IŞIKLARIN SAHİPLENDİĞİ

IŞIKLARIN SAHİPLENDİĞİ

Oluwabukunmi Folorunsho · Güncelleniyor · 240.7k Kelime

1.2k
Popüler
10.2k
Görüntülenme
258
Eklendi
Paylaş:facebooktwitterpinterestwhatsappreddit

Giriş

Dünyanın gözünde kusursuz bir tanrı. Benim içinse altın bir kafes.

Aurelius Crown Akademisi’nde statü, hayatta kalmak demek. Cassian Vale ise tartışmasız kral. Yüzü bilboardları kaplayan, cazibesi milyonları peşinden sürükleyen küresel bir idol. Herkesin onun her isteğine boyun eğmesine alışkın. Akademideki her kız, onun bir bakışı için yaşar.

Aria Whitmore hariç.

Aria’ya göre Cassian, sadece kibirli, şımarık bir varis. Onun ailesinin milyarlarını değil, özgürlüğünü seçer. Tahtına eğilmeyi reddeder. Ama iki aile arasında yapılan acımasız bir yönetim kurulu anlaşması her şeyi değiştirir: resmen nişanlanırlar.

Gizli bir evliliğe ve aynı evi paylaşmaya zorlanan Aria, nefret edeceğine yemin ettiği adamın yörüngesinde sıkışıp kalır. Kapalı kapılar ardında, paparazzilerin çakan kameralarından ve sosyetenin tetikte gözlerinden uzakta, aralarındaki sürtüşme tehlikeli, inkâr edilemez bir hararete dönüşür.

Ama idolün gizli gelini olmak, Aria’yı en büyük hedef haline getirir. Akademideki vahşi bir elit komplosu onu tamamen yok etmekle tehdit edince, soğuk ve dokunulmaz Cassian kendi kurallarını çiğner. Kimsenin beklemediği kadar çıplak, sahiplenici bir öfkeyi serbest bırakır.

Onu güvende tutmak için kendi imparatorluğunu bile yakıp kül etmeye razıdır.

Bölüm 1

Aria’nın bakış açısı:

“Aria! Kalk, bunu tek başıma yaptırma bana.”

Arkadaşım Mila, popoma şaplak atarak söyledi.

“Mila, lütfen biraz dinleneyim. Daha öğlen bile olmadı ve ben çok yorgunum.”

Esnedim, yastığı ağır ağır başımın üstüne çektim.

“Bugün Cassian Vale’in konseri olduğunu bilmiyor musun? Dün söyledim ya sana, salak!” diye yüzüme bağırdı.

Yastığı indirip yüzüne baktım. İnan bana, şu an yüzü o kadar komik ki; burnu, küçük bir çocuk gibi inip kalkıyor.

Neredeyse kahkahayı basacaktım.

“Konser üç saat sonra başlıyor, birazdan trafik kıyamet gibi olacak... Beni geç bırakırsan seni öldürürüm, beynini kızartır yerim.”

Bunu söylerken bebek gibi ayaklarını yere vura vura tepiniyordu.

“Sen zombi misin? Beynimi niye kızartıp yiyeceksin?” dedim, ciddi ciddi gülerek.

“Dene de gör,” diye karşılık verdi ve yastığı elimden çekip aldı.

Mila yırtık bir kot ve Cassian Vale’in turne kapüşonlusunu giymişti. O bebeksi yüzüyle yatağımın önünde dikiliyordu.

Saçları iki atkuyruğu yapılmıştı, gözleri de sanki Cassian denen adam onu bizzat sahneye davet etmiş gibi ışıl ışıldı.

“O benim ünlü aşkım, biliyorsun. En yakın arkadaşım olarak bu akşam benimle konsere geliyorsun!” dedi, dramatik bir şekilde.

“Off, ben onu sevmiyorum bile... Dışarı çıkmak istemiyorum, yüzünü görmek de istemiyorum.”

Homurdandım, beni rahat bıraksın diye yatağa iyice yayıldım ama Mila buna kanmadı.

“Bence çok ukala,” dedim, doğrulup oturarak. “Bir de aşırı abartılıyor, ne kadar yakışıklı olduğunun da fazlasıyla farkında.”

“Demek yakışıklı buluyorsun.” Mila utangaç bir gülümsemeyle sırıtıp durdu.

“Konu o değil, hödük.” Gözlerimi devirdim.

Kolumdan tuttu ve yine de beni yataktan sürükleyerek kaldırdı.

İki saat sonra, deli gibi bir trafikte takılı kalmıştık; etrafımızda Cassian’ın şarkılarını son ses açmış arabalar vardı.

Konsere varana kadar kendime ayıracak iki dakika bile kalmadı.

