Gerçek Varisin İntikamı

Gerçek Varisin İntikamı

Daniella AGUOCHA · Güncelleniyor · 242.9k Kelime

219
Popüler
12.7k
Görüntülenme
267
Eklendi
Paylaş:facebooktwitterpinterestwhatsappreddit

Giriş

Elena Walsh’un, Mayfield’in en zengin ailelerinden birinin gerçek varisi olduğu ortaya çıkar.

Doğduğunda hastanede bir karışıklık yaşanır; yanlış aileyle karıştırılır ve bebekken yerleri değiştirilir. Ama 18 yıl sonra, bu işe karışan aileler gerçeği öğrenir. Elena’nın onu büyüten sözde ailesi de, onların yanında kaldığı süre boyunca ona kötü davranmaya başlar.

Gerçek ailesi Elena’yı bulduktan sonra, onu hemen kapının önüne koyarlar. Gerçek ailesinin fakir olduğunu sanıp Elena’yla alay eder, onunla eğlenirler.

Oysa gerçek tam tersidir: Elena’nın gerçek ailesi Mayfield’in en varlıklı ailelerinden biridir ve eski ailesi onların yanına bile yaklaşamaz.

Elena ailesiyle yeniden bir araya gelince, öz anne babası ona yalvarır; sahte varis Kiera’yı da aileden sayıp yanlarında tutmalarına izin vermesini isterler.

Ama görünen o ki sahte varis, gerçek varisin geri dönmesinden hiç memnun değildir. Masum ve uysal bir görüntü takınırken, Elena’ya karşı entrika çevirmeden duramaz.

Ne var ki Elena da ezilecek biri değildir. Kiera’nın oyunlarını ortaya dökmek ve aslında kendisine ait olan her şeyi geri almak için gerekirse her şeyi yapacaktır.

Bölüm 1

İri yağmur damlaları Elena Walsh’ın tenine şap şap çarpıyordu; hafif acıtıyor ama serinletip ferahlatıyordu. Elena, fırtına bulutlarıyla ağırlaşmış ve şimşek çizgileriyle yarılmış gökyüzüne bir an baktı, sonra başını eğip izleyicilerine anlatmaya devam etti. “Bu dulavratotu kökü. Vücuttaki harareti düşürmeye, kanı serinletmeye ve bedeni güçlendirmeye yardımcı olur. Biz bunu genelde sonbaharda toplarız. Daha temmuzdayız, o yüzden henüz hazır değil.”

Kamerasını uzun otların arasında açmış morumsu kırmızı bir çiçeğe çevirdi. Görüntü netti, sesi de hafif ve canlıydı. Köşedeki izleyici sayısı çoktan iki yüz bini geçmişti.

Yorumlar durmadan akıyordu.

[Şef Elena’yı o kadar seviyorum ki. Hatta tedavi olmak için onun şehrine gittim, tendon iltihabımı gerçekten iyileştirdi.]

[Ben de! Bitkisel ilaçları harika. Daha birkaç dozda kendimi iyi hissettim.]

[Elena, orada yağmur mu yağıyor? Resmen bardaktan boşanırcasına yağıyor gibi. Çabuk, bir yere sığın.]

Elena onlara hak verdi. Yağmur iyice bastırmıştı ve toplaması gereken bütün otları zaten toplamıştı. Yakındaki büyük bir ağacın koyu gölgesine doğru yürümeye başladı ve, “Burada gerçekten sağanak başladı. Bugünlük bu kadar. Bir dahaki yayını...” dedi.

Sözünü bitiremeden ayağı bir şeye takıldı ve yere kapaklandı.

Ağzına burnuna ot doldu. Tükürüp söylenerek doğrulmaya çalıştı, kaşları çatılmıştı. Düşer düşmez canlı yayın da kapanmıştı. Telefonunu bir kenara bırakıp nefesini toparladı, sonra ayağını neyin taktırdığını görmek için döndü.

Bir dal ya da kök bekliyordu. Ama bir adam gördü.

Adam, sık otların arasında yatıyordu; üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Hava bu kadar kararmış, yağmur da böyle boşanırken neredeyse çevreye karışıp görünmez olmuştu.

