Yozlaşmış Melek - Bir Mafya Aşk Romanı

Yozlaşmış Melek - Bir Mafya Aşk Romanı

nicolefox859 · Tamamlandı · 175.1k Kelime

751
Popüler
4.2k
Görüntülenme
162
Eklendi
Paylaş:facebooktwitterpinterestwhatsappreddit

Giriş

Meleğimi buldum. Sonra da kanatlarını kırdım.

Alexis benim dünyama adımını bile atmamalıydı.
Benim gibi adamlar onun gibi kızlara leke sürer. Masumiyetlerini alır, paramparça ederiz.
O kendini güçlü sanıyor. Benimle başa çıkabileceğini sanıyor.
Ama karanlığımın ne kadar derine indiğini bilmiyor.

En iyisi, onu bir geceliğine sahiplenip arkamda bırakmamdı.
Bundan fazlası zalimlik olurdu.

Alexis Wright’ı bir daha hiç görmeyeceğimi sanmıştım.
O yüzden iki yıl sonra ofisimin kapısı açılınca hayal edin şaşkınlığımı…
Ve içeri giriyor.
Yerle bir ettiğim kız. Yutup bitirdiğim kız.

Şimdi yine karşımda durduğuna göre ona sadece iki sorum var:
Birincisi—burada ne işi var?
İkincisi…
“Bebeğimiz” derken ne demek istiyor?

Bölüm 1

Alexis

Dışarıda hava kararıyor.

Masamdaki lambayı yakıyorum ve sandalyemde gerinip doğruluyorum; günün sonunda kaçınılmaz olan o kamburlaşmaya yakalanmamaya çalışıyorum. Karnım gurulduyor. Masamın en alt çekmecesini açıp içindeki atıştırmalıklara göz gezdiriyorum. Ah, evet, eski usul gizli abur cubur çekmecesi. Gizli olmasının sebebi ne kadar atıştırdığımdan utanmam değil; tam karşımdaki bölmede oturan Vicky Oberman, cips paketinin o ele veren hışırtısını duyarsa, çöl faresi gibi bölmenin üzerinden fırlar.

Bir paket Twizzlers çıkarıp çekmeceyi kapatıyorum. Bilgisayar ekranındaki yanıp sönen imlece bakarken çilekli meyan kökünün ucunu kemiriyorum. Nişanlım Grant’e, bu yazıyı bitirmek istediğim için bu akşam geç geleceğimi söyledim ama doğrusu uğraşacak hâlim var mı, emin değilim.

Sonuçta hafif bir “insan hikâyesi” işte—bir toplum merkezinin görevlisinin, çocukken merkeze gittiği zamanlarda giydiği patenlerin aynısını bulmasının pek olası olmayan hikâyesi. Bay Finkel röportajın yarısında eski günlerde her şeyin ne kadar ucuz olduğundan dem vurdu (bir kutu gazoz—beş sent; bir sosisli—yirmi beş sent; iki top dondurma—on sent), kalan zamanda da bugünün çocuklarının, gidebilecekleri bir toplum merkezi gibi bir imkânın kıymetini bilmediğinden yakındı.

Şimdi benim işim, özverili bir yerel haber muhabiri olarak, o sıkıcı yığından yarının gençlerini güçlendirmede toplum merkezlerinin rolünü irdeleyen düşündürücü bir yazı çıkarmak.

En azından ben olayı böyle pazarlamaya karar verdim. Editörüm Debbie Harris benden sadece yazıyı yazmamı istiyor. Hatta kelimesi kelimesine, “Okuyacak olan sadece o görevli, bir de kendisi, o yüzden adamın adını yanlış yazma yeter,” demişti.

Debbie, daha büyük haberler varken böyle doldurma işlere zaman ve enerji harcamadığını saklamaz. Keşke o büyük haberlerden birini bana verse. New York Union’daki işim şimdiye kadar, anlamlı iş diyeceğin şeyden pek nasibini almadı.

“Wright!” diye keskin bir ses geliyor bölmemin girişinden.

Eh, işte. Ağzımla kuş tutsam...

