Bölüm 3 3
Neyse ki sonunda ciğerlerim yine çalışıyor ve derin bir nefes çekiyorum. Sonra da var gücümle bağırıyorum: “EVET!”
Zafer yumruklarımı havaya savurarak yerimden fırlıyorum. Cehennemden kaçtım ve kendime cennette bir yer kazandım. Roxy, Willow ve ben Nevada’dan kalkan ilk özel jetle çıkıp gideceğiz. Sıcak ve sakin bir yer bulacağız; aynı hindistancevizi desenli bikinileri giyip sahilde alkolsüz kokteyl içeceğiz. İyi olacağız.
İyi olacağız.
Ama bir an geç fark ediyorum: Zafer yumruğum, tam köşeyi dönerken elinde ağzına kadar dolu bir tepsi taşıyan yakındaki servis görevlisiyle çarpışmak üzere. Tepside sıcak kahveler ve sulandırılmış votkalı kızılcık kokteylleri var.
Dehşetle dönüyorum. Artık durdurmak için çok geç. Elim durmuyor. Yukarı, daha yukarı… ta ki garsonun tepsisine çarpana kadar…
Ondan sonrası ağır çekimde oluyor.
Önce kızın maskarayla kaplanmış gözlerinin fal taşı gibi açıldığını görüyorum. Benimkiler de kesin öyledir.
Sonra tepsi eğiliyor. En üstteki kupanın kenarından kahve taşıyor. Bulanık kahverengi bir şelaleye dönüşüyor, ardından votkalı kızılcıklarla birbirine karışıyor; hepsi birden lağım suyu gibi görünüyor. Bu iğrenç karışım bir dalga gibi havaya fırlıyor ve aşağı doğru hücum ediyor…
Keskin hatlı, kusursuz dikilmiş bir smokin giymiş yakışıklı bir adamın üstüne.
Camlar kırılıyor. İnsanlar çığlık atıyor. Ama adam sadece dönüp bana dimdik bakıyor.
Şampanya burnundan ve saçlarından damlıyor. Yakışıklı; inkârı yok. İntikam meleği mi, düşmüş bir melek mi bilmiyorum ama bu ihtişamlı salonla aynı mermerden yontulmuş gibi. Nefes kesici.
Ve benim aklımdan geçen tek şey…
Büyük ikramiye mi?
2
DEMYEN
YİRMİ DAKİKA ÖNCE
“Unutma, yarın saat 10’da Stevenson’la görüşmen var.”
Gözlerimi camdan ayırmaya zahmet etmiyorum. “Ertele.”
Şehir aracına bindiğim an sıkılmıştım ve şu an herhangi bir şeye ilgi duyuyormuş gibi yapmayacağım. Hele Las Vegas’ın en sıkıcı adamı Edwin Stevenson’la görüşmeye hiç.
Bambi zarif bir kaşını kaldırıyor ama tabletinden başını kaldırmıyor. Bu, kararımı sessiz bir saygıyla sorgulama şekli.
“Üçüncü kez erteliyoruz, Demyen.”
“Peki.” İç çekip aynı anda yüzümü buruşturarak deri koltuğa yaslanıyorum. “Brunch için bir şeyler söyle. Ne olduğu umurumda değil; yeter ki akşamdan kalmalığım sabrımı geçince onu kapının önüne koyabileyim.”
Diğer kaşı da birincisine katılıyor. “Heyecanlı bir gece mi bekliyorsun? Yoksa zor bir gece mi?”
Belki de doğru olan, sıkılmaktan çok tükenmiş olmam. Tamamen, geri dönülmez biçimde tükenmiş. İhtiyacım olan şey bir içki; günün olan bitenini hafızamdan silmek için.
Bugün, ağabeyim Tolya’nın davasında yeni gelişmeleri sunmak üzere Temyiz Mahkemesi’ne çıkacağı gün planlıydı. Yeni tanıklar öne çıkıp ifade vermeye razı oldu ve onu ömür boyu hapse mahkûm eden yalancı tanığın yerini bulmaya her geçen gün yaklaşıyoruz. Nevada eyaletindeki en iyi savunma ekibini tuttum; hukuk diploması taşıyan, köpekbalığı gibi bir sürü pis herif. Kurşun geçirmez bir temyiz dosyasıyla o mahkeme salonuna yürüdük.