Elena şaşkınlıkla birkaç saniye ona baktı. Adamın yüz hatları dikkat çekiciydi; keskin, düzgün ve dergiden çıkmış gibi yakışıklıydı. Ama gözleri sımsıkı kapalıydı, kaşları acıyla çatılmıştı, yüzü kâğıt gibi bembeyazdı, dudaklarıysa sağlıksız bir mora dönmüştü.

Elena kaşlarını çattı. Zehirlenmişti.

Dağda bayırda bu genelde yılan sokması demekti.

Biraz daha yaklaşıp paçasını yukarı kaldırdı. Tahmin ettiği gibi, sol ayak bileğinde siyaha çalan mor renkte, korkunç şekilde şişmiş bir ısırık izi vardı.

Durumu gerçekten ciddiydi.

“Valla, burada bana rastladığın için şanslıymışsın,” diye mırıldandı Elena. Bambu sepetini omzundan indirip otların arasından küçük bir ilk yardım çantası çıkardı. Ne olur ne olmaz diye yanında her zaman ilaç ve panzehir taşırdı.

Bir neşter alıp yaranın üstünü kesti, kan aksın diye açtı. Ellerini hızlı hareket ettiriyordu; pek nazik sayılmazdı. Adam, acının etkisiyle inleyerek kendine geldi.

Elena başını bile kaldırmadı. “Yaşamak istiyorsan kıpırdama.”

Damon, sol bacağının artık kendisine ait değilmiş gibi hissediyordu. Hiç oynatamıyordu. Görüşü bulanıktı, zihni allak bullaktı ama birinin bacağıyla uğraştığını hissedebiliyordu. Acıyordu, ama buna dayanabilirdi.

Yaklaşık on beş dakika sonra Elena yarayı sarmış ve ona bir panzehir iğnesi yapmıştı. Artık hayati tehlikeyi atlatmıştı.

“Isırıkla ilgilendim. Aileni ara,” dedi Elena kısa ve işine bakar bir sesle. Adamın ormanda tek başına ne yaptığını sormaya bile gerek duymadı. Bu onun derdi değildi.

Damon Clifford’ın alnı soğuk terle kaplıydı ama yağmur onu öylesine sırılsıklam etmişti ki artık terle yağmuru ayırmak imkânsızdı.

Karşısında kimin durduğunu seçmeye çalıştı ama ne kadar uğraşsa da her şey bulanık kalıyordu.

“Sinyal yok...” Ağır ağır nefes alarak kelimeleri zorla çıkardı.

Elena kaşlarını çattı. Harika, bir de bu eksikti.

“Telefonun nerede?”

“Cebimde.”

Eğilip aramaya başladı; küçük elleri Damon’ın geniş göğsünde hızla dolaştı. Daha fazla ilerleyemeden Damon onun bileğini tuttu. Tutuşu zayıftı, sesi daha da zayıf. “İçte, sağ tarafta.”

Elena ona ters bir bakış attı. Adam her an yine bayılacak gibi görünüyordu. Yine de elini takım elbisesinin iç cebine sokup telefonunu çıkardı.

Damon gözlerini kapalı tuttu, neredeyse fısıltıyla konuştu. “İlk kişi.”

Elena rehberini açtı, kim olduğuna bakma gereği duymadan arama tuşuna bastı. Telefon bir kez çaldı, sonra biri telaşla, nefes nefese açtı.

“Efendim! Neredesiniz? Dağda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. İyi misiniz?”

Damon cevap vermedi. Bir an sonra Elena onun yerine konuştu. “Yaralı. Hemen gelip onu alın.”

Telefondaki kişi sanki dünyası başına yıkılmış gibi konuştu. “Ne? Yaralı mı? Hanımefendi, lütfen, durumu nasıl? Şu an nerede?”

“Yarasını sardım. O...” Elena etrafına bakındı, tepeleri süzdü, sonra çok da uzakta olmayan bir alıçlık gördü. “Dağın yarı yolunun batısında bir alıç korusu var. Yanında da dar bir patika. Gelip onu oradan alın.”