Sesi her yerdeydi; yanımızdaki arabalardan, Mila’nın arabasından, üstümüzde yükselen reklam panolarından... Hepsinde onun şarkısı dönüyordu.

Avuçlarımla kulaklarımı kapattım, başımı cam kenarına yasladım. Şehir gözümün önünden bulanık bulanık akıp gidiyordu.

“Bu gece fikrini değiştireceksin, söz veriyorum... Onu ilk kez canlı izleyen herkes değiştiriyor. Bana da oldu, sana da kesin olur.”

Mila, trafik biraz açılınca direksiyonu sıkıca kavrayıp ilerlemeye çalışırken söyledi.

“Hiç sanmıyorum,” dedim.

“Onu ilk kez canlı göreceksin, kızım... İddiaya giriyorum, fikrin değişecek.”

“Fikrimi değiştiremem, Mila... Öyle tipler beni etkilemiyor.”

“Sen harbiden çekilmezsin,” diye güldü.

Belki öyleyim, belki değil... Ben idol falan sevmem, umurumda da olmazlar.

Müzikle bile pek aram yok; idol sevmek zaten hiç bana göre değil.

Sonunda stadyuma vardığımızda güvenlik üstümüzü aradı, sonra içeri aldılar.

İçerisi, parlayan bir canavar gibi kocaman ve ürkütücüydü. Etrafa baktım; Cassian’ın sahneye çıkacağı anı bekleyen binlerce kız dolanıyordu.

Çoğunun üstünde de açık saçık, iddialı kıyafetler vardı.

“Bu delilik,” diye mırıldandım.

“Bu tarih,” diye düzeltti Mila. Yüzü, az önce baktığım kızlardan zerre farklı değildi.

Hepsinin yüzünde öyle heyecanlı bir ifade var ki, sanki bekledikleri idol tek başına bir tanrı.

Mila elimi tuttu ve bizim için ayırttığı koltuklara götürdü.

Koltuklarımız beklediğimden daha öndeydi... Sahneye tam doğru açıyla bakıyordu ve her şeyi net görüyordum.

Yavaşça oturdum ve etrafa bir daha baktım. Etrafımızdaki bazı kızlar şimdiden ağlıyordu; biri göğsünü tutmuştu, sanki vurulmuş gibiydi.

“Bayılacak gibiyim,” diye fısıldadı arkadaşlarına.

“Soundcheck’te bana baktı,” dedi bir başkası.

Fısıldaşmaya devam ettiler, ben de yanlışlıkla bir tarikatın içine düşmüşüm gibi hissettim.

Çığlıklar, tezahüratlar ve müzik stadyumun içinde durmadan titreşiyordu.

Ama bir anda ışıklar kısıldı ve çığlıklar ikiye katlandı, sonra üçe.

Etrafta ayakta oyalananlar hızla yerlerine geçti, oturdu; herkes ne olacağını zaten biliyordu.

Sonra Cassian Vale sahneye çıktı ve stadyum koptu.

İrkilip kulaklarımı kapattım, çünkü yanımdaki kızlar şimdiden çıldırmıştı.

Boğazlarından çıkan o ses, sapasağlam bir insanı bile sağır edebilirdi.

Sağıma baktım; Mila da geri kalmıyordu. Sesi yanımızdaki çılgın kızlardan bile daha yüksekti ve ben Cassian’ın gözü kara hayranlarının tam ortasında kalmıştım.

Öne baktım; koltuklarımız sahneye yakın olduğu için onu net görüyordum.

Ekranlarda göründüğünden gerçekten daha uzundu.

Üzerinde siyah deri bir kıyafet vardı; üstü elmas gibi parlayan taşlarla süslüydü. O an bütün gözlerin kendisinde olduğunu bilmenin verdiği bir özgüvenle hareket ediyordu.

Işıklar birden tamamen söndü, ardından sesi yükseldi.

Işıklar geri geldi; sahnenin ortasında sadece onun üstüne kısık bir ışık düşüyordu.

Ondan hoşlanmıyorum ama yalan söylemeyeceğim; sesi sadece bir ses değildi, bir emirdi.

Kızlar adını çığlık çığlığa bağırdı, bazıları utanmadan hıçkıra hıçkıra ağladı, bazıları da bayıldı; güvenlik onları dışarı taşımak zorunda kaldı.

Mila da eksik değildi; yanımda yaprak gibi titriyordu.

“Aman Tanrım! Gerçek!” diye durmadan, o da utanmadan bağırıyordu.

Cassian kalabalığa, sanki hepsi ona aitmiş gibi gülümsedi ve ben tam o anda haklı olduğuma karar verdim.

Bunun adı kibir.

Üçüncü şarkıdan sonra Mila çığlık atmayı bıraktı ve elimi tuttu.

“Sana bir şey söylemem lazım, canım,” dedi bu kez ciddi bir sesle.