Debbie’ye dönüyorum; Twizzlers hâlâ ağzımdan sarkıyor. Kendine güvenli, sert bakışlı bir İskoç kadın; kusursuz şekillendirilmiş sarı saçlar, siyah kalemle belirginleştirilmiş gözler ve asla yerinden oynamayan bir ruj. Gözü pek renklerde pantolon-ceket takımlarından oluşan hayranlık uyandıracak kadar geniş bir koleksiyonu var. Bugünkü seçimi fuşya bir ceket ve pantolon, altına da bembeyaz bir bluz. Kırk beş civarı gösteriyor ama gazetede çalıştığım iki yıl boyunca yaşından bahsettiğini hiç duymadım. Ofisten birinin bir keresinde ona doğum günü partisi yapmaya kalktığı ve o kişiden bir daha haber alınamadığı diye bir söylenti de var.

“Yazı nasıl gidiyor?” diye soruyor kalın Glasgow aksanıyla.

“İyi.” Twizzlers’ın ucunu koparıyorum. “Ben daha yeni—”

Elini sallıyor. “Yok, bilmem gereken bu kadar. Yarınki görevlendirmeni vermeye geldim.” Sırıtıyor. “Bunu seveceksin.”

Kalbim hızlanıyor. Debbie sonunda dişe dokunur bir iş verecek.

“Köpek gösterisi!” diye ilan ediyor.

“Ha.”

“O kadar hayal kırıklığına uğramış gibi bakma.” Bölmemin duvarına yaslanıyor. “En iyi kısmını daha duymadın.”

Kaşımı kaldırıp bekliyorum.

Debbie biraz daha yaklaşıyor. “Köpeklerin hepsi ünlü kılığına giriyor.”

“Debbie!” diye inliyorum, sinirden başımı geriye düşürerek. “Bu yine bana hep kitlenen aynı saçmalık. Niye beni boş yere heyecanlandırdın?”

Sandalyemin altını tekmeliyor; ben de irkilip doğruluyorum. Sonra kollarını kavuşturup beni sertçe süzüyor.

“Yine sabırsızlığın,” diye azarlıyor. “Bu işe sahip olduğun için ne kadar şanslı olduğunun farkında mısın? Çekmecede, minicik kıyafetler giymiş köpeklerin geçit töreni hakkında yazmaya bayılacak bir düzine özgeçmiş var.”

“Evet,” diye iç çekiyorum. “Haklısın. Özür dilerim. Teşekkür ederim.”

Gülümsüyor ve çıkıyor.

Debbie’nin haklı olduğunu biliyorum ama hayal kırıklığımı bastıramıyorum. Köpek gösterisi kulağa gerçekten sevimli gelse de, ben fark yaratacak hikâyeler yazmak istiyorum.

Saat beş buçuğu vurunca toparlanmaya başlıyorum. Bugün geç kalasım yok. Sadece Grant’le kanepeye kıvrılıp kocaman bir kadeh kırmızı şarap içmek ve boş boş televizyon izlemek istiyorum. Hatta doktor ne derse o; tam olarak ihtiyacım olan şey bu.

Manhattan’daki gazete ofislerinden Brooklyn’deki loftumuza gitmek neredeyse kırk dakika sürüyor. Grant şanslı; downtown Brooklyn’deki bir ticaret hukuk bürosunda yeni kıdemsiz ortak oldu ve işe yürüyüşü on dakikadan kısa.

Kasım için mevsime göre fazla ılık bir akşam, ama havada hâlâ insanın içine işleyen bir serinlik var. Metrodan çıkıp apartmanımıza yürürken paltomu üzerime daha sıkı çekiyorum. Ön merdivenleri çıkıp bekleyen asansöre biniyorum; aklımda dolgun bir pinot noir.

Daire kapısı kilitli değil, bu şaşırtıyor. Ofisi bu kadar yakın olsa da Grant’in işi hafife alınacak gibi değil; saatleri acımasız. Bu akşam çok geç kalmayacağını söylemişti, o yüzden nereye gittiğini merak ediyorum. Anahtarlarımı kâsedeki yerine bırakıp salona geçiyorum, onu orada bulmayı bekleyerek, ama ortalıkta yok.

“Grant?” diye sesleniyorum. Yatak odasına doğru yürürken, yaşlı döşeme tahtaları ayaklarımın altında inleyip duruyor; geçerken çantamı kanepeye bırakıyorum.

