
Gitmeme İzin Vermeden Önce
Rose Livingston · Tamamlandı · 210.2k Kelime
Giriş
Elias'ın sesi göğsüme saplanan bir bıçak gibiydi. Sevdiği kadının—metresinin—merdivenlerin dibinde bir kan gölü içinde yatışını izledim. Onu ben itmedim. Beni tutmaya, karnında büyüyen bebekle bana nispet yapmaya çalışırken düştü. Ama bu onun umurunda değildi.
Karısını soğukta öylece bırakıp, onun yaralı bedenini nadide bir cammış gibi şefkatle kollarının arasına aldı. Benim de hamile olduğumu bilmiyordu. Metresinin piçi için dualar ederken, meşru varisinin annesini yok ettiğinden habersizdi.
Ambulansın ışıkları bizi kırmızıya boyarken, yüzümde donan gözyaşlarımla dümdüz karnıma dokundum. Bana saf bir nefretle baktı; içimdeki sevginin son kıvılcımını da söndüren bir bakıştı bu.
O kadınla birlikte uzaklaşırken boşluğa doğru, "Boşanma evraklarını imzalayacağım, Elias," diye fısıldadım. "Ama bu bebeği asla göremeyeceksin. Kurtarmak için yanlış çocuğu seçtin."
Bölüm 1
Klinikten çıktığımda gökyüzü donuk, soluk bir griye bürünmüştü. Rüzgâr paltoma dolanıyor, sanki tüm dünya beni cezalandırmak istiyormuşçasına ince kumaşın içinden tenimi ısırıyordu.
Hemşirenin avucuma tutuşturduğu katlanmış parlak kâğıdı tutarken parmaklarım titriyordu. Doktorun odasından çıktığımdan beri kâğıda hiç bakmamıştım ama bakmama gerek de yoktu. O görüntü çoktan zihnime kazınmıştı; doktorun içimde büyüyen, canlı ve nefes alan bir varlık olduğuna beni inandırdığı o bulanık, siyah beyaz şekil.
Hamile.
Bu kelime kafamın içinde defalarca yankılandı; her seferinde daha yüksek sesle, her seferinde daha da imkânsız gelerek.
Sadece tek bir geceydi. Acının mantığımı bulandırdığı, özlemin beni zayıf düşürdüğü o korkunç, pervasız tek bir gece. Kendi kendime bunun hiçbir anlamı olmadığını, Elias Sinclair'in o gece sadece sarhoş olduğunu, ertesi sabah olanları hatırlamadığını bile söyleyip durmuştum.
Buna inanmak istemiştim. Buna mecburdum.
Ama şimdi, elimdeki ultrasonun bulanık çizgilerine bakarken, artık kendimi kandıramayacağımı biliyordum.
Şiddetli bir rüzgâr kâğıdı neredeyse elimden uçuracaktı. Kâğıdı daha sıkı kavradım ve gözlerimdeki yanmayı geçirmek için gözlerimi kırpıştırdım. Kolay kolay ağlamazdım, yıllardır ağlamamıştım; kendimi tamamen tükenmiş hissettiğim zamanlarda bile. Ancak bu sırrın ağırlığı göğsüme öyle bir çökmüştü ki, bu yükün altında ezileceğimi hissettim.
Boğuk bir motor sesi dikkatimi kaldırım kenarına, beklemekte olan şık, siyah arabaya çekti. Arabayı görünce midem düğümlendi.
Şoförümüz John beni görür görmez arabadan indi. Yüzünde her zamanki o özenle takındığı ifadesiz hâli vardı ama solgun yüzümü fark ettiğinde gözlerinde anlık bir endişe belirtisi gördüğümü sandım.
Her zamanki profesyonel rahatlığıyla arka kapıyı açarken, “Bayan Sinclair,” diyerek beni selamladı.
Yüzüm kaskatı kesilmiş olsa da hafifçe gülümsedim. “Teşekkür ederim, John.”
Sesim bana bile yabancı geliyordu.
Arka koltuğa yerleştiğimde beni ağır, soğuk ve yargılayıcı bir sessizlik karşıladı. Elias koltuğun diğer ucunda oturuyor, dikkatle telefonuna bakıyordu. Arabanın loşluğunda bile keskin ve otoriter varlığı tüm alanı dolduruyordu.
Yüzüme bakmadı. Son zamanlarda zaten pek bakmazdı.
Ekranda gezinmeye devam ederken, “Epey uzun sürdü,” dedi. Sesi pürüzsüz ve mesafeliydi; sanki bir yabancıyla konuşuyor gibiydi. “Sıradan bir kontrol randevusu sanıyordum?”
Yutkundum. Başım öne eğik bir hâlde, sessizce, “Test sonuçları biraz gecikti,” dedim. “Kusura bakma.”
Umursamaz bir tavırla, anladığını belli eden bir ses çıkardı. Saati kontrol ederken pencereden süzülen ışık, Patek Philippe saatinin parlak kadranına vurdu. “Bir dahaki sefere gecikme olursa sonuçları göndersinler. Boş beklemeyi sevmediğimi biliyorsun.”
Bu sözler canımı gereğinden fazla yakmıştı. Bakışlarımı kucağıma indirdim; parmaklarımı, içinde ultrason fotoğrafının saklı olduğu çantamın dikişlerinde gezdirdim. Boş beklemeyi sevmem. Beni kırmak için söylememişti ama son zamanlarda Elias'ın ağzından çıkan her söz, insanın canını açık bir acımasızlıktan bile daha çok yakan o sessiz kayıtsızlığa bürünmüştü.
Araba trafiğe süzüldü. Dışarıda akıp giden şehir, camdan, yağmurdan ve gürültüden ibaret gri bir dünyaydı ama nedense aramızdaki sessizlikten daha sessiz geliyordu.
Nefes almaya, düşünmeye, bundan sonra ne yapacağıma karar vermeye çalıştım. Hamilelik her şeyi değiştirmişti ama belki de hiçbir şeyi değiştirmemişti.
Elias duygularını daha düğün gecemizde açıkça ortaya koymuştu. Sesini yükseltmemişti; buna gerek de duymamıştı. Soğuk ve ölçülü ses tonu yeterli olmuştu. Babasının hastalığı son bulduğunda evliliğimizin de biteceğini söylemişti. Paul Sinclair ölüp toprağa verildiğinde Elias nihayet özgür kalacaktı. Evliliğimizi bitirmekte özgür.
Paul öleli yedi hafta olmuştu ve bu yedi haftanın her günü, Elias'ın o korkulu rüyam olan boşanma evraklarını önüme koyacağı günün bugün olup olmadığını düşünerek uyanmıştım.
Şimdi onun yanında otururken, başımın üzerinde sallanan ve ha düştü ha düşecek o görünmez kılıcı adeta hissedebiliyordum. Bir de şimdi bu çıkmıştı, bu yeni karmaşa. İçimde büyüyen, ikimizin de planlamadığı bu küçücük, beklenmedik hayat. Elias'ın çocuğuna hamile kalacağım kesinlikle aklımın ucundan bile geçmezdi.
Bunu planlamadığıma asla inanmayacak. Bu düşünce boğazımı düğümledi. Bebeği onu bağlayacak bir zincir, ona tutunmak için son anda yapılmış bir hamle olarak kullandığımı düşünecekti. Tıpkı iki yıl önce oyunlar oynayarak bu evliliğe sızdığımı iddia ettiği gibi, beni yine manipülasyon yapmakla suçlayacaktı.
Buna tekrar dayanamazdım. Hele de temelli çekip gitmesi için küçücük bir bahanenin bile yeteceğini bilirken.
Gözyaşlarımı geri iterek çaktırmadan onun profiline baktım; o geceye dair anılar zihnime doluşurken bu manzara zaten bulanan midemi iyice düğümlemişti. Bana o bakışı, elleri tenimde alev alev bir yol çizerken açlıkla yanan gözleri, her dokunuşuyla beni ateşe verişi... Beni masasına yatırışı; ben zevkten titreyip yalvaran bir hale gelene dek dudakları ve elleriyle bedenime adeta tapması... O boğuk inlemeleri, içimde gidip gelirken kulağımı yakan nefesinin sıcaklığı, ben ona sıkıca tutunup altında zevkten paramparça olurken onun kendi zevkini alışı...
Kısacık bir an için gerçek bir şey hissetmiştim. Bir bağ. Asla olmaması gereken yerde yeşeren aptalca, kırılgan bir umut.
Ta ki içimde doruğa ulaşırken başka bir kadının adını fısıldayana dek.
Şimdi bile bu anı göğsüme bir bıçak gibi saplanıyordu. Karısıyla sevişirken eski sevgilisi Willow'u düşünmüştü.