Bu çok ayrıntılı bir tarif değildi ama buralarda o yabani alıçlığı herkes bilirdi.

Tam telefonu kapattığında, cihazın son şarjı da bitti. Elena telefonu tekrar Damon’ın cebine koydu. “Biraz daha iyi misin? Seni oraya kadar götüreyim mi?”

Damon başını salladı. “Evet.”

Bu kız ortaya çıktığından beri ilk kez sağ çıkabileceğine dair bir his doğmuştu içinde.

Üzerine çöken ölüm duygusu sonunda biraz olsun çekilmeye başlamıştı.

Elena eğilip onu kaldırmaya çalıştı, ne kadar ağır olduğuna şaşırdı. Kendini güçlü sayardı ama bu adam hiç de hafif değildi.

Damon hayatında ilk kez bir kızdan destek alarak yürüyordu. Kız küçüktü, yumuşaktı ama bir şekilde onu taşıyacak kadar da sağlamdı.

Kendini tutamadı. “Adın ne?”

Bu gece karşısına çıkmasaydı, büyük ihtimalle sabahı göremezdi.

Elena bitkin düşmüştü, konuşacak hâli de yoktu. “Bilmen gerekmiyor.”

Elena onu gördüğü ilk andan beri, bulaşmak isteyeceği biri olmadığını anlamıştı.

Karmaşık insanlar, karmaşık dertler demekti. Onun da zaten kendi derdi başından aşkındı.

Damon üsteledi; hayatında hiçbir kıza söylemediği kadar çok şey söylüyordu ona. “Hayatımı kurtardın. Ne istersen verebilirim.”

Elena hiç duraksamadı. “Tedavi ücreti sekiz yüz seksen sekiz. Çoğu ödeme uygulaması olur, ama veresiye kabul etmem.”

Damon donup kaldı. Başkentin en zengin adamı oydu ve bu köylü kız sanki parayı ödeyemeyebilirmiş gibi davranıyordu?

“Döner dönmez öderim...”

“Boş ver. Benim yapacak işlerim var. Adamlarını burada beklersin. Ben gidiyorum.”

Bunu deyip Damon’ı patikanın kenarına kadar sürükledi, çimlerin üstüne bıraktı. İlaç sepetini sırtına geçirdi, arkasını dönüp yürümeye başladı.

Damon peşinden gidecek kadar güçlü değildi ama Elena uzaklaşmaya başlayınca kalan son gücüyle onun gömleğinin ucunu yakaladı. Elena bunu beklemiyordu; dengesi bozuldu ve doğruca Damon’ın üzerine düştü.

Ve bir anda, akıl almaz biçimde, burunları birbirine çarptı, dudakları da birleşti; Elena onun üstündeydi.

Son Bölümler

Beğenebilirsiniz 😍

Masamın Üstündeki CEO

Masamın Üstündeki CEO

115.7k Görüntülenme · Tamamlandı · McKenzie Shinabery
“Onun sana ihtiyacı olduğunu mu sanıyorsun?” diyor.

“Evet, ihtiyacı var.”

“Ya böyle bir korumayı istemezse?”

“İster,” diyorum, sesim biraz alçalıyor. “Çünkü ona dünyayı verebilecek bir erkeğe ihtiyacı var.”

“Ya dünya yanarsa?”

Elim Violet’ın belinde belli belirsiz sıkılaşıyor.

“O zaman ona yenisini kurarım,” diye karşılık veriyorum. “Gerekirse eskisini kendi ellerimle yakıp yıkarım.”

Ben Rowan Ashcroft için çalışmıyorum.
Onun altında çalışıyorum.

Masamdan, şehrin en acımasız CEO’suna kimin ulaşabileceğine, kimin lobiyi bile geçemeyeceğine ben karar veririm. Onun vaktini, suskunluğunu, düşmanlarını yönetirim. Onun dünyası dönsün diye uğraşırım; benimkiyse ödenmemiş faturaların, rehabilitasyona kapatılmış bir annenin ve vedasız kaybolup giden bir kardeşin ağırlığıyla sessizce çöker.