Gıcır. Gıcır.

Birlikte yaşamaya başladığımızdan beri yatak odasındaki yatak yüzünden Grant’le tartışıp duruyoruz. O bayılıyor, ben ise şu gıcırdayan yaylardan nefret ediyorum. Ama mesele şu ki, yaylar sadece Grant’le benim yetişkin işleri yaptığımız zaman ses çıkarıyor. Koridorda öylece dikildiğime göre, dehşetle yavaş yavaş fark ediyorum ki bu demek oluyor ki…

Aman Tanrım.

Birdenbire solmuş, titreyen parmaklarımla yatak odasının kapısını ittiğimde, asla ama asla görmek istemediğim bir manzarayla karşılaşıyorum.

İlk gördüğüm şey, Grant’in solgun poposu; hamle yaptıkça kasılıyor.

İkinci gördüğüm şey, altındaki kadının dehşete düşmüş yüzü. Az önce göz göze geldik ve o da—fazlasıyla, hem de çok ama çok geç—koca bir hata yaptığını anladı.

Ağzım açık kalıyor.

Kadın Grant’i üstünden itip yorganla üstünü örtmeye çalışıyor, ama o iri hödük olan biteni anlamak için bir saniyeye ihtiyaç duyuyor. Sonunda kafasını kaldırıp kapı eşiğinde beni görünce, yüzü düşüyor.

“Göründüğü gibi değil!” diye bağırıyor. Yataktan fırlıyor, bir boxer geçiriyor—geçen yıl doğum gününde ona aldıklarım, fark ediyorum—ve ellerini kollarını çılgınca sallıyor.

Ona bakmak midemi kaldırıyor, ben de kızın kendisine bakıyorum. Yorganın altında büzülmüş. Şişe sarısı saçları darmadağın, gözleri şoktan kocaman açılmış.

“Göründüğü gibi değil!” diye tekrarlıyor Grant, sanki ilkinde duymamışım gibi.

Bir an ona inanmak istiyorum. Yalanlarını yutmak, nişanlımın—son iki yıldır her pazar kanepede sarılıp yattığım adamın—beni en kötü şekilde aldatmış olduğunu kabul etmekten çok daha kolay olurdu.

Ama inkâr edecek bir şey yok; tam olarak göründüğü gibi.

Öfke damarlarımı gazyağı gibi dolduruyor. Şimdi tek ihtiyacım bir kibrit.

“Öyleyse nedir?” diye çıkışıyorum, gözlerim açılarak. “Bit mi arıyordunuz birbirinizde? Küpesini mi düşürdü pantolonunun içine?”

Grant yanıma koşuyor. Kumral saçları acayip tutam tutam dikilmiş, ağzının etrafında ruj dağılmış. “Bebeğim, açıklayacağım!”

O dudakları görmek—yalnızca benim sandığım o dudakları—kanımı alevlendiriyor, içten içe derimi yakıyor.

Kocaman, duygulu gözleri var. Onlara, ona nasıl vurulduğumu hatırlıyorum. Beni ilk ciddi randevumuzda götürdüğü o İtalyan yerde, mum ışığında çok güzel görünmüşlerdi. Şimdi bile içimde bir yan, o gözlerdeki duyguyu içine çekip onu affetmek istiyor.

O yanımı bir kutuya koyuyorum, kilitliyorum ve anahtarını atıyorum.

“Defol,” diyorum buz gibi bir sesle, parmağımla kapıyı işaret ederek. “İkiniz de hemen defolup gidin.”

Kalbim boğazıma tırmanmaya çalışıyor. Kusacak gibi oluyorum. Bana bunu nasıl yapar? Tam anlamıyla çökmeme iki saniye var ve Grant’in burada durup bunu izlemesine asla izin vermeyeceğim.

Grant kaşlarını çatıyor. “Ama burası benim evim.”

“Defolup git dedim, yoksa seni dışarı attırırım!” Sesimi yükseltmem işe yarıyor. Kadın bir çığlık atıp yanımdan fırlayarak kapıya koşuyor.

Grant dönüp bir pantolona uzanıyor. Demek ki yeterince açık olmamışım; belki son bir kez daha tekrarlamam gerekiyordur.

“Kekelemedim. Defol. Git. Buradan!”

