz?” diye sordu.
Bu sırada, üç yüz metre ilerideki bir kafede oturan bir adam gözlerini kısarak sahneyi dikkatle izliyordu.
“Bay Garcia, müdahale edelim mi?”
“Hayır, önce ne olacağını görelim.”