Rowan Ashcroft, özel dikim bir takım elbisenin içine sarılmış güçtür.
Soğuk. Dokunulmaz. Merhametsiz.
Flört etmez. Gülümsemez. İnsanları görmez; sadece işe yararlılıklarını görür.

Ve uzun süre, ben de sadece işe yarardım.

Ta ki beni izlemeye başlayana kadar.

Dikkatindeki değişim önce belli belirsizdir. Bir an fazla süren bir duraksama. Uzayan bir bakış. Beni uzaklaştırmak yerine yakınına çeken talimatlar. Masamın başında dimdik duran o adam, programımdan fazlasını kontrol etmeye başlar ve ben çok geç anlarım: Rowan Ashcroft’un dikkatini çekmek, onun tarafından görmezden gelinmekten çok daha tehlikelidir.

Çünkü onun gibiler sevgi aramaz.
Sahip olmayı ister.

Bu bir iş olmalıydı.
Sınırlarımın sınandığı bir şey değil.
Onun otoritesine ağır ağır, bile isteye iniş değil.

Ama Rowan Ashcroft benim masamın altında olmam gerektiğine karar verdiyse, öyle olsun.
Hayatta kalmanın bir bedeli var ve faturalar, nasıl ödediğimi umursamaz.
Ölüm, Flört ve Diğer İkilemler

Ölüm, Flört ve Diğer İkilemler

20.6k Görüntülenme · Tamamlandı · Kit Bryan
Beni tanımak için bilmen gereken ilk şey mi? Teknik olarak bir cadıyım. Ama aileme sorarsan, bu, mükemmel küçük bir büyücü olmam gerektiği anlamına gelir: tuhaf ritüellerine itaatle katıl, aile işinde çalış, önceden onaylanmış büyücü bir adamla evlen ve kan bağını sürdürmek için birkaç sevimli cadı bebek dünyaya getir. Spoiler: bu olmayacak.

Bunun yerine, büyülü dünyadan kaçınma sanatında ustalaştım. Stratejim mi? Bilgisayar ekranlarımın arkasına saklanmak ve tüm dramalardan uzak durmak. Çoğunlukla işe yarıyor—ta ki zihin okuyabilen ofis belası, dikkatle inşa ettiğim huzuruma burnunu sokmaya karar verene kadar. Sonra bir gün işte yarı ölü halde beliriyor ve bir anda kendimi imza atmadığım büyülü sorunların ortasında buluyorum.

Şimdi, sinir bozucu zihin okuyucu herif, problemlerinin benim problemlerim olduğuna ikna olmuş durumda, kayıp cesetler birikiyor ve her iki ailemiz de bu doğaüstü felakete karışmış durumda. Tek istediğim video oyunları oynamak, kedimle takılmak ve büyülü dünyanın var olmadığını farz etmekti. Bunun yerine, amatör dedektif rolü oynamak, karışan akrabalarla uğraşmak ve eşit derecede sinir bozucu ve... tamam, belki biraz ilgi çekici bir adamla fazlasıyla zoraki zaman geçirmek zorundayım.

İşte bu yüzden flört etmiyorum.
Dört Mafya Adamı ve Ödülleri

Dört Mafya Adamı ve Ödülleri

173.7k Görüntülenme · Güncelleniyor · M C
Dört Mafya Adamı Tarafından Alındı


“Geri öp” diye mırıldanıyor ve vücudumun her yerinde sert ellerin beni daha fazla kızdırmamam için sıkıca kavradığını hissediyorum. Bu yüzden pes ediyorum. Ağzımı hareket ettirmeye ve dudaklarımı hafifçe açmaya başlıyorum. Jason, dilini ağzımın her köşesine hızla dolaştırıyor. Dudaklarımız tango yapıyor, onun baskınlığı yarışı kazanıyor.