Sesimdeki zehri duyunca Grant pantolonu bırakıp kapıdan sıvışıyor. İki saniye sonra, dış kapının çarpılarak kapandığını duyuyorum.

Son Bölümler

Beğenebilirsiniz 😍

Milyarderin Gizli Mirasçıları

Milyarderin Gizli Mirasçıları

17.2k Görüntülenme · Tamamlandı · peaceisaac546
Bir gece yaşanan bir kaçamak sonrası, Celine kendini hiçbir şey bilmediği bir yabancıdan hamile bulur. Üç yıl sonra, Hunter Reid kasabaya geri döner.

Soğuk, acımasız ve mükemmeliyet takıntılıdır. Yolları kesiştiğinde, Hunter Celine'in kibarlığını ve safdilliğini sinir bozucu bulur—ama ona karşı hissettiği çekimi inkar etmeye çalışsa da göz ardı edemez.

Celine, onun nefretinden şaşkına dönmüş halde, ondan uzak durmak için elinden geleni yapar, ama kader onları sürekli bir araya getirir. Sırlar açığa çıktıkça, Celine bir seçimle karşı karşıya kalır: tehlikeli gerçekleri saklayan buz gibi bakışlara sahip bir adam için kalbini riske atmak mı, yoksa çocuğunun geleceğini korumak için uzaklaşmak mı?

Celine, Hunter'ın duvarlarını yıkabilir mi, yoksa onun geçmişi mutluluk şanslarını paramparça mı edecek?
Yanlış Kardeşi Arzulamak

Yanlış Kardeşi Arzulamak

17.3k Görüntülenme · Tamamlandı · Elysian Sparrow
On yıl boyunca doğru kardeşin peşinden koştu, sadece bir hafta sonunda yanlış olana aşık oldu.

Sloane Mercer, üniversiteden beri en yakın arkadaşı Finn Hartley'e umutsuzca aşık. On uzun yıl boyunca, her seferinde onun kalbini kıran zehirli sevgilisi Delilah Crestfield yüzünden Finn'i toparladı.

Ama Delilah başka bir adamla nişanlandığında, Sloane bu sefer Finn'i kendisi için kazanabileceğini düşünür. Ne kadar yanıldığını bilemezdi.

Kalbi kırık ve çaresiz halde, Finn Delilah'nın düğününü basmaya ve son bir kez onun için savaşmaya karar verir. Ve Sloane'nin yanında olmasını ister.

İsteksizce, Sloane onu Asheville'e takip eder, Finn'e yakın olmanın onu kendisini gördüğü gibi görmesini sağlayacağını umarak.

Her şey, Finn'in ağabeyi Knox Hartley ile tanıştığında değişir—Finn'den tamamen farklı bir adam. Tehlikeli bir şekilde çekici. Knox, Sloane'un içini görür ve onu kendi dünyasına çekmeyi misyon edinir.

Başlangıçta bir oyun—aralarında çarpık bir iddia—olarak başlayan şey, kısa sürede daha derin bir şeye dönüşür. Sloane, biri sürekli kalbini kıran ve diğeri her ne pahasına olursa olsun onu sahiplenmek isteyen iki kardeş arasında sıkışıp kalır.

İÇERİK UYARISI:

Bu hikaye kesinlikle 18+.

Takıntı ve arzu gibi karanlık aşk temalarına ve ahlaki olarak karmaşık karakterlere değinir.

Bu bir aşk hikayesi olsa da, okuyucu takdiri önerilir.
Dolunayda Reddiye (Reddiye Serisi)

Dolunayda Reddiye (Reddiye Serisi)

38.2k Görüntülenme · Tamamlandı · Alana Dyer
Reddi, Ay Tanrıçası, Omega, Alfa Kral, Alfa Kraliçe, Ruhu Çalınmışlar, Cılız.

Amberle Crest’in ruh eşi, on sekizinci doğum gününde onu reddedince, Amberle anlar ki, çoğunun onu eşiti olarak görmek yerine köle gibi kullanmayı tercih ettiği bir sürüde yaşamanın acısına değmez. “Ateş Pati” adıyla tanınan o meşhur kurt olur ve arkasında bıraktığı sürüde herkesin, ona yaptıkları için pişman olacağına yemin eder.