“Hımm, kulağa pek hayra alamet gelmiyor,” dedim şüpheyle.

Hafifçe sırıtıp,

“Aurelius Crown Akademisi’ne girdim,” diye bağırdı.

İki kez göz kırptım. “Şaka yapıyorsun, değil mi?”

“Hayır, lan, yapmıyorum! Tam kabul... Hem de gelecek hafta başlıyorum,” diye ağzından kaçırırcasına söyledi.

Konuşmak için ağzımı açtım; midem burkuldu. Ama kafamın içinde tek bir cümle bile kuramayınca tekrar kapattım.

“Bu... Vay be, Mila,” diyebildim sonunda, yutkunarak.

Aurelius Crown sıradan bir okul değildi; seçkinlerin, varislerin, milyarderlerin yeriydi.

Biz de o sınıftanız gerçi ama... Neden özellikle Aurelius Crown?

Mila’nın ne kadar kırılgan olduğunu düşününce içime korkuya yakın bir şey çöktü.

“Orada tek başına baş edebilecek mi?” diye geçirdim içimden.

“Bir de kim oraya gidiyor, biliyor musun?” diye yine yanımda gürledi.

Cevabı zaten biliyordum...

Eğilip kulağıma, sanki sırmış gibi fısıldadı; oysa yüzü bina büyüklüğünde bir ekrana yansıtılıyordu.

“Cassian,” dedi.

Homurdandım. “Tabii ki biliyorum.”

“Bir de kim gidiyor, tahmin et?” diye ekledi; gözlerini bana doğru şakacı bir ifadeyle kısarak.

Kaşlarımı çattım. “Kim?”

Tepkimi görmek için duraksadı.

“Sen!” diye çığlık attı.

Dünya başımın üzerinde döndü.

“Ne!” diye bağırdım.

Mila kahkahayı bastı. “Annen söylemedi mi?”

“Hayır, söylemedi,” dedim yavaşça.

“Ah,” dedi dudaklarını büzerek. “Demek sürpriz olsun istiyor… Sen de Aurelius Crown’a geçiyorsun. Aynı okul, aynı koridorlar, aynı bölüm, aynı…”

Daha sözünü bitirmeden birden ayağa fırladım.

Mila’nın anneme benden daha yakın olduğu kesin.

Ona “mama” diyor ve sık sık telefonda konuşuyorlar; özellikle annem iş seyahatlerindeyken.

Gerçi çoğu zaman annemi arayan Mila. Ben bunu bırakmıştım, çünkü annem bunu cepte görüyordu.

Bir anne çocuğunu daha sık arayıp sormalı bence.

Beni neredeyse hiç arayıp sormuyor; ne zaman şikâyet etsem bahane uyduruyor, hep meşgul olduğunu söylüyor. Ben de onu aramayı bıraktım.

Mila’yla çocukluktan beri arkadaşız; ailemin her şeyini bilir.

Annem şu an iş seyahatinde ve Mila’nın bu haberi benden önce nasıl duyduğunu hiç anlamıyorum.

Önce annemden doğrulamam lazım. Beni kafasına göre bir okula, hele en nefret ettiğim okula, öylece nakledemez.

Aurelius Crown popüler olabilir ama okuldan zerre hoşlanmıyorum.

Etrafımdaki çığlıklar yavaş yavaş sönüp boğuk bir uğultuya dönüşürken yeniden oturdum.

“Komik değil,” dedim ciddi bir sesle.

Yüzümdeki ifadeyi görünce Mila’nın gülüşü söndü.

Avuçlarıyla yanaklarımı tuttu. “Aria… Bildiğini sanmıştım.”

Göğsüm sıkıştı.

Annem ve kararları… Bana danışmadan, beni düşünmeden, benim ne hissedeceğimi umursamadan karar vermeye bayılır.

Sahneye baktım.

Cassian hâlâ şarkı söylüyordu; farklı renklerde ışıkların altında yıkanıyordu, binlerce kişi ona tapar gibi bakıyordu. Bir anda aramızdaki mesafe tehlikeli biçimde küçülmüş gibi geldi.

Aurelius Crown Akademisi güç ve miras üzerine kurulmuş bir krallıktı.

Ve ben, rızam olmadan tam ortasına bırakılmıştım. Bu, anlatamayacağım kadar canımı yaktı.

“Oraya ait değilim,” diye fısıldadım.

Mila ellerimi sıktı.

“Hayatta kalırsın, ben de kalırım,” dedi.

Sahnedeki ışık parladı ve Cassian öne çıktı.

Kalabalıkta kalan son akıl kırıntısı da uçup gitti.

Sonra gözlerini doğruca bana çevirdi. Kalabalığa bakmadı, yanımda neredeyse yerinde duramayan Mila’ya da bakmadı.

Bana baktı.

Bunu kazara olmuş bir şey ya da şöyle bir bakış diye sayamazdım.

Rahatsız edici bir netlikle bakmayı sürdürdü; koyu gözleri, sanki binlerce kişinin içinden beni seçmiş gibi üzerimde daralıyordu.

Yüzündeki gülümseme değişti; daha keskin, daha meraklı bir şeye dönüştü.

Nefesim kesildi ve bir anlığına sesler yok oldu… Çığlıklar, müzik, dünya; hepsi silindi.

Sonra birden gözlerini başka yere kaydırdı ve büyü bozuldu; kalabalığın sesi anında geri döndü.

“Ne oldu, canım?” diye bağırdı Mila, gürültünün üstüne.

“Bir şey yok,” diye yalan söyledim.

Tenim ürperdi; göğsümün derinlerine tuhaf bir soğuk çöktü.

Çünkü o anda Cassian’ın gözlerime kilitlenmesi, henüz adını koyamadığım bir şeyi anlamamı sağladı…

Aurelius Crown sadece bir okul değildi, bir krallıktı… ve kralı az önce beni fark etmişti.

Konser bitti ve doğruca benim eve sürdük.

Mila bende kaldı. O uyurken annemi arayıp Mila’nın söylediklerini doğruladım ve tahmin ettiğim gibi, haklıydı.

Annem bunun için zerre pişmanlık bile duymuyordu. Defalarca yalvardım ama dinlemedi. Beni o okula aldırmasının bir sebebi olduğunu söyledi. Böylece o lanet olası okula gitmekten başka çarem kalmadı.

Konserin üstünden bir hafta geçmişti. Yine de kalabalığın içinde gözlerinin beni bulduğu anı hâlâ hatırlıyordum ve bunu hatırlamaktan nefret ediyordum.

Alarmım çalmadan uyandım. Sırtüstü yatıp odamın tavanına, sanki beni bizzat gücendirmiş gibi, dik dik baktım.

Kalkıp hazırlanmak bile zor geliyor. Çünkü bugün Aurelius Crown Akademisi’ndeki resmî ilk günümdü ve bunu düşünmek bile başımı ağrıtıyor.

Mila günler önce başlamıştı. “Ekosistemi incelemek” için erken gitmekte ısrar etti, kendi deyimiyle.

Ben buna yırtıcıları kolaçan etmek diyorum.

Sonunda kalktım ve sürüne sürüne banyoya gidip duşumu aldım.

Duştan çıktım, havluyla kurulanıp giyinme odama geçtim.

Aurelius Crown üniforma istiyor ama bu, sadelik demek değil.

Her şey jilet gibi dikilmişti.

Ayrıca pahalı duruyordu.

Beyaz gömleğin üzerinde parmaklarımı gezdirdim ve akademinin lacivert, yüksek belli eteğiyle kombinledim; vücudumu belli edecek kadar üzerime oturuyordu.

Evet, doğal olarak geniş kalçalarım var ve erkeklerin uğruna ölmeyi göze alacağı bir kum saati vücudum.

İstesem de istemesem de gittiğim her yerde dikkat çekerdi... Ama bugün istemiyordum.

Sarı saçlarımı taradım, omzuma dökülen gevşek dalgalar halinde bıraktım.

Yüzüm küçük ve yuvarlak; masum bir kız yüzüm var. Ama içten içe masum olmaktan çok uzak olduğumu biliyorum.

Belamı bulmadan bunu anlayamazsın zaten.

Biraz dudak parlatıcısı sürdüm, hafifçe rimel.

Aynada kendime baktım.

“Kimsenin önünde eğilmezsin. Ne orada, ne başka yerde.” diye fısıldadım.

Şoförüm Aurelius Crown Akademisi’nin kapılarına doğru sürdü. Evimden yol otuz dakika sürüyordu.

Güvenlikler ifadesiz yüzlerle dimdik duruyordu. Öğrenciler farklı girişlerden içeri akıyordu. Bir ev parası edebilecek arabalarından iniyorlardı.

Ferrari’ler, Rolls-Royce’lar, mat siyah Aston Martin’ler ve daha neler neler.

Okul kusursuz görünüyordu.

Arabam durdu.

“Bol şans, Bayan Aria.” dedi Bay Haydes, ben inerken.

Bütün gözler üzerimdeydi; sarı saçlarımda, kalçalarımda, duruşumda, sakin yüzümde.

Çenemi gururla kaldırdım.

“Baksınlar. Buna her gün alışığım.”

diye düşündüm, kendimden emin.

Hafif bir esinti bacaklarıma değdi, eteğimin ucunu havalandırdı.

Eteğimi düzelttim ve etrafa baktım... Yırtıcılarla dolu bir avluda tek başıma durduğum gerçeği içime oturdu.

Sonra havada bir değişim hissettim.

Bir arabanın boğuk sesi fısıltıların arasını yarıp geçti.

Giriş yolunun yakınında duran öğrenciler anında toparlanıp dikleşti.

Biri nefesinin altında bir isim fısıldadı, sonra bir ses daha, sonra bir başkası.

Ses öyle hızlı yayıldı ki ama ben hemen arkamı dönmedim.

Sonra bir anda her yer mezar sessizliğine büründü.

Herkes ne yapıyorsa bıraktı, hatta güvenlikler bile daha bir ciddileşti.

Motor sustu ve araba kapısı açıldı.

Sonunda bu huzursuzluğa neyin sebep olduğuna bakmak için döndüm.

Ve hayatımın en büyük sürprizlerinden biriyle karşılaştım: Buz gibi, simsiyah bir çift göz, bana delip geçercesine bakıyordu.

Son Bölümler

Beğenebilirsiniz 😍

Üçlü Gelir

Üçlü Gelir

18.6k Görüntülenme · Tamamlandı · Bethany D
Charlotte adında bir kızın kalp kırıcı yolculuğunu takip edin. Mahallesindeki üç çocuk - Tommy, Jason ve Holden - tarafından acımasızca takip edilen Charlotte, yıllardır onların işkencelerine maruz kalmış ve onun çekingen kişiliğine karşı saplantılı bir takıntıları var gibi görünüyor...

Charlotte, hayatta kalabilmek için onların pençelerinden kaçması gerektiğini kısa sürede anlar... Bu, ağır bir pişmanlık duyacağı bir şey yapmak anlamına gelse bile!

Kötü muameleden ve ilgisiz annesinden kaçarken, Charlotte, ona yardım etmekten başka bir şey istemeyen iyi kalpli bir kız olan Anna ile tanışır.

Ama Charlotte gerçekten yeniden başlayabilir mi?

Anna'nın arkadaşlarıyla, ki bunlar tesadüfen suç dünyasına derinlemesine bulaşmış üç iri yarı adamdır, uyum sağlayabilecek mi?

Yeni okulun kötü çocuğu Alex, onunla tanışan çoğu kişi tarafından korkulan biri, "Lottie"nin iddia ettiği kişi olmadığından hemen şüphelenir. Grubunun sırlarını ona güvenmeden açmak istemez ve ona karşı soğuk davranır - ta ki Charlotte'un geçmişini küçük parçalar halinde çözmeye başlayana kadar...

Taş kalpli Alex sonunda onu içeri alacak mı? Geçmişini saran üç iblisten onu koruyacak mı? Yoksa kendini zahmetten kurtarmak için onu onlara teslim mi edecek?
Kaderin Taçlandırdığı

Kaderin Taçlandırdığı

616.5k Görüntülenme · Tamamlandı · Tina S
"Sen gerçekten eşimi paylaşacağımı mı düşünüyorsun? Sadece durup başka bir kadını becerirken ve onun çocuklarını yaparken mi izleyeceğim?"
"O sadece bir Üretici olurdu, sen Luna olurdun. Hamile kaldıktan sonra ona bir daha dokunmazdım." Eşim Leon'un çenesi sıkıldı.
Acı ve kırık bir kahkaha attım.
"İnanılmazsın. Senin reddini kabul etmeyi, böyle yaşamaya tercih ederim."

——

Bir kurt olmadan, eşimi ve sürümü geride bıraktım.
İnsanların arasında, geçici işlerde çalışarak hayatta kaldım... ta ki küçük bir kasabada en iyi barmen olana kadar.
Alpha Adrian beni orada buldu.
Cazibeli Adrian'a kimse karşı koyamazdı ve ben de onun çölde saklı gizemli sürüsüne katıldım.
Dört yılda bir düzenlenen Alpha Kral Turnuvası başlamıştı. Kuzey Amerika'nın dört bir yanından elliden fazla sürü yarışıyordu.
Kurt adam dünyası bir devrimin eşiğindeydi. İşte o zaman Leon'u tekrar gördüm...
İki Alpha arasında kalmıştım, ve bizi bekleyen şeyin sadece bir yarışma değil, acımasız ve affetmeyen bir dizi deneme olduğunu bilmiyordum.
Accardi

Accardi

172.6k Görüntülenme · Tamamlandı · Allison Franklin
Dudaklarını kulağına yaklaştırdı. "Bu bir bedeli olacak," diye fısıldadı ve dişleriyle kulak memesini çekti.
Dizleri titredi ve onun kalçasından tutuşu olmasa yere düşecekti. Ellerini başka bir yere koymak isterse diye dizini onun bacaklarının arasına soktu.
"Ne istiyorsun?" diye sordu.
Dudakları boynuna değdi ve dudaklarının verdiği zevk bacaklarının arasına indiğinde inledi.
"Adını," diye nefes verdi. "Gerçek adını."
"Bu neden önemli?" diye sordu, onun tahmininin doğru olduğunu ilk kez açığa çıkararak.
Onun köprücük kemiğine gülerek dokundu. "İçine tekrar girdiğimde hangi ismi haykıracağımı bilmem için."


Genevieve ödeyemeyeceği bir bahsi kaybeder. Bir uzlaşma olarak, rakibinin seçeceği herhangi bir erkeği o gece evine götürmeye ikna etmeyi kabul eder. Kız kardeşinin arkadaşı, barda yalnız oturan düşünceli adamı işaret ettiğinde fark etmediği şey, o adamın sadece bir geceyle yetinmeyeceğidir. Hayır, New York City'nin en büyük çetelerinden birinin lideri olan Matteo Accardi, tek gecelik ilişkilerle yetinmez. En azından onunla değil.
Yeraltı Tanrıçası

Yeraltı Tanrıçası

60.7k Görüntülenme · Tamamlandı · Sheridan Hartin
Sınırda bir paketle, bir isimle ve inatçı bir kalp atışıyla bırakılan Envy, en keskin türden bir hayatta kalana dönüşür; çizgiyi nasıl tutacağını ve hareket etmeyi bilen yetim bir savaşçı. Aşk planlarda yoktur… ta ki dört alfa kurt, çapkınlıklarıyla ünlü ve rahatsız edici derecede yumuşak ellere sahip olanlar, boyun eğmeyen kızın alacakları tek kraliçe olduğuna karar verene kadar. Onların eşi. Bekledikleri kişi. Xavier, Haiden, Levi ve Noah muhteşem, ölümcül ve kusursuz olmaktan çok uzaklar ve Envy de öyle. O değişiyor. Önce cehennem köpeğine dönüşüyor, Layah peşinde ve damarlarında ateşle. Sonra, alemin beklediği şeye dönüşüyor, Yeraltı Tanrıçası, eşlerini cehenneme sürükleyerek. Son olarak, daha güçlü, daha hızlı bir lycan prensesine dönüşüyor, ay nihayet cevap veriyor, ailesini korumak için ihtiyacı olan her şeyi ona veriyor.

İlahi, Yaşayan ve Ölü arasındaki perde çatlamaya başladığında, Envy kendisini bırakamayacağı bir görevle aşağıya itilir: dünyaların birbirine karışmasını önlemek, kaybolanları yönlendirmek ve sıradanı zırha, kahvaltılara, yatma zamanına, savaş planlarına dönüştürmek. Barış tam olarak bir ninni kadar sürer. Bu, ailesini seçerek tanrıça olan bir sınır yavrusunun hikayesi; kalmayı öğrenen dört kusurlu alfanın; kek, demir ve gündüz müzakerelerinin hikayesi. Buharlı, şiddetli ve kalp dolu olan Yeraltı Tanrıçası, aşkın kuralları yazdığı ve üç alemin parçalanmasını önlediği neden-seçmeli, bulunmuş-aile paranormal romantizmdir.
Dört Mafya Adamı ve Ödülleri

Dört Mafya Adamı ve Ödülleri

173.8k Görüntülenme · Güncelleniyor · M C
Dört Mafya Adamı Tarafından Alındı


“Geri öp” diye mırıldanıyor ve vücudumun her yerinde sert ellerin beni daha fazla kızdırmamam için sıkıca kavradığını hissediyorum. Bu yüzden pes ediyorum. Ağzımı hareket ettirmeye ve dudaklarımı hafifçe açmaya başlıyorum. Jason, dilini ağzımın her köşesine hızla dolaştırıyor. Dudaklarımız tango yapıyor, onun baskınlığı yarışı kazanıyor.

Ayrılıyoruz, nefes nefeseyiz. Sonra Ben başımı kendisine çeviriyor ve aynı şeyi yapıyor. Onun öpücüğü kesinlikle daha yumuşak ama aynı derecede kontrol edici. Tükürüklerimizi değiş tokuş ederken ağzında inliyorum. Uzaklaşırken alt dudağımı hafifçe dişlerinin arasında çekiyor. Kai saçımı çekiyor, yukarı bakmamı sağlıyor, büyük bedeni üzerimde yükseliyor. Eğilip dudaklarımı sahipleniyor. Sert ve zorlayıcıydı. Charlie ise karışıktı. Dudaklarım şişmiş, yüzüm sıcak ve kızarmış, bacaklarım ise lastik gibi hissediyor. Cinayet işleyen psikopat herifler için, öpüşmeyi gerçekten biliyorlar.


Aurora her zaman çok çalıştı. Sadece hayatını yaşamak istiyor. Şans eseri, dört mafya adamı Jason, Charlie, Ben ve Kai ile tanıştı. Ofiste, sokaklarda ve kesinlikle yatak odasında en baskın olanlar onlar. Her zaman istediklerini alırlar ve HER ŞEYİ PAYLAŞIRLAR.

Aurora, sadece bir değil, dört güçlü adamın ona hayal ettiği zevki göstermesine nasıl uyum sağlayacak? Gizemli biri Aurora'ya ilgi gösterip ünlü mafya adamlarının düzenini bozduğunda ne olacak? Aurora nihayet teslim olup en derin arzularını kabul edecek mi yoksa masumiyeti sonsuza dek mi yok olacak?
Kayıp Sürü

Kayıp Sürü

23.4k Görüntülenme · Güncelleniyor · N.O Darling
Uyarı: Bu seri ters harem türündedir ve baştan sona açık sahneler içerir (M/M dahil).

Altı yıl önce, dünyamı alevlere veren o oğlana her şeyimi verdim… kalbimi, bedenimi, güvenimi. Ertesi gün tek kelime etmeden ortadan kayboldu.

O günden beri hayat bana iyi davranmadı. Yeni doğmuş oğlumu eve getirdiğim hafta, aynı hafta anne babamı toprağa verdim. On sekizimde hem anne oldum hem de ergenlik çağındaki kız kardeşimin vasisi. Her şeyin ağırlığı altında güç bela ayakta kaldım. En sonunda evlilikte güveni bulduğuma inandığımda ise kocamın çifte hayat yaşadığını öğrendim.

Şimdi oğlum Jaxon öfkeli, kendini iyice saldı. Her şey yolundaymış gibi rol yapmaya devam edemeyeceğimizi biliyorum. Yeni bir başlangıca ihtiyacımız var.

O yeni başlangıcın beni, ölümcül bir sır saklayan sakin bir dağ kasabasına… ve yeniden ona götüreceğini hiç beklememiştim.

Çünkü bu kasaba, gizlenen bir kurt dönüşenleri sürüsünün sınırında. Onların alfalarından biri de altı yıl önce kaybolan o oğlan.

Beni yalnızca kırık bir kalple bıraktığını hiç bilmeyen aynı oğlan.

Beni onun oğluyla bıraktı.
Arzudan Fazlası!

Arzudan Fazlası!

211.2k Görüntülenme · Tamamlandı · talesofpassions
Grace, adam bir adım öne çıktığında korkuyla geri çekildi.
"Bir daha yaparsan bacaklarını kırarım..."
diye uyardı.

Gözleri yaşlarla doldu.
"Şef, özür dilerim... İstemeden oldu, birdenbire gelişti... Hiçbir fikrim yoktu..."
diye hıçkırarak konuştu.

Dominick, sertçe çenesini tuttu.
"Karşımda ağzını sadece bir şey için aç..."
diye dişlerini sıkarak söyledi ve onu bir hamlede bıraktığında Grace inledi ve hıçkırdı.

"Lütfen beni cezalandırma... Özür dilerim"
diye yalvardı ama sözleri duymazdan gelindi.
"Bunu yapmak istemiyorum, şef lütfen... Bundan korkuyorum... Lütfen, lütfen..."
diye ağladı.

"Soyun..."
diye emretti duvara doğru yürürken.

Grace, bunu yaptığında gözleri büyüdü. Korkudan doğru düzgün düşünemedi. Kapıya doğru koştu ama zavallı kız kapıyı açamayacağını bilmiyordu.


Grace, iyi ve zeki bir kızdır ama iyiliği onun düşmanıdır. Mutlu ve huzurlu bir hayat yaşıyordu ta ki mafya babası kapısını çalana kadar.
Grace, babasının hataları yüzünden kendini şeytana feda etmek zorunda kaldı.

Ama bu şeytanın kalbi var mı? Grace, onunla konuşmayan bu sessiz ve zalim adamla nasıl başa çıkacak? Babası için bunu ne kadar sürdürebilir? Sonuçta mafya babasıyla seks yapmak kolay değil.
Mafya Prensesi Geri Dönüyor

Mafya Prensesi Geri Dönüyor

34.7k Görüntülenme · Tamamlandı · Tonje Unosen
Talia yıllardır annesi, üvey kız kardeşi ve üvey babasıyla yaşıyordu. Bir gün nihayet onlardan kurtuldu. Aniden dışarıda daha fazla ailesi olduğunu ve aslında onu gerçekten seven birçok insanın olduğunu öğrendi; bu, daha önce hiç hissetmediği bir şeydi! En azından hatırladığı kadarıyla. Başkalarına güvenmeyi öğrenmek ve yeni kardeşlerinin onu olduğu gibi kabul etmesini sağlamak zorundaydı!
Beni Geri Kazanamazsın