Ayrılıyoruz, nefes nefeseyiz. Sonra Ben başımı kendisine çeviriyor ve aynı şeyi yapıyor. Onun öpücüğü kesinlikle daha yumuşak ama aynı derecede kontrol edici. Tükürüklerimizi değiş tokuş ederken ağzında inliyorum. Uzaklaşırken alt dudağımı hafifçe dişlerinin arasında çekiyor. Kai saçımı çekiyor, yukarı bakmamı sağlıyor, büyük bedeni üzerimde yükseliyor. Eğilip dudaklarımı sahipleniyor. Sert ve zorlayıcıydı. Charlie ise karışıktı. Dudaklarım şişmiş, yüzüm sıcak ve kızarmış, bacaklarım ise lastik gibi hissediyor. Cinayet işleyen psikopat herifler için, öpüşmeyi gerçekten biliyorlar.


Aurora her zaman çok çalıştı. Sadece hayatını yaşamak istiyor. Şans eseri, dört mafya adamı Jason, Charlie, Ben ve Kai ile tanıştı. Ofiste, sokaklarda ve kesinlikle yatak odasında en baskın olanlar onlar. Her zaman istediklerini alırlar ve HER ŞEYİ PAYLAŞIRLAR.

Aurora, sadece bir değil, dört güçlü adamın ona hayal ettiği zevki göstermesine nasıl uyum sağlayacak? Gizemli biri Aurora'ya ilgi gösterip ünlü mafya adamlarının düzenini bozduğunda ne olacak? Aurora nihayet teslim olup en derin arzularını kabul edecek mi yoksa masumiyeti sonsuza dek mi yok olacak?
Masumiyetin Külleri

Masumiyetin Külleri

8.2k Görüntülenme · Tamamlandı · Mist
Eşimin ani ölümü sonrası kendimi acı ve karmaşa içinde buldum.
Garip ifadeler, tuhaf vakalar ve gizemli tanıklar ortaya çıktı.
Yirmi yıllık düğüm olmuş şikayetler yeniden su yüzüne çıktı.
Eşim tüm bu sırlarla yakından bağlantılı gibi görünüyordu.
Mafya'nın Deniz Adamları

Mafya'nın Deniz Adamları

10.9k Görüntülenme · Tamamlandı · black rose
"Ben bunu yaptığımda ne diyorsun?" diye sordu Nixxon ve dudaklarını Vernon'un dudaklarına bastırdı.

Vernon dondu kaldı, Nixxon'un beklenmedik öpücüğünün baştan çıkarıcı hissi onu dilsiz bıraktı.

"Bir öpücük..." diye fısıldadı, nefessiz kalmıştı.

"Seni öpmek güzel bir his, Vernon," diye fısıldadı Nixxon ve... onu tekrar öptü.


Nixxon sualtı krallığından kaçmıştı, okyanusla tüm bağlarını koparmak için çaresizdi. Ama insan dünyası hayal ettiği özgürlük değildi... başka bir tür kafesti. Vernon tarafından yakalanan Nixxon, acımasız bir mafya lideri tarafından casus ya da silah zannedildi. Nixxon hızla hayatta kalmasının, rol yapmasına ve ne kadar hızlı öğrenebileceğine bağlı olduğunu fark etti.

Başlangıçta Vernon, Nixxon'u sadece bir tehdit olarak görüyordu... geçmişi olmayan, kayıtlarda bulunmayan ve tuhaf bir hareket tarzı olan garip bir adam. Ama onu sorguladıkça, Nixxon daha da çekici hale geliyordu. Hem saf hem de keskin zekalıydı, meydan okuyor ama insan yaşamına tuhaf bir hayranlık duyuyordu. Ve en kötüsü, Vernon'a sanki tanımaya değer bir şeymiş gibi bakıyordu.

Nixxon'u yanında tutmak zorunda kalan Vernon, istemeyerek de olsa onun insan dünyasına rehberi oldu... bir insan ansiklopedisi; masum ama tehlikeli sorulara cevap veriyordu. Açlık nedir? İnsanlar neden yalan söyler? Sevmek ne anlama gelir?

Ama Vernon sonunda Nixxon hakkında gerçeği ortaya çıkardığında... kim olduğunu, ne olduğunu... bir seçimle karşı karşıya kalır: Bir zamanlar düşman olarak gördüğü adamı serbest bırakmak mı... yoksa daha sıkı zincirlemek mi?