Artık ona eziyet edenler tarafından unutulmuş bir hayalet gibidir. Amberle, yalnız bir kurt olarak hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapar. Ta ki kaderi, yalnız geçen hayatını mutluluk ve umutla doldurana kadar… ta ki geçmişinden gelen “hayaletler”, tüm kurt soyunu tehdit eden Ruhu Çalınmışlar’dan kurtulmak için ondan yardım isteyene kadar.

Yeni dostlar, eski düşmanlar ve büyüyen bir ordu tehdidiyle yüz yüze gelen Amberle, geçmişinin hayaletleriyle savaşarak bulduğu bu yeni sürüyü koruyabilecek mi, yoksa eski ruh eşi onu, ikinci bir şans sunan yeni ruh eşi, ona gerçekten değer verilmenin ne demek olduğunu göstermeden önce yeniden sahiplenebilecek mi?

Reddi Serisi üç kitaptan oluşmaktadır: Dolunayda Reddi (1. Kitap), Geleceğin Ay Tanrıçasını Reddetmek (2. Kitap) ve Reddi: Alfa Kral’ın Kızına Giden Yol (3. Kitap).
Eski Eşimin Kayınpederini Baştan Çıkarmak

Eski Eşimin Kayınpederini Baştan Çıkarmak

61.5k Görüntülenme · Güncelleniyor · Caroline Above Story
Judy'nin kaderinde olan eşi, onu Lycan Başkanı Gavin'in kızıyla evlenmek için reddetti. Bu yetmezmiş gibi, ailesini mahvetti ve onu gizli metresi yapmaya çalıştı!
Judy'nin cevabı ne oldu? "Seninle olmaktansa kayınpederinle yatarım daha iyi!"
Gavin, gücü, serveti ve aynı kadınla asla iki kez yatmayan bir çapkın olarak bilinir.
Ama Judy, tüm kurallarını tekrar tekrar yıkmak üzere...
Ona Bağımlı

Ona Bağımlı

207.7k Görüntülenme · Tamamlandı · Celine
Üç yıl boyunca Alexander'ın kalbini kazanmak için her şeyi denedim, ancak sonunda ölümcül kanser ve ilk aşkının eve döneceği haberini aldım.

Tıbbi teşhisimi sıkıca tutarak boşanma belgelerini imzaladım ve üç yıl boyunca inşa ettiğim hayatı bırakarak, her şeyi ona ve gerçek aşkına bıraktım.

Ama sonra beklenmedik bir şey oldu—Alexander soğuk maskesini düşürdü ve beni her yerde deli gibi aramaya başladı.

Beni sevdiği tek kişinin ben olduğunu iddia etti...
Patron, Karınızın Kimliği Ortaya Çıktı

Patron, Karınızın Kimliği Ortaya Çıktı

37.1k Görüntülenme · Tamamlandı · Mella
Victoria, Gonzalez ailesinin terk edilmiş kızıdır. Herkes ondan hoşlanmaz, ama kimse onun en iyi parfüm karıştırıcısı olduğunu ve toplumda büyük bir güce sahip olduğunu bilmez. İş ve siyaset dünyasının önde gelen isimleri onun izinden gider.

Alexander Garcia ise soğuk ve acımasız bir iş adamıdır. Güçlü rakiplerle karşılaşmıştır, ancak genç kız Victoria'nın bu işlerin arkasında olduğundan habersizdir.

Alexander, "Victoria, tüm maskelerini bizzat indirdim. Şimdi, kalbini kazanma zamanı," dedi.
Kendi sürüleri

Kendi sürüleri

130.7k Görüntülenme · Tamamlandı · dragonsbain22
Ortanca çocuk olarak sürekli göz ardı edilen ve ihmal edilen, ailesi tarafından reddedilen ve yaralanan o, kurt ruhunu erken yaşta alır ve yeni bir tür melez olduğunu fark eder. Ancak gücünü nasıl kontrol edeceğini bilmez. En iyi arkadaşı ve büyükannesiyle birlikte sürüsünü terk eder ve dedesinin klanına gider. Orada ne olduğunu ve gücünü nasıl kontrol edeceğini öğrenir. Daha sonra kaderindeki eşi, en iyi arkadaşı, kaderindeki eşinin küçük kardeşi ve büyükannesiyle birlikte kendi sürülerini kurarlar.
Gizemli Kocam Tarafından Şımartıldım