Reddedildi.
Yargıç Andrew Cartwell’ın kanaatine göre, kilit görgü tanığının ifadesini geri çekmesi olmazsa, kardeşim işlemediği bir cinayet yüzünden ömrünün geri kalanını parmaklıklar ardında geçirecek.
Ne yazık ki o kilit tanık ortalarda yok.
Zor olan, hâkimin karşısında dik durmak değildi. O salak apaçık ortada olana rağmen tokmağı vururken sakin kalmaya kendimi zorlamak da değildi. Ellerimi ceplerimde tutup o kendini beğenmiş şerefsizlerin hepsini tek tek boğmamak da değildi.
Zor olan, Tolya’nın bir kez daha kelepçelerle sürüklenip götürülüşünü izlemekti; omzunun üzerinden bana dönüp “Sorun yok,” diye güven veriyordu. “Her şey yoluna girecek.”
Yine o çaresiz ergen olmuştum. Kendi kardeşimi koruyamayan. Onun için ayağa kalkamayan.
Çatı katımdaki daireme dönüp özel spor salonuna girene kadar öfkemi ve çaresizliğimi salıvermedim. Takımı çıkarıp spor kıyafeti giymeye bile uğraşmadım. Bir şeyleri yumruklamam, bir şeyleri fırlatmam gerekiyordu. Paha biçilemez dikişlerin yırtıldığını hissetmek bile o dalgayı daha da artırıyordu.
Bambi “ekstra rahatlatma” göndermeyi teklif etti ama reddettim. Şirketin mürekkebine kalem batırmaya inanmam. Hem şu hâlimle kadınların benden uzak durması, yatağımdan da uzak durması daha iyi.
Şimdi içim boşalmış gibi; ama gece daha yeni başlıyor. Biraz enerji toplarım diye öğleden sonra uyumayı denedim, ama irademi harekete geçirecek bir şeye ihtiyacım var.
Birkaç duble burbonla ve kendimi işe gömüp verimli bir gece geçirerek düzelmeyecek şey mi var?
Makam aracı kumarhanenin önünde duruyor. Camlar koyu renkli olsa da The Meridian’ın ışıkları kolumun üzerinde pırıldıyor; sanki kesin gelecek bir şansın göz kırpan vaadi gibi.
Tabii… en azından benim için şans. Sonuçta buranın sahibi benim.
“Bu gece sayı kaç?”
Tabletin ekranına dokunuyor, birkaç hesap yaparken dudaklarını büzüyor. “Ana salonda çalışan yirmi bir eskort var; yedi erkek, on dört kadın. Ama yeni gelenlerden de kenarda bekleyen birkaç kişi var.
İsterseniz ben—”
“Sadece bir tane. Ana salona ekle ve yarın daha fazlasını dahil ettiğimizden emin ol. Bu gece sayılar böyle iyi.”
Basına batıl inançlı biri olmadığımı söylüyorum ama bu düpedüz yalan.
Şans Tanrıçası’yla uğraşmam.
İşin sırrını The Meridian’ın kemerinin üstüne oyulmuş tanrıça heykeli ele veriyor; kumarbazları mekânıma zarafetle buyur ediyor. Ben yüksek oynayanları tercih ederim. Kaybedecek parası olan zengin bir aptal gibisi yok. Ama arada sırada sıradan birinin bir kazancı kutlamasını görmek de bana gizli bir keyif verir.
Bambi’nin eskort listesi sadece sunduğumuz ek bir hizmet değil. Aynı zamanda kontrol yöntemimiz. Büyük harcama yapanların nelerden hoşlandığını bilirsen, onları kameranın önünde buna ikna etmek çok kolaylaşır. Onlar da senin bildiğini bildiğinde… demesi ayıp, işleri yaşadıkları sürece bizim işimiz olarak kalır.
Ne kadar güçlü adamın en yakın arkadaşlarına bile ağzını açamayacağı, aman ha, masum karılarına asla söyleyemeyeceği kadar özel zevkleri olduğunu görmek neredeyse insanı şaşırtıyor.
Hem sadece yozlaşmış politikacılar değil—sporcular da, teknoloji dahileri de, benimkine neredeyse denk kadar sapkın işlere sahip kötü adamlar da.
Bir de—federal yargıçlar.