Çünkü bir şey ona Nixxon'un sadece okyanustan kaçmadığını söylüyor. Onun peşinde daha kötü bir şey var.

Ve Vernon, Nixxon'u kurtarmak mı istiyor... yoksa onu sonsuza kadar yanında mı tutmak istiyor, bilmiyor.
Bir Ejderhaya Aşık Olmamanın Yolları

Bir Ejderhaya Aşık Olmamanın Yolları

435.7k Görüntülenme · Tamamlandı · Kit Bryan
Büyülü Varlıklar ve Yaratıklar Akademisi’ne asla başvurmadım.

Bu yüzden, adıma hazırlanmış bir ders programı, beni bekleyen bir yurt odası ve sanki beni benden iyi tanıyormuş gibi seçilmiş derslerle dolu bir mektup gelince, kafamın karışması normalden biraz fazlaydı. Herkes Akademi’yi bilir; cadıların büyülerini keskinleştirdiği, şekil değiştiricilerin formlarına hükmetmeyi öğrendiği ve her türden büyülü varlığın yeteneklerini kontrol etmeyi öğrendiği yer burasıdır.

Herkes… benden başka herkes.

Benim ne olduğumu bile bilmiyorum. Ne şekil değiştiriyorum, ne ufak bir büyü numaram var, hiçbir şey. Sadece, uçabilen, ateş çağırabilen ya da dokunarak iyileştirebilen insanların arasında kalmış bir kızım. O yüzden derslerde sanki buraya aitmişim gibi oturup rol yapıyorum ve kanımda saklı olan şeyle ilgili en küçük ipucunu yakalayabilmek için dikkatle dinliyorum.

Benden bile daha meraklı olan tek kişi Blake Nyvas. Uzun boylu, altın rengi gözlü ve tam anlamıyla bir Ejderha. İnsanlar fısıldaşıp onun tehlikeli olduğunu söylüyor, benden uzak durmam için beni uyarıyor. Ama Blake, sanki benim gizemimi çözmeye kararlı ve nedense ben ona herkesten çok güveniyorum.

Belki bu delice. Belki de gerçekten tehlikeli.

Ama herkes bana buraya ait değilmişim gibi bakarken, Blake bana çözülmeye değer bir bilmeceymişim gibi bakıyor.
Dört ya da Ölü

Dört ya da Ölü

211.4k Görüntülenme · Tamamlandı · G O A
"Emma Grace?"
"Evet."
"Üzgünüm, ama başaramadı." Doktor bana acıyan bir bakışla söyledi.
"T-teşekkür ederim." Titreyen bir nefesle söyledim.
Babam ölmüştü ve onu öldüren adam şu anda tam yanımda duruyordu. Elbette bunu kimseye söyleyemezdim çünkü ne olduğunu bilip hiçbir şey yapmadığım için suç ortağı sayılırdım. On sekiz yaşındaydım ve gerçek ortaya çıkarsa hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilirdim.
Kısa bir süre önce lise son sınıfı bitirip bu kasabadan sonsuza dek kurtulmaya çalışıyordum, ama şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Neredeyse özgürdüm ve şimdi hayatım tamamen dağılmadan bir gün daha geçirebilirsem şanslı olurdum.
"Artık bizimlesin, şimdi ve sonsuza dek." Sıcak nefesi kulağımın dibinde tüylerimi diken diken etti.
Artık onların sıkı kontrolü altındaydım ve hayatım onlara bağlıydı. İşlerin bu noktaya nasıl geldiğini söylemek zor, ama işte buradaydım... bir yetim... ellerimde kanla... kelimenin tam anlamıyla.


Yaşadığım hayatı cehennem olarak tanımlayabilirim.
Her gün ruhumun her bir parçası sadece babam tarafından değil, aynı zamanda Karanlık Melekler denilen dört çocuk ve onların takipçileri tarafından da sökülüyordu.
Üç yıl boyunca işkence görmek dayanabileceğim kadar ve yanımda kimse olmadığı için ne yapmam gerektiğini biliyorum... Tek bildiğim yolla çıkmalıyım, ölüm huzur demek ama işler asla bu kadar kolay değil, özellikle beni uçuruma sürükleyen adamlar hayatımı kurtaranlar olduğunda.
Bana asla mümkün olacağını düşünmediğim bir şey verdiler... ölü olarak intikam. Bir canavar yarattılar ve dünyayı yakmaya hazırım.

Yetişkin içerik! Uyuşturucu, şiddet, intihar bahsi geçmektedir. 18+ önerilir. Ters Harem, zorba-aşığa dönüşen ilişki.
Mahkum Projesi

Mahkum Projesi

130.6k Görüntülenme · Tamamlandı · Bethany D
Hükümetin suçluları rehabilite etmek için en yeni deneyi - binlerce genç kadını, parmaklıklar ardında tutulan en tehlikeli adamların yanına göndermek...

Aşk, dokunulmaz olanı evcilleştirebilir mi? Yoksa sadece ateşi körükleyip mahkumlar arasında kaosa mı yol açar?

Liseden yeni mezun olan ve çıkmaz sokak gibi kasabasında boğulan Margot, kaçışını özlemektedir. Onun pervasız en yakın arkadaşı Cara, ikisi için mükemmel bir çıkış yolu bulduğunu düşünmektedir - Mahkum Projesi - maksimum güvenlikli mahkumlarla geçirilen zaman karşılığında hayat değiştiren bir miktar para sunan tartışmalı bir program.

Tereddüt etmeden, Cara onları programa kaydettirmek için acele eder.

Ödülleri mi? Çete liderleri, mafya patronları ve gardiyanların bile karşı koymaya cesaret edemediği adamlar tarafından yönetilen bir hapishanenin derinliklerine tek yönlü bir bilet...

Bütün bunların merkezinde, Coban Santorelli ile tanışır - buzdan daha soğuk, gece yarısından daha karanlık ve içindeki öfkeyi körükleyen ateş kadar ölümcül bir adam. Projenin özgürlüğe giden tek bileti, onu hapse atan kişiden intikam almak için tek bileti olabileceğini bilir ve bu yüzden sevgi öğrenebileceğini kanıtlamalıdır...

Margot, onu reform etmeye yardımcı olmak için seçilen şanslı kişi mi olacak?

Coban, sadece seks dışında masaya başka bir şey getirebilecek mi?

Başlangıçta inkar olarak başlayan şey, saplantıya dönüşebilir ve ardından gerçek aşka dönüşebilir...

Bir tutkulu aşk romanı.
Kendi sürüleri

Kendi sürüleri

136.5k Görüntülenme · Tamamlandı · dragonsbain22
Ortanca çocuk olarak sürekli göz ardı edilen ve ihmal edilen, ailesi tarafından reddedilen ve yaralanan o, kurt ruhunu erken yaşta alır ve yeni bir tür melez olduğunu fark eder. Ancak gücünü nasıl kontrol edeceğini bilmez. En iyi arkadaşı ve büyükannesiyle birlikte sürüsünü terk eder ve dedesinin klanına gider. Orada ne olduğunu ve gücünü nasıl kontrol edeceğini öğrenir. Daha sonra kaderindeki eşi, en iyi arkadaşı, kaderindeki eşinin küçük kardeşi ve büyükannesiyle birlikte kendi sürülerini kurarlar.
Arzudan Fazlası!

Arzudan Fazlası!

211.1k Görüntülenme · Tamamlandı · talesofpassions
Grace, adam bir adım öne çıktığında korkuyla geri çekildi.
"Bir daha yaparsan bacaklarını kırarım..."
diye uyardı.

Gözleri yaşlarla doldu.
"Şef, özür dilerim... İstemeden oldu, birdenbire gelişti... Hiçbir fikrim yoktu..."
diye hıçkırarak konuştu.

Dominick, sertçe çenesini tuttu.
"Karşımda ağzını sadece bir şey için aç..."
diye dişlerini sıkarak söyledi ve onu bir hamlede bıraktığında Grace inledi ve hıçkırdı.

"Lütfen beni cezalandırma... Özür dilerim"
diye yalvardı ama sözleri duymazdan gelindi.
"Bunu yapmak istemiyorum, şef lütfen... Bundan korkuyorum... Lütfen, lütfen..."
diye ağladı.

"Soyun..."
diye emretti duvara doğru yürürken.

Grace, bunu yaptığında gözleri büyüdü. Korkudan doğru düzgün düşünemedi. Kapıya doğru koştu ama zavallı kız kapıyı açamayacağını bilmiyordu.


Grace, iyi ve zeki bir kızdır ama iyiliği onun düşmanıdır. Mutlu ve huzurlu bir hayat yaşıyordu ta ki mafya babası kapısını çalana kadar.
Grace, babasının hataları yüzünden kendini şeytana feda etmek zorunda kaldı.

Ama bu şeytanın kalbi var mı? Grace, onunla konuşmayan bu sessiz ve zalim adamla nasıl başa çıkacak? Babası için bunu ne kadar sürdürebilir? Sonuçta mafya babasıyla seks yapmak kolay değil.
Üçlü Gelir

Üçlü Gelir

18.6k Görüntülenme · Tamamlandı · Bethany D
Charlotte adında bir kızın kalp kırıcı yolculuğunu takip edin. Mahallesindeki üç çocuk - Tommy, Jason ve Holden - tarafından acımasızca takip edilen Charlotte, yıllardır onların işkencelerine maruz kalmış ve onun çekingen kişiliğine karşı saplantılı bir takıntıları var gibi görünüyor...

Charlotte, hayatta kalabilmek için onların pençelerinden kaçması gerektiğini kısa sürede anlar... Bu, ağır bir pişmanlık duyacağı bir şey yapmak anlamına gelse bile!

Kötü muameleden ve ilgisiz annesinden kaçarken, Charlotte, ona yardım etmekten başka bir şey istemeyen iyi kalpli bir kız olan Anna ile tanışır.

Ama Charlotte gerçekten yeniden başlayabilir mi?

Anna'nın arkadaşlarıyla, ki bunlar tesadüfen suç dünyasına derinlemesine bulaşmış üç iri yarı adamdır, uyum sağlayabilecek mi?

Yeni okulun kötü çocuğu Alex, onunla tanışan çoğu kişi tarafından korkulan biri, "Lottie"nin iddia ettiği kişi olmadığından hemen şüphelenir. Grubunun sırlarını ona güvenmeden açmak istemez ve ona karşı soğuk davranır - ta ki Charlotte'un geçmişini küçük parçalar halinde çözmeye başlayana kadar...

Taş kalpli Alex sonunda onu içeri alacak mı? Geçmişini saran üç iblisten onu koruyacak mı? Yoksa kendini zahmetten kurtarmak için onu onlara teslim mi edecek?
Alfa’nın Aşkıyla Sahiplenilen

Alfa’nın Aşkıyla Sahiplenilen

38.1k Görüntülenme · Tamamlandı · Riley
Ben Tori. Az önce hapisten çıkmış, sözde bir “katilim”.

Dört yıl önce Fiona’nın ince ince planladığı bir komplo, beni sıradan bir omega iken cinayetle suçlanan bir mahkûma dönüştürdü.
Dört yıl sonra, tanıyamadığım kadar değişmiş bir dünyaya geri döndüm.

En iyi arkadaşım olan üvey kız kardeşim Fiona, annemin gözünde artık “mükemmel kız” olmuş. Eski erkek arkadaşım Ethan ise yakında onunla herkesin konuşacağı görkemli bir eşleşme töreni yapacak.

Bir zamanlar uğruna her şeyi göze aldığım aşk, aile bağları ve itibarım… Hepsini Fiona aldı.

Hayatımın anlamını sorguladığım, dayanacak gücümün kalmadığı bir anda, Moonhaven’ın efsanevi Alfası Lucas aniden hayatıma girdi.

O, tüm kurtadamların saygı ve korkuyla baktığı, güçlü ve esrarengiz bir alfa.
Ama bana karşı gösterdiği ısrar ve şefkat, akıl alır gibi değil.

Lucas’ın ortaya çıkışı kaderin bana bir armağanı mı, yoksa yeni bir komplonun başlangıcı mı?