Gizemli Kocam Tarafından Şımartıldım

37.1k Görüntülenme · Tamamlandı · Nox Shadow
Sevgilisinin ihanetine uğradıktan sonra, Regina Valrose kalbi kırık bir halde bir yabancıyla evlenmeyi seçti. Düğünden sonra, Regina kocasını birkaç ay boyunca bir daha görmedi. Ta ki bir şirket toplantısında, meslektaşları tarafından oradaki herhangi bir adamı öpmesi için meydan okunana kadar. Regina çaresizce durumunu düşünürken, odanın kapısı açıldı ve içeri şirketin CEO'su Douglas Semona girdi.

Regina şaşkına döndü, çünkü Douglas yeni evlendiği kocasına tıpatıp benziyordu!

Acaba Regina, farkında olmadan aylardır CEO'nun gizli eşi mi olmuştu?
(Günlük güncellemelerle üç bölüm)
Dört ya da Ölü

Dört ya da Ölü

208k Görüntülenme · Tamamlandı · G O A
"Emma Grace?"
"Evet."
"Üzgünüm, ama başaramadı." Doktor bana acıyan bir bakışla söyledi.
"T-teşekkür ederim." Titreyen bir nefesle söyledim.
Babam ölmüştü ve onu öldüren adam şu anda tam yanımda duruyordu. Elbette bunu kimseye söyleyemezdim çünkü ne olduğunu bilip hiçbir şey yapmadığım için suç ortağı sayılırdım. On sekiz yaşındaydım ve gerçek ortaya çıkarsa hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilirdim.
Kısa bir süre önce lise son sınıfı bitirip bu kasabadan sonsuza dek kurtulmaya çalışıyordum, ama şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Neredeyse özgürdüm ve şimdi hayatım tamamen dağılmadan bir gün daha geçirebilirsem şanslı olurdum.
"Artık bizimlesin, şimdi ve sonsuza dek." Sıcak nefesi kulağımın dibinde tüylerimi diken diken etti.
Artık onların sıkı kontrolü altındaydım ve hayatım onlara bağlıydı. İşlerin bu noktaya nasıl geldiğini söylemek zor, ama işte buradaydım... bir yetim... ellerimde kanla... kelimenin tam anlamıyla.


Yaşadığım hayatı cehennem olarak tanımlayabilirim.
Her gün ruhumun her bir parçası sadece babam tarafından değil, aynı zamanda Karanlık Melekler denilen dört çocuk ve onların takipçileri tarafından da sökülüyordu.
Üç yıl boyunca işkence görmek dayanabileceğim kadar ve yanımda kimse olmadığı için ne yapmam gerektiğini biliyorum... Tek bildiğim yolla çıkmalıyım, ölüm huzur demek ama işler asla bu kadar kolay değil, özellikle beni uçuruma sürükleyen adamlar hayatımı kurtaranlar olduğunda.
Bana asla mümkün olacağını düşünmediğim bir şey verdiler... ölü olarak intikam. Bir canavar yarattılar ve dünyayı yakmaya hazırım.

Yetişkin içerik! Uyuşturucu, şiddet, intihar bahsi geçmektedir. 18+ önerilir. Ters Harem, zorba-aşığa dönüşen ilişki.
Yeraltı Dünyasının Kralı

Yeraltı Dünyasının Kralı

34k Görüntülenme · Tamamlandı · RJ Kane
Hayatım boyunca bir garson olarak, sıradan bir insan olan ben, Sephie, müşterilerin buz gibi bakışlarına ve hakaretlerine katlanarak geçimimi sağlamaya çalıştım. Bunun sonsuza kadar kaderim olacağına inanıyordum.

Ancak, kaderin bir cilvesi olarak, yeraltı dünyasının kralı bir gün karşıma çıktı ve beni en güçlü mafya babasının oğlunun pençesinden kurtardı. Derin mavi gözlerini benimkilerle buluşturup yumuşak bir sesle konuştu: "Sephie... Persephone'nin kısaltması... Yeraltı Dünyasının Kraliçesi. Sonunda seni buldum." Sözleri karşısında şaşkına dönerek kekelemeye başladım, "A...affedersiniz? Bu ne anlama geliyor?"