Beni Geri Kazanamazsın

129.1k Görüntülenme · Tamamlandı · Sarah
Aurelia Semona ve Nathaniel Heilbronn üç yıldır gizlice evliydiler. Bir gün, Nathaniel ona bir boşanma anlaşması fırlattı ve ilk aşkının geri döndüğünü, onunla evlenmek istediğini söyledi. Aurelia, kalbi kırık bir şekilde anlaşmayı imzaladı.
Nathaniel'in ilk aşkıyla evlendiği gün, Aurelia bir trafik kazası geçirdi ve karnındaki ikizlerin kalp atışları durdu.
O andan itibaren, tüm iletişim bilgilerini değiştirdi ve tamamen Nathaniel'in dünyasından çıktı.
Daha sonra, Nathaniel yeni eşini terk etti ve Aurelia adında bir kadını aramak için dünyayı dolaştı.
Tekrar bir araya geldikleri gün, Nathaniel onu arabasında köşeye sıkıştırdı ve yalvardı, "Aurelia, lütfen bana bir şans daha ver!"

(Benim üç gün üç gece elimden bırakamadığım, son derece sürükleyici ve mutlaka okunması gereken bir kitap önerim var. Kitabın adı "Kolay Boşanma, Zor Yeniden Evlilik". Arama çubuğunda aratarak bulabilirsiniz.)
CEO'nun Yerine Geçen Gelin

CEO'nun Yerine Geçen Gelin

15k Görüntülenme · Güncelleniyor · Louisa
Biyolojik ailem beni bulduğunda, evlatlık kızları Leila için adeta mobil bir kan bankası olmamı beklediler. Ne zaman ciddi bir şekilde hastalansa, kanımı hatta kalbimi bağışlamam gerektiğini söylediler...
Ailem benden nefret ediyordu ve kendi kardeşim beni uyuşturup, Leila'nın yerine ölmekte olan bir adamla evlenmeye zorlamak için hayatımı tehdit etti.
Ailemden tüm umudumu kaybettikten sonra, tüm bağlarımı koparan bir anlaşma imzaladım ve evlilik yatırımı için büyük bir miktar para aldım.
Bilmedikleri şey ise, ben dünyanın en ileri tıbbi araştırma teknolojisine sahip, Nobel Ödüllü gizemli bir doktordum...
Masumiyetin Külleri

Masumiyetin Külleri

8.3k Görüntülenme · Tamamlandı · Mist
Eşimin ani ölümü sonrası kendimi acı ve karmaşa içinde buldum.
Garip ifadeler, tuhaf vakalar ve gizemli tanıklar ortaya çıktı.
Yirmi yıllık düğüm olmuş şikayetler yeniden su yüzüne çıktı.
Eşim tüm bu sırlarla yakından bağlantılı gibi görünüyordu.
Mahkum Projesi

Mahkum Projesi

130.7k Görüntülenme · Tamamlandı · Bethany D
Hükümetin suçluları rehabilite etmek için en yeni deneyi - binlerce genç kadını, parmaklıklar ardında tutulan en tehlikeli adamların yanına göndermek...

Aşk, dokunulmaz olanı evcilleştirebilir mi? Yoksa sadece ateşi körükleyip mahkumlar arasında kaosa mı yol açar?

Liseden yeni mezun olan ve çıkmaz sokak gibi kasabasında boğulan Margot, kaçışını özlemektedir. Onun pervasız en yakın arkadaşı Cara, ikisi için mükemmel bir çıkış yolu bulduğunu düşünmektedir - Mahkum Projesi - maksimum güvenlikli mahkumlarla geçirilen zaman karşılığında hayat değiştiren bir miktar para sunan tartışmalı bir program.

Tereddüt etmeden, Cara onları programa kaydettirmek için acele eder.

Ödülleri mi? Çete liderleri, mafya patronları ve gardiyanların bile karşı koymaya cesaret edemediği adamlar tarafından yönetilen bir hapishanenin derinliklerine tek yönlü bir bilet...

Bütün bunların merkezinde, Coban Santorelli ile tanışır - buzdan daha soğuk, gece yarısından daha karanlık ve içindeki öfkeyi körükleyen ateş kadar ölümcül bir adam. Projenin özgürlüğe giden tek bileti, onu hapse atan kişiden intikam almak için tek bileti olabileceğini bilir ve bu yüzden sevgi öğrenebileceğini kanıtlamalıdır...

Margot, onu reform etmeye yardımcı olmak için seçilen şanslı kişi mi olacak?

Coban, sadece seks dışında masaya başka bir şey getirebilecek mi?

Başlangıçta inkar olarak başlayan şey, saplantıya dönüşebilir ve ardından gerçek aşka dönüşebilir...

Bir tutkulu aşk romanı.