Bölüm 5 BÖLÜM 5

Aria’nın bakış açısından:

Ertesi sabah okula gittiğimde, dün Tom’un zorbalık yaptığı çocuk arkadaşlarıyla birlikte yanıma gelip bana teşekkür etti.

Ona bir dahaki sefere kendini savunmasını söyledim. Ama o da, “Bu okuldan huzurla mezun olmak istiyorsan güçlülerin önünde eğilmek zorundasın,” dedi.

Gün geçtikçe alışıldık fısıltılar devam etti ama ben daha az umursadım. Bu okula uyum sağlamak için elimden geleni yaptım, fakat Vivienne ve etrafındaki tayfa bana rahat vermiyordu.

Bana bir arkadaştan çok kız kardeş gibi olduğunu öğrendiği günden beri Mila’ya da sataşmaya başladı.

Mila yumuşak huylu, kalbi çabuk kırılan bir kızdı. Çoğu zaman Vivienne’in ona yaptıklarını ağlayarak bana anlatırdı. Ben araya girdiğim anda da mutlaka bir kavga çıkardı.

Bir gün Vivienne, müdür olan babasına beni şikâyet etti ve neredeyse okuldan uzaklaştırılıyordum.

Birkaç hafta sonra her şey değişti. Her yer daha sessizleşti.

O sabah okula geldim, sınıfa girip Mila’nın yanına geçtim. Alıştığım o fısıltılar peşimden gelmedi ve bu nedense yanlış gibi hissettirdi.

“Tamam, bu hiç hoşuma gitmedi,” diye fısıldadım.

“Neyi?” diye sordu Mila.

“Bu sessizliği. Hakaretleri, mırıldanmaları tercih ederim; en azından o zaman nerede durduğumu bilirim,” dedim.

Mila kıkırdadı ve elimi sıktı. “Çok komiksin, canım. Her yer böyle sakin ve huzurluyken sevinmen lazım.”

Okul kapandı, eve döndük. O akşam annem iş seyahatinden geldi. Beni zar zor kucakladı, hatta neredeyse kızıymışım gibi bile davranmadı.

“Şık bir şey giy. Bu akşam bir yemeğe gidiyoruz,” dedi çantasını bırakırken.

“Kimlerle yemeğe?” diye gözlerimi kırpıştırdım.

“Aile dostu,” diye cevap verdi.

“Ben niye geliyorum?” diye sordum.

Bir an duraksadı. “Çünkü bu seni ilgilendiriyor.”

O cümleyi duyunca nabzım hızlandı. “Beni nasıl ilgilendiriyor?”

“Göreceksin,” dedi.

“Sürpriz sevmem,” dedim.

“Bu sürpriz değil. Bir fırsat,” dedi.

Yine o kelime… “Fırsat.” Sanki hayatım bir iş anlaşmasıydı.

Sırtı açık, kısa, pembe, uçuş uçuş bir elbise giydim. Dizlerimin hemen üstünde bitiyordu. Siyah çantamı aldım ve aşağı inip çoktan şık giyinmiş annemle buluşmak için merdivenlere yöneldim.

Aşağı inene kadar hizmetçiler önüme eğilip durdu. Beni büyüyene kadar büyüten baş hizmetçi Matilda hafifçe gülümsedi, dudaklarıyla “çok güzelsin” der gibi yaptı.

Ben de ona gülümsedim.

Ne olursa olsun, annem kırklı yaşlarının ortasında çok güzel bir kadın.

Güzelliğimi ve vücudumu ondan aldım.

Annemin GLE’sine bindik ve yola çıktık. Vardığımız ev kocamandı.

Kapılar ağır ağır açıldı, ben de istemsizce arabada öne doğru eğildim.

“Vay…” diye mırıldandım.

Ev görkemliydi. Uzun cam pencereleri vardı, üst üste dizilmiş balkonları…

Balkonlar sanki bir film setinden çıkmış gibiydi.

Annemle arabadan inip içeri yürüdük. “Düzgün davran,” dedi sertçe.

Başımı salladım…

İçeri girdik. İçerinin güzelliği büyüleyiciydi. Hava serin, ayarlıydı. Mermer zemin, üzerimizdeki avizeyi yansıtıyordu.

Her şey ışıl ışıldı. Güzellikten ağzım açık kaldı.

“Dik dur,” diye annem yine alçak sesle uyardı.

Bizim ev de güzel ama burası bambaşkaydı.

Oturma odasında ayak sesleri yankılandı ve onu önce arkadan gördüm…

Uzun. Kımıldamadan duruyor. Siyah giyinmiş.

Bir eli cebindeydi, omuzları sanki zorla bu evin içinde tutuluyormuş gibi kasılmıştı. O siluet nedense tanıdık geliyordu.

Daha o bana dönmeden kalbim hızlandı…

Cassian.

Nefesim boğazıma düğümlendi. “Hayır, bu gerçek olamaz.”

Bana bakışında bir sinir ve daha karanlık bir şey vardı; burada olmak istemediği belliydi. Sanki o da buna zorla getirilmiş gibiydi.

“Sen!” diye fısıldadım, kendimi durduramadan.

Cevap vermedi, hatta konuştuğumu bile umursamadı. Onun yerine bakışlarını beni yok sayar gibi üzerimden geçirip ileriye kaydırdı.

Yanında bir kız öne çıktı, bana yumuşak bir gülümsemeyle baktı.

“Merhaba, sen Aria olmalısın. Ben Elena, Cassian’ın küçük kız kardeşiyim.”

“Şey, merhaba.”

Elimi nazikçe sıktı. “Sonunda tanıştığımıza çok sevindim.”