Titrek bir nefes aldım ve acıyı hafifletmeye çalışarak kalbimin üzerindeki noktayı ovuşturdum. O geceden sonra Elias sanki hiç yaşanmamış gibi davranmıştı. Biter bitmez giyinmiş ve tek kelime etmeden evden ayrılmıştı. O geceyi bir daha hiç açmamıştı, hatta hatırlamadığından bile şüpheleniyordum. Ne de olsa çok içmişti.
Peki, hatırlamadığı bir gecede bir bebek yaptığımızı ona nasıl söyleyecektim?
Son Bölümler
#256 Bölüm 256 256
Son Güncelleme: 5/20/2026#255 Bölüm 255 255
Son Güncelleme: 5/20/2026#254 Bölüm 254 254
Son Güncelleme: 5/20/2026#253 Bölüm 253 253
Son Güncelleme: 5/20/2026#252 Bölüm 252 252
Son Güncelleme: 5/20/2026#251 Bölüm 251 251
Son Güncelleme: 5/20/2026#250 Bölüm 250 250
Son Güncelleme: 5/20/2026#249 Bölüm 249 249
Son Güncelleme: 5/20/2026#248 Bölüm 248 248
Son Güncelleme: 5/20/2026#247 Bölüm 247 247
Son Güncelleme: 5/20/2026
Beğenebilirsiniz 😍
Bir Ejderhaya Aşık Olmamanın Yolları
Bu yüzden, adıma hazırlanmış bir ders programı, beni bekleyen bir yurt odası ve sanki beni benden iyi tanıyormuş gibi seçilmiş derslerle dolu bir mektup gelince, kafamın karışması normalden biraz fazlaydı. Herkes Akademi’yi bilir; cadıların büyülerini keskinleştirdiği, şekil değiştiricilerin formlarına hükmetmeyi öğrendiği ve her türden büyülü varlığın yeteneklerini kontrol etmeyi öğrendiği yer burasıdır.
Herkes… benden başka herkes.
Benim ne olduğumu bile bilmiyorum. Ne şekil değiştiriyorum, ne ufak bir büyü numaram var, hiçbir şey. Sadece, uçabilen, ateş çağırabilen ya da dokunarak iyileştirebilen insanların arasında kalmış bir kızım. O yüzden derslerde sanki buraya aitmişim gibi oturup rol yapıyorum ve kanımda saklı olan şeyle ilgili en küçük ipucunu yakalayabilmek için dikkatle dinliyorum.
Benden bile daha meraklı olan tek kişi Blake Nyvas. Uzun boylu, altın rengi gözlü ve tam anlamıyla bir Ejderha. İnsanlar fısıldaşıp onun tehlikeli olduğunu söylüyor, benden uzak durmam için beni uyarıyor. Ama Blake, sanki benim gizemimi çözmeye kararlı ve nedense ben ona herkesten çok güveniyorum.
Belki bu delice. Belki de gerçekten tehlikeli.
Ama herkes bana buraya ait değilmişim gibi bakarken, Blake bana çözülmeye değer bir bilmeceymişim gibi bakıyor.
Kendi sürüleri
Patronuyla Yatakta
Sadece bir gece. Hepsi bu olmalıydı.
Ama gün ışığında uzaklaşmak o kadar kolay değil. Roman, istediğini elde etmeye kararlı bir adamdır - özellikle de daha fazlasını istediğine karar verdiğinde. Blair'ı sadece bir gece için istemiyor. Onu tamamen istiyor.
Ve onu bırakmaya hiç niyeti yok.
Arzudan Fazlası!
"Bir daha yaparsan bacaklarını kırarım..."
diye uyardı.
Gözleri yaşlarla doldu.
"Şef, özür dilerim... İstemeden oldu, birdenbire gelişti... Hiçbir fikrim yoktu..."
diye hıçkırarak konuştu.
Dominick, sertçe çenesini tuttu.
"Karşımda ağzını sadece bir şey için aç..."
diye dişlerini sıkarak söyledi ve onu bir hamlede bıraktığında Grace inledi ve hıçkırdı.
"Lütfen beni cezalandırma... Özür dilerim"
diye yalvardı ama sözleri duymazdan gelindi.
"Bunu yapmak istemiyorum, şef lütfen... Bundan korkuyorum... Lütfen, lütfen..."
diye ağladı.
"Soyun..."
diye emretti duvara doğru yürürken.
Grace, bunu yaptığında gözleri büyüdü. Korkudan doğru düzgün düşünemedi. Kapıya doğru koştu ama zavallı kız kapıyı açamayacağını bilmiyordu.
Grace, iyi ve zeki bir kızdır ama iyiliği onun düşmanıdır. Mutlu ve huzurlu bir hayat yaşıyordu ta ki mafya babası kapısını çalana kadar.
Grace, babasının hataları yüzünden kendini şeytana feda etmek zorunda kaldı.
Ama bu şeytanın kalbi var mı? Grace, onunla konuşmayan bu sessiz ve zalim adamla nasıl başa çıkacak? Babası için bunu ne kadar sürdürebilir? Sonuçta mafya babasıyla seks yapmak kolay değil.
Onun Küçük Çiçeği
"Bir kere benden kaçtın, Flora," diyor. "Bir daha asla. Sen benimsin."
Boynumdaki tutuşunu sıkılaştırıyor. "Söyle."
"Seninim," diye boğuk bir sesle çıkarıyorum. Hep senindim.
Flora ve Felix, aniden ayrıldılar ve garip bir durumda yeniden bir araya geldiler. Felix, neler olduğunu bilmiyor. Flora'nın saklaması gereken sırları ve tutması gereken sözleri var.
Ama işler değişiyor. İhanet yaklaşıyor.
Onu bir kere koruyamadı. Bir daha olursa, kendini affetmez.
(His Little Flower serisi iki hikayeden oluşuyor, umarım beğenirsiniz.)
İhanete Uğradıktan Sonra Milyarderler Tarafından Şımartıldı
Emily ve milyarder kocası bir sözleşmeli evlilik içindeydiler; Emily, çaba göstererek onun sevgisini kazanmayı ummuştu. Ancak, kocası hamile bir kadınla ortaya çıktığında, umutsuzluğa kapıldı. Evden atıldıktan sonra, evsiz kalan Emily'yi gizemli bir milyarder yanına aldı. Kimdi bu adam? Emily'yi nasıl tanıyordu? Daha da önemlisi, Emily hamileydi.
Mahkum Projesi
Aşk, dokunulmaz olanı evcilleştirebilir mi? Yoksa sadece ateşi körükleyip mahkumlar arasında kaosa mı yol açar?
Liseden yeni mezun olan ve çıkmaz sokak gibi kasabasında boğulan Margot, kaçışını özlemektedir. Onun pervasız en yakın arkadaşı Cara, ikisi için mükemmel bir çıkış yolu bulduğunu düşünmektedir - Mahkum Projesi - maksimum güvenlikli mahkumlarla geçirilen zaman karşılığında hayat değiştiren bir miktar para sunan tartışmalı bir program.
Tereddüt etmeden, Cara onları programa kaydettirmek için acele eder.
Ödülleri mi? Çete liderleri, mafya patronları ve gardiyanların bile karşı koymaya cesaret edemediği adamlar tarafından yönetilen bir hapishanenin derinliklerine tek yönlü bir bilet...
Bütün bunların merkezinde, Coban Santorelli ile tanışır - buzdan daha soğuk, gece yarısından daha karanlık ve içindeki öfkeyi körükleyen ateş kadar ölümcül bir adam. Projenin özgürlüğe giden tek bileti, onu hapse atan kişiden intikam almak için tek bileti olabileceğini bilir ve bu yüzden sevgi öğrenebileceğini kanıtlamalıdır...
Margot, onu reform etmeye yardımcı olmak için seçilen şanslı kişi mi olacak?
Coban, sadece seks dışında masaya başka bir şey getirebilecek mi?
Başlangıçta inkar olarak başlayan şey, saplantıya dönüşebilir ve ardından gerçek aşka dönüşebilir...
Bir tutkulu aşk romanı.
Alfa Kralının İnsan Eşi
"Dokuz yıldır seni bekliyorum. Bu, içimdeki bu boşluğu hissettiğim neredeyse on yıl demek. Bir yanım senin var olup olmadığını ya da çoktan ölüp ölmediğini merak etmeye başladı. Ve sonra seni buldum, tam da kendi evimde."
Ellerinden birini yanağıma dokundurup okşadı ve her yerde ürpertiler oluştu.
"Sensiz yeterince zaman geçirdim ve artık hiçbir şeyin bizi ayırmasına izin vermeyeceğim. Ne diğer kurtlar, ne son yirmi yıldır kendini zor toparlayan sarhoş babam, ne de senin ailen - ve hatta sen bile."
Clark Bellevue, hayatı boyunca kurt sürüsündeki tek insan olarak yaşadı - kelimenin tam anlamıyla. On sekiz yıl önce, Clark, dünyanın en güçlü Alfa'larından biri ile bir insan kadının kısa bir ilişkisi sonucu kazara dünyaya geldi. Babası ve kurt adam yarı kardeşleriyle yaşamasına rağmen, Clark hiçbir zaman kurt adam dünyasına gerçekten ait hissetmedi. Ancak Clark, kurt adam dünyasını sonsuza dek geride bırakmayı planladığı sırada, hayatı, kaderi ve eşi olan bir sonraki Alfa Kralı Griffin Bardot tarafından alt üst edilir. Griffin, eşini bulma şansını yıllardır bekliyordu ve onu kolay kolay bırakmaya niyeti yok. Clark kaderinden ya da eşinden ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın - Griffin, ne yapması gerekirse gereksin ya da kim karşısına çıkarsa çıksın, onu yanında tutmaya kararlı.
Mafya'nın Deniz Adamları
Vernon dondu kaldı, Nixxon'un beklenmedik öpücüğünün baştan çıkarıcı hissi onu dilsiz bıraktı.
"Bir öpücük..." diye fısıldadı, nefessiz kalmıştı.
"Seni öpmek güzel bir his, Vernon," diye fısıldadı Nixxon ve... onu tekrar öptü.
Nixxon sualtı krallığından kaçmıştı, okyanusla tüm bağlarını koparmak için çaresizdi. Ama insan dünyası hayal ettiği özgürlük değildi... başka bir tür kafesti. Vernon tarafından yakalanan Nixxon, acımasız bir mafya lideri tarafından casus ya da silah zannedildi. Nixxon hızla hayatta kalmasının, rol yapmasına ve ne kadar hızlı öğrenebileceğine bağlı olduğunu fark etti.
Başlangıçta Vernon, Nixxon'u sadece bir tehdit olarak görüyordu... geçmişi olmayan, kayıtlarda bulunmayan ve tuhaf bir hareket tarzı olan garip bir adam. Ama onu sorguladıkça, Nixxon daha da çekici hale geliyordu. Hem saf hem de keskin zekalıydı, meydan okuyor ama insan yaşamına tuhaf bir hayranlık duyuyordu. Ve en kötüsü, Vernon'a sanki tanımaya değer bir şeymiş gibi bakıyordu.
Nixxon'u yanında tutmak zorunda kalan Vernon, istemeyerek de olsa onun insan dünyasına rehberi oldu... bir insan ansiklopedisi; masum ama tehlikeli sorulara cevap veriyordu. Açlık nedir? İnsanlar neden yalan söyler? Sevmek ne anlama gelir?
Ama Vernon sonunda Nixxon hakkında gerçeği ortaya çıkardığında... kim olduğunu, ne olduğunu... bir seçimle karşı karşıya kalır: Bir zamanlar düşman olarak gördüğü adamı serbest bırakmak mı... yoksa daha sıkı zincirlemek mi?
Çünkü bir şey ona Nixxon'un sadece okyanustan kaçmadığını söylüyor. Onun peşinde daha kötü bir şey var.
Ve Vernon, Nixxon'u kurtarmak mı istiyor... yoksa onu sonsuza kadar yanında mı tutmak istiyor, bilmiyor.
Kan Kırmızı Aşk
"Dikkatli ol, Charmeze, seni küle çevirecek bir ateşle oynuyorsun."
Perşembe toplantılarında onlara hizmet eden en iyi garsonlardan biriydi. O bir mafya lideri ve vampirdi.
Onu kucağında tutmayı seviyordu. Yumuşak ve dolgun yerlerinde hoşuna gidiyordu. Bu hoşlanma fazlasıyla belirgin olmuştu, çünkü Millard onu yanına çağırmıştı. Vidar'ın içgüdüsü itiraz etmek, onu kucağında tutmak olmuştu.
Derin bir nefes aldı ve kokusunu tekrar içine çekti. Gece boyunca sergilediği davranışını uzun zamandır bir kadınla, hatta bir erkekle bile olmamasına bağlayacaktı. Belki de vücudu ona biraz sapkın davranışlara dalma zamanının geldiğini söylüyordu. Ama garsonla değil. Tüm içgüdüleri bunun kötü bir fikir olacağını söylüyordu.
'Kırmızı Kadın'da çalışmak Charlie için bir kurtuluştu. Para iyiydi ve patronunu seviyordu. Uzak durduğu tek şey Perşembe kulübüydü. Her Perşembe arka odada kart oynayan gizemli, yakışıklı erkekler grubu. Ta ki bir gün seçeneği kalmayana kadar. Vidar'ı ve hipnotik buz mavisi gözlerini gördüğü anda ona karşı koyamadı. Vidar her yerdeydi, ona istediği ve istemediğini düşündüğü ama ihtiyaç duyduğu şeyleri sunuyordu.
Vidar, Charlie'yi gördüğü anda kaybolduğunu biliyordu. Tüm içgüdüleri ona onu sahiplenmesini söylüyordu. Ama kurallar vardı ve diğerleri onu izliyordu.
Gizli Sert Kadın
"Jade, kontrol etmem lazım—" hemşire başladı.
"DIŞARI!" diye hırladım, öyle bir güçle ki, iki kadın kapıya doğru geri çekildi.
Bir zamanlar yeteneklerimi daha kontrol edilebilir bir versiyona dönüştürmek için beni uyuşturan Gölge Organizasyonu tarafından korkulan biri olarak, kısıtlamalarımdan kaçmış ve onların tüm tesisini havaya uçurmuştum, yakalananlarla birlikte ölmeye hazırdım.
Bunun yerine, okul revirinde, etrafımda tartışan kadınlarla uyandım, sesleri kafamı delip geçiyordu. Patlamam onları şok içinde dondurdu—belli ki böyle bir tepki beklemiyorlardı. Bir kadın çıkarken tehdit etti, "Eve geldiğinde bu tavrı konuşacağız."
Acı gerçek mi? Şişman, zayıf ve sözde aptal bir lise kızının bedeninde yeniden doğdum. Onun hayatı zorbalıklar ve işkencecilerle dolu, varlığını berbat etmişler.
Ama artık kiminle uğraştıklarını bilmiyorlar.
Dünyanın en ölümcül suikastçısı olarak kimsenin bana zorbalık yapmasına izin vererek hayatta kalmadım. Ve kesinlikle şimdi başlamayacağım.
Navy Seal’e Ait
Bu adam ne derse, ne zaman derse niye yapıyorum bilmiyorum ama her seferinde itaat ediyorum; o parmakları sanki hayatım ona bağlıymış gibi emiyorum.
Fermuarın indiğini duyunca bacaklarım titremeye başlıyor, çünkü sırada ne olduğunu biliyorum. Kendini öyle derine sokacak ki gidecek yeri kalmayacak, beni içim içime sığmayacak kadar yakacak.
“Ben ellerimi çekince sen de ellerini oynatmayacaksın. Anladın mı? Karşı gelirsen seni bağlar, anne baban seni aramaya gelip bulana kadar burada bırakırım; seni de ağzına kadar döllerimle doldurmuş bulurlar.”***************************************Biri beni takip ediyor.
Az kalsın soyuluyordum, hatta belki daha kötü bir şey olabilirdi.
Ama siyah bir kaskın ardına saklanmış, modern bir süper kahraman gibi bir adam gelip beni kurtardı.
Saldırganımın boğazını kesip sonra bana başıyla işaret ettiğinde; ben güvenle arabama binene kadar bekleyip elini camıma koyduğunda korkudan titremem gerekirdi.
Ama korkmak yerine...
Heyecan duyuyorum.
Yaşıyorum.
Ve bunu yeniden hissetmek için can atıyorum.
O yüzden aklı başında kimsenin yapmayacağı şeyi yapıyorum. Yatakta yatıp dinlenmem gerekirken şehrin sokaklarında dolanıyorum; sadece kurtarıcımdan bir kez daha bir iz görmeyi bekliyorum.
Beni hayal kırıklığına uğratmıyor.
Beni köşeye sıkıştırıyor ve ben, bir ilişkim olmasına rağmen, hissetmemem gereken şeyler hissediyorum.
Dokunuşunu istiyorum; kaçıp çok, çok uzaklara gitmem gerekirken bacaklarımı açıyorum.
Biri beni takip ediyor.
Ve bu hoşuma gidiyor.