Ama o sadece bana gülümsedi ve nazik parmaklarıyla saçlarımı yüzümden uzaklaştırdı: "Artık güvendesin."


Sephie, Yeraltı Dünyasının Kraliçesi Persephone'nin adını taşıyor ve hızla bu isimle nasıl kaderinin birleştiğini öğreniyor. Adrik, Yeraltı Dünyasının Kralı, şehrin tüm patronlarının patronu.

O, normal bir işte çalışan sıradan bir kızdı, ta ki bir gece Adrik kapıdan içeri girip hayatını aniden değiştirene kadar. Şimdi, kendini güçlü adamların yanlış tarafında buluyor, ama hepsinin en güçlüsünün koruması altında.
Kız Kardeşim Eşimi Çaldı, Ve Ben İzin Verdim

Kız Kardeşim Eşimi Çaldı, Ve Ben İzin Verdim

95.5k Görüntülenme · Güncelleniyor · regalsoul
"Kız kardeşim eşimi almakla tehdit ediyor. Ve ben onunla kalmasına izin veriyorum."
Bir kurt olmadan doğmuş olan Seraphina, sürüsünün yüz karasıdır—ta ki sarhoş bir geceden sonra hamile kalıp, onu asla istemeyen acımasız Alfa Kieran ile evlenene kadar.
Ama on yıllık evlilikleri masal gibi değildi.
On yıl boyunca aşağılanmaya katlandı: Luna unvanı yok. Eşleşme işareti yok. Sadece soğuk yataklar ve daha soğuk bakışlar.
Mükemmel kız kardeşi geri döndüğünde, Kieran aynı gece boşanma davası açtı. Ve ailesi, evliliğinin bozulmasından memnundu.
Seraphina kavga etmedi, sessizce ayrıldı. Ancak tehlike kapıyı çaldığında şok edici gerçekler ortaya çıktı:
☽ O gece bir kaza değildi
☽ "Kusuru" aslında nadir bir hediye
☽ Ve şimdi her Alfa—eski kocası da dahil—onu elde etmek için savaşacak
Ne yazık ki, o artık sahiplenilmeye razı değil.


Kieran'ın hırlaması kemiklerimde yankılandı ve beni duvara sıkıştırdı. Onun sıcaklığı katmanlarca kumaşın arasından geçti.
"Ayrılmanın bu kadar kolay olduğunu mu sanıyorsun, Seraphina?" Dişleri işaretlenmemiş boğazımın derisini sıyırdı. "Sen. Benim. Sin."
Sıcak bir avuç içi uyluğumdan yukarı kaydı. "Sana başka hiç kimse dokunamayacak."
"Seni sahiplenmen için on yılın vardı, Alfa." Dişlerimi göstererek gülümsedim. "Yürüyüp giderken benim olduğunu hatırlaman komik."
Kırık Luna'sını İyileştirmek KİTAP 2!

Kırık Luna'sını İyileştirmek KİTAP 2!

23.2k Görüntülenme · Tamamlandı · Jcsn 168
O sadece bir Alfa değil, O Alfa. Onların korktuğu, fısıldadığı, Haydut Kral dedikleri kişi. Her Kralın bir Kraliçesi olmalı ve Cassiopeia doğru zamanda doğru yerde bulunuyor. Kim olduklarını değiştiremezler - O Haydut Kral ve o, onun şimdiye kadar karşılaştığı hiçbir şeye benzemiyor.

LaRue ailesinde neredeyse bir yüzyıldır aktarılan altın kehanet gerçekleşmek üzere. Ay Tanrıçası bu sefer gerçekten kendini aşmış, karmaşık bir geçmiş bu beklenmedik eşleşmeyle çarpışıyor. Değişkenlerin kaderi ellerinde, dünyanın dört bir yanına dağıtılmış kehanetin parçalarını birleştirmeleri gerekiyor.

Uyarı: Bu seri 18 yaşından küçükler veya iyi bir tokat sevmeyenler için uygun değildir. Dünya çapında maceralara çıkacak, sizi güldürecek, aşık edecek ve muhtemelen ağzınızı sulandıracak.