Sonunda mı?

Bay ve Bayan Vale bizi karşılamak için aşağı indiler. Annem onları sanki yıllardır tanıyormuş gibi selamladı.

“Victoria, sen yaşlanmayı resmen reddetmişsin. Şu ışıl ışıl tenine bak.”

Ardından Cassian’ın babasına döndü. “Ethan, arkadaşıma gerçekten çok iyi bakıyorsun,” dedi sevgiyle. Bay Vale da hafifçe gülümsedi.

“Sen de ışıldıyorsun, Kehlani,” dedi Cassian’ın annesi tatlı bir sesle.

Cassian sertçe nefes verdi. “Bunu artık bitirebilir miyiz?”

“Cassian,” diye uyardı annesi.

“Ne var?” diye karşılık verdi.

Bakışlarımı aralarında gezdirdim. “Neler oluyor?” diye düşündüm.

Annesi elimi sıcakça tuttu ve beni yemek alanına doğru götürdü. Masada çoktan çeşit çeşit nefis yemekler dizilmişti.

Yumuşakça gülümsedi ve oturmam için işaret etti.

Masa uzun ve resmiydi; tam da iş ortaklarının yemek yiyeceği türden.

Herkes oturdu ama kimse yemiyordu, kimsenin yüzü de gülmüyordu.

Cassian kısa bir an babasına baktı. Çenesi o kadar sıkılıydı ki sanki kırılacaktı.

“Tamam, belli ki burada bir şeyi kaçırıyorum,” dedim alçak sesle.

Annem peçetesini özenle katladı ve konuşması için Cassian’ın annesine işaret etti.

“Bu akşam yemeği, yıllar önce yapılan anlaşmayı resmileştirmek için,” dedi Cassian’ın annesi.

Anlaşma mı? Bu kelimeyi duyunca kalbim tekledi. Ne anlaşması? Umarım benimle ilgili değildir.

“Sen ve Cassian nişanlısınız. Çocukluğunuzdan beri nişanlısınız,” dedi annem.

Bu sözler önce kafamda hiçbir yere oturmadı.

“Ne?” diye hem ben hem Cassian aynı anda bağırdık.

“Evliliğiniz, siz daha küçücükken kararlaştırıldı,” diye devam etti.

Boğazımdan kısa, kırık bir kahkaha çıktı.

“Bu hiç komik değil anne.”

“Kimse şaka yapmıyor,” dedi.

Gülmeyi kestim ve ellerim titremeye başladı. “Ciddi olamazsın anne.”

Cassian bir anda ayağa kalktı, sandalyesi mermer zeminde sertçe sürtündü.

“Hayır,” dedi.

“Ben bunu yapmayacağım.” Sesi öfkeyle doluydu.

Babası gözünü bile kırpmadı. “Otur,” dedi sertçe.

“Hayır.”

“Otur, Cassian,” dedi bu kez, sesi daha yumuşaktı.

“Hayır dedim!” diye çıkıştı.

“Bunu reddetme hakkın yok,” dedi babası.

Cassian sonunda bana baktı.

“Ben bunu kabul etmiyorum,” dedi zehir gibi bir sesle.

Annesinin sesi gerilimi yarıp geçti. “Ne düşündüğünün bir önemi yok, oğlum.”

Cassian kuru bir kahkaha attı. “Tabii ki yok.”

Masadan geri çekildi. “Ben gidiyorum.”

Bu sırada kız kardeşi oturduğu yerde her şeyi biliyormuş gibi, suçlu bir ifadeyle duruyordu. Sanki bu yemeğin ne için olduğunu biliyordu. Sanki Cassian’la benden başka herkes biliyordu.

“Cassian,” diye seslendi annesi ama Cassian onu duymazdan geldi.

Babasının sesi odada gök gibi gürledi. “O kapıdan çıkarsan, bu aileden de çıkarsın.”

Her şey bir anda dondu ve Cassian hareket etmeyi bıraktı.

Yavaşça arkasını döndü. “Bir daha söyle,” dedi.

“Ya onunla evleneceksin ya da bu aileden silineceksin,” dedi babası buz gibi bir otoriteyle.

Midem düştü. Sonra bunun benimle ilgili olmadığını anladım. Bu, düpedüz kontroldü.

“Amacına hizmet etmeyi reddeden şeyi ortadan kaldırırım,” diye ekledi.

Amacına hizmet etmek mi?

Gözlerimi yaşlar yaktı. “Ben bir amaç değilim, bir insanım,” diye mırıldandım ama kimse bana cevap vermedi.

Cassian bana yine baktı ve bir anlığına gördüm; o da köşeye sıkışmıştı.

“Peki,” dedi birden.

Ve o tek kelime odadaki herkesi şaşkına çevirdi.

İçeri doğru yürüdü. Ardından gelen sessizlik boğucuydu. Birkaç dakika sonra geri döndü. Elinde küçük bir seyahat çantası vardı. Doğruca kapıya yöneldi, kapıyı açtı ve arkasından sertçe çarptı.

Birkaç saniye sonra dışarıdan bir araba motorunun kükreyişi duyuldu.

Annesi yavaşça nefes verdi. “Kendi evine gidiyor.”

“Bırak gitsin, geri döner,” diye karşılık verdi babası soğukça.

Sıcak gözyaşlarının yanaklarımdan süzüldüğünü hissettim.

Annem omzuma hafifçe dokundu.

“Ağlamayı kes, bu kutlanacak bir şey, ağlanacak değil,” dedi.

Ondan uzaklaştım. “Ama bana cenaze gibi geliyor...”

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm