
Omega Bağlı
Veronica White · Tamamlandı · 311.7k Kelime
Giriş
Thane Knight, dünyanın en büyük kurt sürüsü olan La Plata Dağları'ndaki Geceyarısı Sürüsü'nün alfasıdır. Gündüzleri alfa, geceleri ise paralı asker grubuyla birlikte kurt kaçakçılığı çetesini avlar. İntikam arayışı, hayatını değiştiren bir baskına yol açar.
Temalar:
Dokunursan ölürsün/Yavaş yanan aşk/Kader ortağı/Bulunan aile twist/Yakın çevre ihaneti/Sadece ona karşı nazik/Travma geçirmiş kahraman/Nadir kurt/Gizli güçler/Düğümleme/Yuvalama/Kızışmalar/Luna/Suikast girişimi
Bölüm 1
Omega’nın Esareti
Ayla
Kafam karışık. Başım çatlıyor. Canım o kadar yanıyor ki, göz kapaklarımın ardında gözlerimi zar zor oynatabiliyorum. Küf ve sidik kokusu, yeraltındaki bir buçuğa bir buçuk metrelik daracık kafesimde hâlâ tutsak olduğumu bana hızla hatırlatıyor. Tuvalet kovam muhtemelen yine devrilmiş. İnleyerek yan dönüyor ve gözlerimi açmaya çalışıyorum.
Beni karanlık karşılıyor.
Bu gece ışıkların olmaması, cezalandırıldığım anlamına geliyor. Yediğim dayak yüzünden sanki bana bir kamyon çarpmış da dağdan aşağı sürüklenmişim gibi hissediyorum. Onun karşısında ağlamazsam ışıkları kapatıyor. Gardiyana en büyük zevki veren tek şey, benden istediğini, istediği zaman alırken gözyaşlarımı izlemek. Görünüşe göre onu mutlu eden tek şey, benim çektiğim acılar.
Şekil değiştiren bir kurt olarak karanlık beni eskiden hiç rahatsız etmezdi. Ancak kurdum Aramana beni terk ettiğinde, gece görüşümü de kaybettim. Bir zamanlar hiç umurumda olmayan bu karanlık, şimdi tehlikenin yaklaştığını hiç haber vermeden içinde tüm korkularımı barındırıyor.
Beni bağlamadıkları sürece bacaklarımı bile uzatamıyorum. Kurdum olmadan, şekil değiştirenlere özgü o iyileşme gücümü de tam olarak kullanamıyorum. Eğer tecavüze uğramıyor, şiddet görmüyor ya da işkence çekmiyorsam, acılarıma son verebileceğim o güzel yolların hayalini kuruyorum. Kimileri bu ölüm arzuma intihar eğilimi diyebilir. Bense buna özgürlük diyorum. Kurtuluş. Bu bitmek bilmeyen acımın son bulması.
Yıllar önce, on dört yaşındayken kaçırıldım. Hem bir kadın hem de omega bir kurt olarak olgunlaşmama yetecek kadar uzun bir süredir tutsağım. Ne zamandır buraya kapatıldığımı bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Burada geçen her gün, dayanabileceğimin çok ötesinde.
Karanlığın içinden bir yerden gardiyanın fısıltısı duyuluyor: "Uyan bakalım, uykucu."
Ne zamandır buradaydı? Ne zamandır saklanıp beni izliyordu?
Ensemde hafif bir nefes hissettiğim an, hemen kafesimin köşesine doğru geri sıçrıyorum.
“Gecenin karanlığında gizlenen canavarları görememen ne yazık, Kar Tanesi.” Dehşet içinde hücremin ortasında büzülüp top gibi oluyorum. Nefesi buram buram sigara ve içki kokuyor.
“Benim için ağlamadın. Çığlık atmayı çoktan bıraktın, şimdi de gözyaşlarını mı benden esirgiyorsun? Gerçekten bu kadar tükendin mi, küçük Kar Tanesi?” Alaycı gülüşü, tutulduğum bu yeraltı tesisinde yankılanıyor. “Sana o sesini geri getireceğimi söylemiştim. Şimdi listeye gözyaşlarını da ekleyeceğiz,” diye hırlıyor. Ardından kafesimin kapısının kilit sesini duyuyorum.
Hemen içeri uzanıp beni saçlarımdan kavrıyor. Çıplak bedenimi kafesten dışarı çekerken, zaten yüzülmüş olan dizlerimi beton zeminde sürüklüyor. Yaralarım tekrar açılıyor ve kanamaya başlıyor. Karşı koymuyorum. Ben pes edeli asırlar oldu. Dişlerimi sıkıyor, tek bir ses bile çıkarmamaktaki inadımı sürdürüyorum. En son ne zaman konuştuğumu hatırlamıyorum bile.
Son sözlerim, lütfen beni oraya kapatma, olmuştu.
Yine de beni o soğuk hava deposuna çırılçıplak atmıştı.
Yerden kaldırılıp hızla duvara yapıştırılıyorum. Tıpkı benim gibi soğuk ve paramparça bir duvara... Belki bu sefer beni boğarken ölçüyü kaçırır da acılarıma son verir. Belki de daha sonra yemeğime işeyip bana onu zorla yedirir. Zevklerinden mahrum bırakıldığında oldukça yaratıcı olabiliyor.
“Ağla benim için, seni küçük sürtük,” diye hırlıyor. Eminim ki şu an o sivri dişlerini gösteriyordur. Elini boynuma doluyor, nefesimi kesene kadar sıkıyor. Korkudan altıma kaçırıp bacağımdan aşağı süzülen ıslaklık, onun sadece kahkaha atmasına sebep oluyor.
“Nefes almak için yalvar, sana acıyayım. Bana gözyaşlarını ver, bu gece sana sıcak bir yemek vereyim. Vermezsen, açlıktan geberirsin,” diye kurallarını hatırlatıyor.
En son ne zaman sıcak bir şey yediğimi hatırlamıyorum. Zaten yemek yememe izin verdiklerinde de yemeğim hep soğuk oluyor ve içine bir şeyler karıştırılıyor. İçine ne katıyorlar... Emin değilim ama Aramana'yı kaybetmemin sebebi bu olabilir diye düşünüyorum. Belki bu sefer dozunu fazla kaçırmışlardır? Bunu öğrenmeyi çok isterdim ama bu pisliklerin hiçbirine ne gözyaşlarımı ne de kelimelerimi vermeye niyetim var.
Elimde kalan tek şey bu.
Kendi tercihimle susuyorum ve böyle kalmaya devam edeceğim. Kurdumla konuşamayacaksam, hiç konuşmam daha iyi. Her şeyimi elimden aldılar. Bütün bildiğim bu. Artık gözyaşı dökemiyorum ve bu durum asla değişmeyecek. Tükenmiş, yalnız ve çaresizim; bir kafeste çürüyen cansız bir ottan farksızım.
Başka hiçbir şey kalmadı.
Tamamen hissizim.
Duvarda cansızca yığılmış halde, bir balık gibi nefes almaya çalışırken gözlerim kararmaya başlıyor. Karanlığın içinde yıldızlar uçuşuyor; garip ama bu bana huzur veriyor. Gerçek yıldızları en son ne zaman gördüğümü bile hatırlamıyorum. Cansız bir kukla gibi yere bırakılıyorum ve anında sağ kaburgama şiddetli bir tekme yiyorum. Nefesim kesiliyor ve dayanılmaz bir acı bedenimi sarıyor.
Evet. Yine kırıldılar.
Nefes alırken bile sürekli acı çekmem, onun en sevdiği işkence yöntemlerinden biri ve yapması en kolayı.
Soğuk ve acımasız betonun üzerinde sol tarafıma yığılıyorum. Sürünerek kaçmaya cesaret edemiyorum. Çünkü bu, her zaman daha fazla dayak yememe neden oluyor. Bir keresinde sürünerek kaçmaya çalışıp yeri tırmaladığımda, ayak bileklerimden tutulup geriye çekilmiş ve tırnaklarım o an sökülerek yerinden çıkmıştı. Umarım bir gün tekrar kurduma dönüşebilirsem pençelerim olur. Çünkü kendi tırnaklarım hâlâ uzamaya çalışıyor.
Yüzümün kenarını yalıyor. O an, midemdeki her şeyi kusma isteğiyle dolup taşıyorum.
"Oh, tadın çok tatlı, küçük omega. Buram buram korku kokuyorsun ve bu harika," diye tıslıyor kulağıma. İster istemez irkiliyorum. "İtaatsizliğin beni tahrik ediyor ama asıl korkun, içimdeki vahşi çiftleşme arzunu kamçılıyor. Bu gece gidecek hiçbir yerin yok. Tamamen bana aitsin. Sabah şifacıya hazır olman şartıyla, bütün gece seni dilediğim gibi kullanma iznim var. Yarın senin için büyük bir gün. Kızgınlığa girmiş bir omega arayan, cebi dolu bir alfa gelecek. Bu yüzden düzgün görünmen gerekiyor; yani o kar beyazı teninin yeni morluklara hazır olması lazım."
Sözlerinin sonuna geldiğinde, sanki harika bir fıkra duymuş gibi kahkaha atıyor.
Bana, bir omegayı sahte bir kızgınlık dönemine sokmak için özel olarak hazırlanmış bir sokak uyuşturucusu veriyorlar. Kasılmaların acısı dayanılmaz bir boyuta ulaşıyor; ateş basmaları ise insana diri diri yakılıyormuş hissi veriyor. Bu durum sadece bir iki gün sürüyor ama o süre bile bana asır gibi geliyor. Kızgınlık iğnesini yedikten sonra ne sağlıklı düşünebiliyorum ne de hareket edebiliyorum.
Genelde sıkıca bağlanmış oluyorum ve kendi bedenim bana ihanet ediyor. Ne kadar uyuşmuş ve bilincimi yitirmiş olsam da, bedenim tatmin edilemeyen bir açlıkla, bir alfa düğümü için kendi sıvısını üreterek her zaman hazır bekliyor. Elbette bazen bilincimin yerine geldiği anlar da oluyor. O anlarda içimin alfa düğümleriyle ve yabancı cisimlerle dolu olduğunu fark ediyorum. Bedenimde taze yaralar açılmış oluyor ve havada genzimi yakan bir kan kokusu kalıyor; ama bu bilinçli anlar çok çabuk geçip gidiyor.
En azından ben öyle sanıyorum.
Beni yerden kaldırıp karnımın üzerine, kafesimin üstüne doğru fırlatıyor. Soğuk demir parmaklıklar, cılız ve yetersiz beslenmiş karnıma batıyor. Çelik burunlu botlarıyla ayak bileklerime sertçe vurarak bacaklarımı ayırıyor. Saçlarımı bir tutamını koparacak kadar şiddetle geriye çekiyor ve aniden, hiç beklemediğim bir anda içime giriyor. Ne bir kemer sesi duyuldu ne de açılan bir fermuarın hışırtısı.
Ben kafesimde baygın halde yatarken, o çoktan buna hazırlanmıştı.
Karanlığın içinde, o lanet aletini dışarı çıkarmış halde sinsice bekliyordu.
Canavar.
İçime o kadar sert giriyor ki, itişinin gücüyle kafesim neredeyse tamamen devrilecek gibi oluyor. Çok sert. Can yakıcı. Geriye çekiliyor ama bir kez daha içime giremeden, odayı sarsan şiddetli bir patlama meydana geliyor.
Patlamanın etkisiyle kafesin üzerinden fırlayıp sert beton zemine çarpıyorum. Gardiyan inleyerek hemen yanıma düşüyor; kolları ve bacakları bedenimin üzerine yığılıyor. Kurduna dönüşmek üzere olmalı, çünkü karanlığın içinde çelik gibi parlayan kurt gözlerini görebiliyorum.
Kaburgalarımı tutarak doğrulmaya çalışıyorum ve ellerimle yoklayarak kafesimin kapısını bulmaya çabalıyorum. Kulaklarım çınlıyor, burnuma yoğun bir kan kokusu geliyor. Sol gözümü temizlemek için ne kadar uğraşsam da görüşümü kapatan bir sıvı var. Birkaç damlası dudağıma süzülüyor.
Odanın diğer tarafındaki toz bulutunun içinde soluk bir ışık fark ediyorum. Etrafa saçılan tozun ve beton yığınlarının arasından gölge gibi bir silüetin ilerlediğini görüyorum.
Bu da neydi böyle?
Son Bölümler
#307 Prenses Cinayet Fasulyesi
Son Güncelleme: 8/13/2026#306 Delikten aşağı iniyorlar...
Son Güncelleme: 7/7/2026#305 Ormandaki Hayalet
Son Güncelleme: 7/7/2026#304 Harabeler ve Gelecek
Son Güncelleme: 7/7/2026#303 Normal'i Tanımlayın...
Son Güncelleme: 7/7/2026#302 Rot Tapınağı
Son Güncelleme: 7/7/2026#301 Münzevi bul
Son Güncelleme: 7/7/2026#300 Ne Yapıyoruz?
Son Güncelleme: 7/7/2026#299 Adalet Paketi
Son Güncelleme: 7/7/2026#298 Alfa'nın Sabrı
Son Güncelleme: 7/7/2026
Beğenebilirsiniz 😍
Bir Ejderhaya Aşık Olmamanın Yolları
Bu yüzden, adıma hazırlanmış bir ders programı, beni bekleyen bir yurt odası ve sanki beni benden iyi tanıyormuş gibi seçilmiş derslerle dolu bir mektup gelince, kafamın karışması normalden biraz fazlaydı. Herkes Akademi’yi bilir; cadıların büyülerini keskinleştirdiği, şekil değiştiricilerin formlarına hükmetmeyi öğrendiği ve her türden büyülü varlığın yeteneklerini kontrol etmeyi öğrendiği yer burasıdır.
Herkes… benden başka herkes.
Benim ne olduğumu bile bilmiyorum. Ne şekil değiştiriyorum, ne ufak bir büyü numaram var, hiçbir şey. Sadece, uçabilen, ateş çağırabilen ya da dokunarak iyileştirebilen insanların arasında kalmış bir kızım. O yüzden derslerde sanki buraya aitmişim gibi oturup rol yapıyorum ve kanımda saklı olan şeyle ilgili en küçük ipucunu yakalayabilmek için dikkatle dinliyorum.
Benden bile daha meraklı olan tek kişi Blake Nyvas. Uzun boylu, altın rengi gözlü ve tam anlamıyla bir Ejderha. İnsanlar fısıldaşıp onun tehlikeli olduğunu söylüyor, benden uzak durmam için beni uyarıyor. Ama Blake, sanki benim gizemimi çözmeye kararlı ve nedense ben ona herkesten çok güveniyorum.
Belki bu delice. Belki de gerçekten tehlikeli.
Ama herkes bana buraya ait değilmişim gibi bakarken, Blake bana çözülmeye değer bir bilmeceymişim gibi bakıyor.
Üçlü Gelir
Charlotte, hayatta kalabilmek için onların pençelerinden kaçması gerektiğini kısa sürede anlar... Bu, ağır bir pişmanlık duyacağı bir şey yapmak anlamına gelse bile!
Kötü muameleden ve ilgisiz annesinden kaçarken, Charlotte, ona yardım etmekten başka bir şey istemeyen iyi kalpli bir kız olan Anna ile tanışır.
Ama Charlotte gerçekten yeniden başlayabilir mi?
Anna'nın arkadaşlarıyla, ki bunlar tesadüfen suç dünyasına derinlemesine bulaşmış üç iri yarı adamdır, uyum sağlayabilecek mi?
Yeni okulun kötü çocuğu Alex, onunla tanışan çoğu kişi tarafından korkulan biri, "Lottie"nin iddia ettiği kişi olmadığından hemen şüphelenir. Grubunun sırlarını ona güvenmeden açmak istemez ve ona karşı soğuk davranır - ta ki Charlotte'un geçmişini küçük parçalar halinde çözmeye başlayana kadar...
Taş kalpli Alex sonunda onu içeri alacak mı? Geçmişini saran üç iblisten onu koruyacak mı? Yoksa kendini zahmetten kurtarmak için onu onlara teslim mi edecek?
Aldatmadan Sonra: Bir Milyarderin Kollarına Düşmek
Doğum günümde, onu tatile götürdü. Yıldönümümüzde, onu evimize getirdi ve yatağımızda onunla sevişti...
Kalbim kırılmıştı, onu boşanma belgelerini imzalaması için kandırdım.
George kaygısızdı, beni asla terk etmeyeceğime inanıyordu.
Aldatmaları, boşanma kesinleşene kadar devam etti. Belgeleri yüzüne fırlattım: "George Capulet, bu andan itibaren hayatımdan çık!"
Ancak o zaman gözlerinde panik belirdi ve kalmam için yalvardı.
O gece telefonum sürekli çaldı, ama cevaplayan ben değildim, yeni sevgilim Julian'dı.
"Bilmez misin," Julian telefonda gülerek, "eski sevgili dediğin ölü gibi sessiz olmalıdır?"
George dişlerini sıkarak öfkeyle: "Onu telefona ver!"
"Maalesef bu imkansız."
Julian, yanına sokulmuş uyuyan halime nazik bir öpücük kondurdu. "Yorgun, yeni uykuya daldı."
Lycan Prensinin Yavrusu
"Yakında bana yalvaracaksın. Ve o zaman geldiğinde—seni istediğim gibi kullanacağım ve sonra seni reddedeceğim."
—
Violet Hastings, Starlight Shifters Akademisi'nde birinci sınıfa başladığında, sadece iki şey istiyordu—annesi'nin mirasını onurlandırarak sürüsü için yetenekli bir şifacı olmak ve akademiyi kimsenin tuhaf göz rahatsızlığı nedeniyle ona ucube demeden bitirmek.
Ancak işler dramatik bir şekilde değişir, Kylan'ın, Lycan tahtının kibirli varisi ve tanıştıkları andan itibaren hayatını cehenneme çeviren kişinin, onun ruh eşi olduğunu keşfettiğinde.
Soğuk kişiliği ve zalim yollarıyla tanınan Kylan, bu durumdan hiç memnun değildir. Violet'i ruh eşi olarak kabul etmeyi reddeder, ama onu reddetmek de istemez. Bunun yerine, onu küçük köpeği olarak görür ve hayatını daha da zorlaştırmaya kararlıdır.
Kylan'ın eziyetleriyle başa çıkmak yetmezmiş gibi, Violet geçmişi hakkında her şeyi değiştiren sırları keşfetmeye başlar. Gerçekten nereden gelmektedir? Gözlerinin ardındaki sır nedir? Ve tüm hayatı bir yalan mıydı?
Masamın Üstündeki CEO
“Evet, ihtiyacı var.”
“Ya böyle bir korumayı istemezse?”
“İster,” diyorum, sesim biraz alçalıyor. “Çünkü ona dünyayı verebilecek bir erkeğe ihtiyacı var.”
“Ya dünya yanarsa?”
Elim Violet’ın belinde belli belirsiz sıkılaşıyor.
“O zaman ona yenisini kurarım,” diye karşılık veriyorum. “Gerekirse eskisini kendi ellerimle yakıp yıkarım.”
Ben Rowan Ashcroft için çalışmıyorum.
Onun altında çalışıyorum.
Masamdan, şehrin en acımasız CEO’suna kimin ulaşabileceğine, kimin lobiyi bile geçemeyeceğine ben karar veririm. Onun vaktini, suskunluğunu, düşmanlarını yönetirim. Onun dünyası dönsün diye uğraşırım; benimkiyse ödenmemiş faturaların, rehabilitasyona kapatılmış bir annenin ve vedasız kaybolup giden bir kardeşin ağırlığıyla sessizce çöker.
Rowan Ashcroft, özel dikim bir takım elbisenin içine sarılmış güçtür.
Soğuk. Dokunulmaz. Merhametsiz.
Flört etmez. Gülümsemez. İnsanları görmez; sadece işe yararlılıklarını görür.
Ve uzun süre, ben de sadece işe yarardım.
Ta ki beni izlemeye başlayana kadar.
Dikkatindeki değişim önce belli belirsizdir. Bir an fazla süren bir duraksama. Uzayan bir bakış. Beni uzaklaştırmak yerine yakınına çeken talimatlar. Masamın başında dimdik duran o adam, programımdan fazlasını kontrol etmeye başlar ve ben çok geç anlarım: Rowan Ashcroft’un dikkatini çekmek, onun tarafından görmezden gelinmekten çok daha tehlikelidir.
Çünkü onun gibiler sevgi aramaz.
Sahip olmayı ister.
Bu bir iş olmalıydı.
Sınırlarımın sınandığı bir şey değil.
Onun otoritesine ağır ağır, bile isteye iniş değil.
Ama Rowan Ashcroft benim masamın altında olmam gerektiğine karar verdiyse, öyle olsun.
Hayatta kalmanın bir bedeli var ve faturalar, nasıl ödediğimi umursamaz.
Bu Sefer Tüm Benliğiyle Peşimde
Balo salonundan çıkıp, kapının önünde sigara içen adamın yanına gitti. Amacı, en azından kendini açıklamaktı.
"Bana hâlâ kızgın mısın?"
Adam elindeki sigarayı fırlatıp attı ve ona açıkça küçümseyen gözlerle baktı. "Kızgın mı? Benim kızgın olduğumu mu sanıyorsun? Dur tahmin edeyim... Maya sonunda benim kim olduğumu öğreniyor ve şimdi 'yeniden bir araya gelmek' istiyor. Soyadımın servet demek olduğunu anladığına göre, kendisine yeni bir şans arıyor."
Maya bunu inkar etmeye yeltendiğinde adam onun sözünü kesti. "Sen sadece gelip geçici bir hevestin. Önemsiz bir dipnot. Bu gece karşıma çıkmasaydın, seni hatırlamazdım bile."
Maya'nın gözleri doldu. Neredeyse ona kızından bahsedecekti ama son anda sustu. Adamın, sırf parasını almak ve onu tuzağa düşürmek için çocuğu kullandığını düşüneceğinden emindi.
Maya söyleyeceği her şeyi içine attı ve oradan uzaklaştı. Yollarının bir daha asla kesişmeyeceğinden adı gibi emindi. Ancak işler hiç de sandığı gibi olmadı. Adam sürekli Maya'nın hayatına girmeye devam etti; ta ki gururunu ayaklar altına alıp, kendisine dönmesi için Maya'ya çaresizce yalvaracağı o güne kadar.
Kötü Çocuk Kesinlikle Yasak
“Rahat ol, vahşi kedi,” diye mırıldanıyor Dylan, dudakları dudaklarımdayken. “Ben öpüp de anlatanlardan değilim.”
Olivia Sterling çocukluğumdan beri en yakın arkadaşım. Bana verdiği tek bir kural vardı: Ağabeyinden uzak dur.
Dylan Sterling uzak durmam gereken her şey. Kibirli. Tehlikeli. Kalp kırmayı eğlenceye çeviren tiplerden. Onu öptüğüm geceden çok önce de bunu biliyordum.
Şimdi Olivia’dan gizli gizli görüşüyoruz. Evinde ders çalışmak, boş odalarda çalınmış anlara dönüşüyor. Gizli bir öpücük, kontrol etmesi çok daha zor bir şeye dönüşüyor.
En kötü yanı da suçlu hissetmem gerekmesi. Ama onun yerine, galiba ona âşık olmaya başlıyorum.
Ama Olivia bizimle ilgili gerçeği öğrenirse, hayatımdaki en önemli dostluğu kaybedebilirim.
O yüzden asıl soru çok basit.
Her şey dağılıp gitmeden önce bu sırrı ne kadar daha saklayabiliriz?
Dört ya da Ölü
"Evet."
"Üzgünüm, ama başaramadı." Doktor bana acıyan bir bakışla söyledi.
"T-teşekkür ederim." Titreyen bir nefesle söyledim.
Babam ölmüştü ve onu öldüren adam şu anda tam yanımda duruyordu. Elbette bunu kimseye söyleyemezdim çünkü ne olduğunu bilip hiçbir şey yapmadığım için suç ortağı sayılırdım. On sekiz yaşındaydım ve gerçek ortaya çıkarsa hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilirdim.
Kısa bir süre önce lise son sınıfı bitirip bu kasabadan sonsuza dek kurtulmaya çalışıyordum, ama şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Neredeyse özgürdüm ve şimdi hayatım tamamen dağılmadan bir gün daha geçirebilirsem şanslı olurdum.
"Artık bizimlesin, şimdi ve sonsuza dek." Sıcak nefesi kulağımın dibinde tüylerimi diken diken etti.
Artık onların sıkı kontrolü altındaydım ve hayatım onlara bağlıydı. İşlerin bu noktaya nasıl geldiğini söylemek zor, ama işte buradaydım... bir yetim... ellerimde kanla... kelimenin tam anlamıyla.
Yaşadığım hayatı cehennem olarak tanımlayabilirim.
Her gün ruhumun her bir parçası sadece babam tarafından değil, aynı zamanda Karanlık Melekler denilen dört çocuk ve onların takipçileri tarafından da sökülüyordu.
Üç yıl boyunca işkence görmek dayanabileceğim kadar ve yanımda kimse olmadığı için ne yapmam gerektiğini biliyorum... Tek bildiğim yolla çıkmalıyım, ölüm huzur demek ama işler asla bu kadar kolay değil, özellikle beni uçuruma sürükleyen adamlar hayatımı kurtaranlar olduğunda.
Bana asla mümkün olacağını düşünmediğim bir şey verdiler... ölü olarak intikam. Bir canavar yarattılar ve dünyayı yakmaya hazırım.
Yetişkin içerik! Uyuşturucu, şiddet, intihar bahsi geçmektedir. 18+ önerilir. Ters Harem, zorba-aşığa dönüşen ilişki.
CEO'nun Asi Gelini
Söylentilere göre, sadece çirkin değil aynı zamanda engelliydi.
Hayatımın geri kalanını sefalet ve utanç içinde geçireceğimi düşündüm, ama gerçek tamamen farklı çıktı—kocam hem yıkıcı derecede yakışıklı hem de seçkin, sadece kadınlara karşı alerjik bir reaksiyonu var.
Ve ben, bir şekilde, onun tek istisnası oldum.
Ama ya bir gün durumu iyileşirse? Ya diğer kadınlar artık alerjisini tetiklemezse? Hâlâ onun seçimi ben olur muydum?
Kendi sürüleri
İntikamcı Patron Eski Sevgili
Ama o yine de koşup başka bir kadına gitti.
Bebeğimi doğurdum ve yurt dışına taşınmaya karar verdim.
Geri döndüğümde—artık çirkin ördek yavrusu değil, bir kuğuydum—onun kuzeni de, eski üst sınıftan okul ağabeyim de bana sanki arkadaşlıktan fazlasını istiyorlarmış gibi baktı.
Ya o... kocam. Hâlâ kim olduğumu anlamadı.
Mafya'nın Deniz Adamları
Vernon dondu kaldı, Nixxon'un beklenmedik öpücüğünün baştan çıkarıcı hissi onu dilsiz bıraktı.
"Bir öpücük..." diye fısıldadı, nefessiz kalmıştı.
"Seni öpmek güzel bir his, Vernon," diye fısıldadı Nixxon ve... onu tekrar öptü.
Nixxon sualtı krallığından kaçmıştı, okyanusla tüm bağlarını koparmak için çaresizdi. Ama insan dünyası hayal ettiği özgürlük değildi... başka bir tür kafesti. Vernon tarafından yakalanan Nixxon, acımasız bir mafya lideri tarafından casus ya da silah zannedildi. Nixxon hızla hayatta kalmasının, rol yapmasına ve ne kadar hızlı öğrenebileceğine bağlı olduğunu fark etti.
Başlangıçta Vernon, Nixxon'u sadece bir tehdit olarak görüyordu... geçmişi olmayan, kayıtlarda bulunmayan ve tuhaf bir hareket tarzı olan garip bir adam. Ama onu sorguladıkça, Nixxon daha da çekici hale geliyordu. Hem saf hem de keskin zekalıydı, meydan okuyor ama insan yaşamına tuhaf bir hayranlık duyuyordu. Ve en kötüsü, Vernon'a sanki tanımaya değer bir şeymiş gibi bakıyordu.
Nixxon'u yanında tutmak zorunda kalan Vernon, istemeyerek de olsa onun insan dünyasına rehberi oldu... bir insan ansiklopedisi; masum ama tehlikeli sorulara cevap veriyordu. Açlık nedir? İnsanlar neden yalan söyler? Sevmek ne anlama gelir?
Ama Vernon sonunda Nixxon hakkında gerçeği ortaya çıkardığında... kim olduğunu, ne olduğunu... bir seçimle karşı karşıya kalır: Bir zamanlar düşman olarak gördüğü adamı serbest bırakmak mı... yoksa daha sıkı zincirlemek mi?
Çünkü bir şey ona Nixxon'un sadece okyanustan kaçmadığını söylüyor. Onun peşinde daha kötü bir şey var.
Ve Vernon, Nixxon'u kurtarmak mı istiyor... yoksa onu sonsuza kadar yanında mı tutmak istiyor, bilmiyor.












